Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye’de 2 milyondan fazla göçmen

Orta Doğu bataklığı, birçok karmaşık sorunu içinde barındırmakta ve bu karmaşık sorunlar, insanlık trajedisine dönüşmektedir.

IŞİD ve Suriye’deki iç savaş, bu trajedilerin ön planına Suriyeli ve Iraklı göçmen sorununu, Türkiye’nin gündemine soktu.
Türkiye, BM açıklamalarına göre, bir günde 100 BİN’in üzerinde Suriyeli göçmeni kabul etmek zorunda kalan bir ülke.
Türkiye’ye son birkaç yılda göçmen olarak gelenlerin sayısı 2 MİLYON’u geçti…
İki milyondan fazla insanın bir yerden başka bir yere göç etmesinin yanı sıra, bu insanların rehabilitasyonu, onlara, yemek ve yatacak yer temini bile çok büyük bir ekonomik yük olarak ortaya çıkmaktadır.
Özellikle Suriyeli göçmenlerin Güney Doğu Anadolu’da, sadece ekonomik yük değil, sosyal problemler de taşıdıkları, Türkiye basınına sık sık yansımaktadır.
Ülkelerinden kaçarken, her şeylerini bırakıp, iyice yoksullaşan bu insanların, yeni bir yerde tutunma çabaları, bu çabalar içerisinde, düştükleri trajik problemler ve yaşadıkları, gerçekten çok büyük bir insanlık dramıdır.
Türkiye açısından ise bu göç akını, ülke içerisindeki milliyetçilik akımını körüklemekte ve bu akımlar yabancı düşmanlığını kullanarak kendilerine daha uygun zemin yaratmaktadırlar.
Türkiye, bu kadar fazla insanı içine alırken, Türkiye hükümetinin İslamcı karakteri rol oynamış olabilir. Ancak olayın daha büyük yönleri de vardır.
Türkiye’ye göç eden bu insanların eski topraklarına, yurtlarına kolay kolay denemiyecekleri kesindir. Türkiye bu insanları kabul ederken, onlar için çok büyük bir bedel öderken, kendi siyasi hedefleri için de uygun bir zemin yaratmaktadır.
Bu uygun zemin, birçok tehlikeyi içinde barındırmasına rağmen tercih edildiğine göre, mutlaka günü geldiğinde kullanılacaktır.
Türkiye, Orta Doğu’da özellikle Kürtleri de içine alacak şekilde, bölgesel bir Türk-Kürt federasyonuna doğru gitmektedir. Suriyeli nüfusu içine alması, Barzani ile iyi ilişkiler kurması ve Kürt sorununda, her ne pahasına olursa olsun, ÇÖZÜM SÜRECİNİ tamamlamak istemesi, bir mozaiğin değişik taşlarıdır.
Enerji, tüm ülkelerin en temel ihtiyacıdır. Bu temel ihtiyaçlarını karşılamak isteyen ülkeler, enerji üzerinden çok büyük bir dalaşma içerisindedirler.
Türkiye, büyümesi için her yıl, % 26 oranında ek enerji kaynaklarına ihtiyaç duyarken, Orta Doğu’daki çatışma ve alt-üst oluştan faydalanmak istemeyeceğini düşünmek çok büyük bir saflıktır.
Türkiye’nin Orta Doğu enerji kaynakları dışında, Kıbrıs’ta da çıkacak gaz konusunda, pasif kalmayacağı kesindir. Barbaros gemisinin Kıbrıs’a gönderilmesi, Türkiye’nin bölgesel enerji politikalarının bir parçasıdır.
Türkiye kendi etrafındaki tüm enerji kaynaklarından faydalanmak ve o kaynaklardan ucuz enerji elde etmek için her tür bedeli ödemeye hazır olduğunu, içine iki milyondan fazla mülteciyi kabul ederek göstermiştir.
Türkiye’ye göç eden mülteciler sorunu, sadece ekonomik ve siyasi sonuçları olacak olan bir sorun değildir. Bu sorun artık, stratejik bir mücadelenin parçası haline getirilmiştir.
Türkiye’nin Suriye’deki ESAD rejimini devirmek için yaptığı mücadele, bu çerçeve içerisinde düşünülmelidir. Esad’ın düşürülmesi ve Suriye’de BATI’ya ve Amerika’ya yakın birinin oturması, Türkiye’nin Orta Doğu’daki genişleme politikasının da başlangıcı olacaktır.