Türkiye, tarihinde yeni bir döneme giriyor. Bu yeni dönemde, Cumhurbaşkanı’nı ilk kez HALK seçecek.
Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesi demek, İCRACI bir Cumhurbaşkanı’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetmesi ve siyasi kararlarda daha fazla rol ve sorumluluk alması demektir.
Türkiye, bu seçimle, adım adım BAŞKANLIK sistemine hazırlanmaktadır. Başkanlık sisteminde, tüm yetkiler BAŞKAN’ın elinde toplanmakta ve BAŞKAN ülke yönetiminde daha fazla söz sahibi olmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu’nun AÇIKLAMALARI Cumhurbaşkanı seçiminin tarihlerini belirledi:
Bu açıklamalara göre “Halen görev yapmakta olan Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin 28 Ağustos 2014 tarihinde dolacak olması nedeniyle, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 5678 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle değişik 101. maddesi ve 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca halk tarafından seçilecek olan Cumhurbaşkanı’nın seçim tarihi, Yüksek Seçim Kurulu tarafından ilk oylama 10 Ağustos 2014, seçimin ikinci oylamaya kalması durumunda ise ikinci oylama 24 Ağustos 2014 olarak, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları ülkede oy kullanma tarihleri ise ilk oylama 31 Temmuz-3 Ağustos 2014, seçimin ikinci oylamaya kalması durumunda ise ikinci oylama 17-20 Ağustos 2014 tarihleri olarak belirlenmiştir.”
Yüksek Seçim Kurulu’nun bu açıklaması, birçok yeni öğeyi de beraberinde taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve YURT DIŞINDA yaşayan insanların bile, oy kullanmaya teşvik edilmesi, Türkiye dışındaki ülkelerde yaşayanların da Cumhurbaşkanı seçimine katılması, Türkiye’yi bir dünya devleti yapma politikalarının sonucudur.
Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nı halk oyu ile seçmesinin önemini kavrayan iki siyasi akım vardır. Birincisi Tayyip Erdoğan’ın önderliğindeki AK Parti, ikincisi ise Selahettin Demirtaş’ın önderliğindeki Kürt hareketi ve buna destek veren Türk aydınları.
Her iki akım da, partilerinin genel başkanlarını aday göstererek, bu yeni döneme verdikleri önemi göstermek istediler.
CHP ile MHP ise, bu yeni döneme, Cumhurbaşkanı adaylığı için siyasi liderlerini değil, bir ÇATI adayını göstererek girme kararı aldılar.
CHP ve MHP’nin bu ÇATI ADAYI kararı, her iki parti içerisinde huzursuzluk yarattı.
Bu huzursuzluk, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra, daha da artarak devam edecektir.
CHP ve MHP’nin Çatı adayını birlikte desteklemesi, ESKİ ile YENİ dönemin de çatışmasının sembolü olmuştur.
Eski Devlet, bürokratik mekanizmanın alabildiğine etkin olduğu ve sıradan halkın söz sahibi olamadığı bir Türk milli devleti karakterindeydi. Bu devlette bürokratlar ve ordu daha etkin bir rol oynamakta ve diğer sınıf ve katmanlara fazla hayat hakkı vermeyen bir politika izlemekteydi.
Türkiye’deki kapitalist ilişkilerin alabildiğine gelişmesiyle birlikte, bürokratik mekanizma adım adım iktidarını kaybederken, orta sınıf ve Anadolu sermayesi de adım adım iktidarını pekiştirmeye çalışıyor.
Tayyip Erdoğan, bu yükselen yeni sınıfların adayı olarak, Cumhurbaşkanlığına en yakın aday pozisyonundadır.
Kürtlerin ve Türk ilerici kesimlerinin Cumhurbaşkanı adayı Selahettin Demirtaş da, bu adaylığı ile Türkiye’deki Kürt halkının ve ilerici Türklerin taleplerini siyaset sahnesine taşıyacaktır.
CHP-MHP ittifakının adayı ise, halka ne vaat edebilir. Bu adayın arkasındaki güçlerin gerek Türkiye orta sınıfına, gerekse Kürtlere, baskıdan başka, tarihte verebildikleri ne var.
Seçimin, ikinci tura kalması durumunda, Kürtlerin ve Türkiye ilerici hareketinin, CHP-MHP ittifakına mı, yoksa Tayyip Erdoğan’a mı oy vereceği sorusunun cevabı ŞİMDİDEN belli değil mi?
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçimi, biz Kıbrıslıları da çok yakından ilgilendirmektedir. Seçilecek olan Cumhurbaşkanı’nın, Kıbrıs’ta çözüm prespektifini ileri götürecek bir lider olması, en büyük dileğimizdir.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























