Köşe Yazarları

TÜRKİYE-KIBRIS VE POLİTİKA…


Çok uzun yıllar “savaşmasını” bilen Türkiye’nin ayni meziyeti “politik ilişkilerde” gösteremediğinden yakınırken doğal bir örnekleme ile “Kıbrıs siyasi sorununu gösteriyorduk..”

Fakat itiraf edelim: Artık Türkiye de “politika” yapıyor. Hem de 46 yıldır Kıbrıs sorunu için gösteremediği politik becerilerine  nazire, şimdilerde  ayni “Kıbrıs sorunu” üzerinden gerçekleştirdiği başarılı politikalarıyla!

Bu tecelli eğer kaderin oyunu değilse tutun ki Kıbrıs Türkiye’nin  “nazar boncuğudur!”

NİTEKİM  1974’lerden kalmasına karşın hâlâ çözümsüzlüğün bam telinde atan  Kıbrıs sorunu o görkemli Barış harekâtına “çözümsüzlükle” nanik sallarken;   son dönemlerde uluslararası siyasi ilişkilerine  baktığımızda görüyoruz ki Türkiye yine “Kıbrıs odaklı” politikalarla yürümekte..

Hatırlayın:  Türkiye’nin ilk kez 1964’lerde  ABD Cumhurbaşkanı Jhonson’un, yine Kıbrıs sorunu nedeniyle dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye yazdığı şu ünlü  tehditkâr mektubuydu ki  sonrasında atılan Türkiye’nin dış politikasının temelini oluşturduydu.  Nitekim mektupla ilgili dönemin Başbakanı İsmet İnönü şu açıklamayı yaptıydı: “Yeni bir dünya kurulur Türkiye orada yerini alır..”

Şimdilerde Türkiye’nin Amerika’dan Rusya’ya, Ortadoğu’dan dolayısıyla Doğu Akdeniz’e fakat tümünün de “Kıbrıs odaklı” eksen etrafında dolaşan “dış politikalarına” batlığımızda şöyle bir “resim görüyoruz:

ERDOĞAN’ın sağında  ABD Cumhurbaşkanı Trump, Solunda  Rusya Devlet Başkanı Putin..

Onların da yanlarında ve sağlarında sollarında AB ülkelerinin Başbakanları, Cumhurbaşkanları almakta yerlerini..

Ötesinde ise Türkiye’yle el ele kolkola Asya ve Afrika ülkelerinden bazılarının Devlet adamları var ki Türkiye’ye “hamileri” olarak bakmaktalar..

Özellikle  Türkiye’nin  sözünü etiğim “Libya” odaklı “Berlin Konferansı”  sonuçları itibarıyla,  tutun ki  son yılların akıllıca hazırlanmış “politik zaferlerinden”  biridir.

Ki başta “Yunanistan”ı hasetinden çıldırtırken, “AB’ye de “Ortadoğu’daki inisiyatifi Türkiye ile Rusya’ya kaptırdık” itirafını yaptırtmıştır!

…BAKIN Erdoğan’ı sevmemiş olabilirsiniz. Hatta yukarıda “başarılı politikalar” diyerek yazdıklarıma da Kılıçdaroğlu gibi “bir gün ters teper” diyerek şerh koyabilirsiniz..

Fakat unutulmamalıdır: “Libya sorunuyla ilgili Berlin’de gerçekleştirilen konferansta  “beni neden çağırmadınız Libya’nın asıl komşusu benim” diye çığlık çığlığa şikâyet eden  Yunanistan’dır! Ki  artık Türkiye’nin olduğu yerde ancak izniyle  vardır!

KIBRIS siyasi sorununa dönüyorum. Ve dikkat diyorum:

Rum Yunan ikilisi için Türkiye’ye yönelik tek politika argümanı kalmıştır o da Kıbrıs sorunudur! Çözümsüzlük de elinde tuttuğu sürdürülebilir kozudur!

Stratesjisi ise Kuzey’deki Türk halkının çözümsüzlükten kaynaklı sorunlardan dolayı bunalıp “nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun” noktasına gelmesidir!

Ki Kıbrıs Türk halkı bu son noktaya doğru itilmektedir! Sorunları azaltılacağına çoğaltılmaktadır!

DİKKAT diyorum! Türkiye’nin “Kıbrıs ağırlıklı” o dünyasal politikası bir gün KKTC’deki sorunlar nedeniyle çuvallarsa… Sadece biz değil en çok Türkiye kaybeder!

*****

BU GEMİ KARAYA OTURDU!

Kanserle ilgili bildiğim tek  şey vardır: Ki bizim çocukluğumuzda “yenirağrısı” derlerdi.

Hücrelerimizde (epital) denilen ve düzensiz şekilde  çoğalırlarken sonunda organizmanın her hangi bir yerinde beliren “habis” (kötü) bir “urun” hücreleri tahrip ederek ve sürekli gelişerek   insanı ölüme sürüklemesidir.

Muhakkaktır ki: Sağlıklı bedenlerde, doğru beslenmelerde,  düzenli yaşamlarda kısaca kendine özen gösteren insanlarda böyle “habis” oluşumlar   için  uygun ortam olamayacağından  kanser vakası görülmez.

…DEVLET “düzeniyle düzensizliği” de öylesi bir kanserojen olayın yansıması gibidir. Ki bizimki  gibi Devletler  zaten o “habis urla” doğarlar!

Önce müzmin denecek oranda çözümsüzdürler!

Sonra vücutlarındaki urları iflah olamayacak kadar ileri derecededirler!

En kötüsü teşhis konsa da tedaviye cevap veremezler. Çünkü bu geleneksel  zafiyetlerindendir!

KISACA  Türkiye ne para pompalasa ne nasihatte bulunsa ne tehdit etse  ne boğamızı sıksa; “iflah olmaz” dediğimize naziredir KKTC! İşte bir yalın ispatı:

HATIRLAYIN: 2019’da artık Erhürman hükümetinin “gitti gider” olduğu iyicene belirginleştiğinde medyadan  canhıraş bir feryat yükseldiydi: “36 yılda 34 defa hükümet değişikliği oldu! Yeter artık!”

Çünkü hesaba kitaba vuruldu muydu  her yıla bir seçim düşüyordu! Olacak iş değildi, bağışlayın ama “rezaletti!”  Fakat bu “saçmalığı” hiçbir hükümet bu güne kadar sorgulamadı Tatar Hükümeti de!                        Bir kez olsun geriye dönüp kanserojen haline gelmiş bu  “Yönetimler açmazlarıyla” bu memlekette tırnak kadar ilerleme olamayacağını görmek istemediler?

Kİ ne diyoruz her aklımıza geldikte:

Her Hükümet kendi “planı” ile gelirken.. Giden  her hükümet de   büyük iddialarla hazırlayıp günlerce Mecliste tartışılıp onaylanan  planı ile gitti!..

…BU sendromu yakında gene yaşayacağız da peki ama bu toplum “istikrarın” hiç olmazsa “i”sini uygulamak konusunda  ne zaman iki yıl iktidarda kalacak bir hükümet görecek?

Nitekim  siz bundan sonra Başbakanı ile Yardımcısının  Cumhurbaşkanlığına aday olacakları gerçeğinde, bu ülkede hangi “planın uygulanmasını yada sağlanacak istikrarı beklersiniz ki?

…TATAR-Özersay Hükümeti 2019’un Mayıs ayının sonlarında kurulduydu.  Yani henüz 8 aylık bir hükümet! İcraatlarına bakıyorum bu sekiz ayın yarısı “imar planı” tartışmalarıyla geçti ve sonu fiyaskoyla  bitti!

BAŞKA?  “Yol yoksa seyrüsefer ruhsatı da yok”  sloganıyla ayağa kalkan büyük halk kitleleri tutun ki bıkkınlığını haykırmakta.

DAHA başka? Gündemde “Yolsuzluklar” vardı. Çaluda ile Özgürgün’ün başlarını yakmakla kalakaldılar! Memleket bin beter!..

NE diyorduk bu gemi karaya oturdu..

 

 




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı