Köşe Yazarları

Türkiye ekonomisinde büyüme

Geçen gün açıklanan TÜİK 2017 ekonomi sonuçlarına göre, Türkiye’de 2017 yılında % 7.4 gibi önemli bir reel büyüme sağlanmıştır.  3cü çeyrekte ve en son geçen gün yıllık göstergelerle açıklanan 4cü çeyrekteki yüksek büyüme oranları yılın ikinci yarısından sonraki yatırımları hızlandırma konusunda TC Hükümetince yapılan teşvik hamlelerinin sonucu olarak, yıllık yüksek büyüme beklentisini gerçekleştirmiş oldu.

Hatırlanacağı üzere yatırım ve işletmeler için özellikle KOBİ’lere yönelik krediye erişimi kolaylaştırmak ve kredi limitlerinin arttırılması konusunda teşvik önlemleri yürürlüğe konmuştu ve kredi artış oranı KGF desteğiyle de önemli oranda (% 22’lerde) artmıştı.. Ancak mevduatlar aynı oranda artmadığı cihetle aynı zamanda iç kaynak sıkıntısı çekilmiş ve dış kaynak ihtiyacı artarak bankalar kanalıyla özel sektörün dış kaynaklı borçlanma miktarı da artmıştır.

% 7.4 ekonomide büyüme hızı, 2013 yılından bu yana en yüksek büyüme oranıdır. 2016’da % 3.2 idi. Ancak ondan önceki yıllarda  2011’de %11, bilahare 2013 yılında % 8.5 ve sonraki yılarda % 5 ve %6 oranlarında yüksek büyüme olmuştu.

Sektörlere bakarsak 2017’de sanayi sektöründe %9.2, inşaatta % 8.9, hizmet sektöründe % 10.7 gibi reel büyüme gerçekleşmiş tarım sektöründe daha düşük % 4.7 olmuştur. Mal ve hizmet ihracatı artışı da % 12 gerçekleşti. En hızlı büyüme %12.4 ile Bilgi-iletişim’de oldu. En yavaş büyüme ise gayrı menkul faaliyetlerindedir, %2.6.

2017’de % 7.4 ekonomik büyümede en büyük etkenlerden biri hane halkı tüketim talebi ve harcamalarından kaynaklanmıştır. Nihai tüketim harcamalarının artışı % 6.1 olmuş, bu ithalat talebini de arttırmıştır. Vatandaşın % 6.1 tüketim talebi artışının, %7.4’lük büyümeye 3.74 puanlık en yüksek katkı sağladığını görmekteyiz. Sonrasında üretim sektörünün büyümeye hız veren hizmet sektörünün(turizm, ulaştırma ve ticaretin büyümeye 2.33 puanla etkisi de yüksek oldu. İnşaat yatırımları 2.1 puan, sanayi 1.8 puan’la, takip eden en çok katkı yapan sektörler oldu.

Sabit sermaye yatırımında makine ve teçhizat yatırımlarında büyüme % 8 olarak bu yıl da devam etti. GSYIH içinde sabit sermaye oluşumunun payı % 29.8 oldu ve geçen yıla göre sabit sermaye yatırımlarında %7.3 artış gerçekleşti. Hane halkının tüketim harcamaları ise en yüksek ve GSYİH’nın % 59’unu teşkil etti.

Büyümede 2017 yılında Türkiye dünyada ikinci en yüksek büyüyen ülke oldu. TÜİ Kurumu büyüme verileri açıklamasından sonra TC Başbakanı Sn. Binali Yıldırım, konu ile ilgili açıklaması içinde 2018 yılında da Yatırım ortamının kolaylaştırılması için 128 milyar TL’lik yeni bir yatırım teşvikinin getirileceği beyanatında bulundu.

Büyümedeki sektörler itibariyle sağlanan olumlu gelişmelere karşılık yüksek enflasyon, yükselen faizler ve cari açığın artması genel değerlendirmelerde endişeler içermektedir. Özellikle sanayi imalatında ithale dayalı yapı henüz değişmediği cihetle gelişen ihracata karşı gerek imalata tabi malların gerekse tüketim talebinin artışı dolayısıyla ithalatta daha fazla artış yarattığı cihetle cari açığı da olumsuz etkilemiştir.

Çift rakamlı enflasyon konusunda, TCMB’nın da tek rakama düşürülmesi hedefi var. Ancak döviz yükselişleri gerek küresel dış gerekse ülkede iç mali ve ekonomik nedenlere dayanarak istikrara kavuşamazsa maliyetlere etkisi dolayısıyla frenlenmesi zorlanacaktır. Temennimiz döviz kurlarının istikrara kavuşmasıdır. Bu da yalnız Türkiye ekonomisindeki gelişmelere değil, ABD ve AB ekonomilerinde 2008 küresel krizinin etkilerinin gittikçe azalması ve ekonomilerinde toparlanmaya gitmeleri yönünde alacakları önlemler ve uygulayacakları ekonomi ve mali politikalara da bağlıdır. Çünkü buna bağlı olarak bu ülkelerde hem faizlerde yükselme hem de arzu ettikleri enflasyon seviyelerine çıkma hedefleri gerçekleştikçe yansımaları olacaktır. Halen AB ve ABD’de enflasyonun %2 hedefe yükselme ve faizleri de arttırma meyli sürdürülmektedir. Dolayısıyla Küresel sermaye dolaşımı arttıkça ve Türkiye’ye de girdiği  ölçüde ekonomiye de bu ülke politikalarının direk diğer etkilerinin de olumlu veya olumsuz artacağı unutulmamalıdır.

Bir de ABD’de sıkı para politikalarına geçen yıldan başlanması ve AB’de, AB Merkez Bankası’nın da bu yöne yönelme sinyalleri vermesi,  dış sermaye transferini Türkiye’ye yönelik olumlu veya olumsuz etkileyebileceği oranda, döviz talebine yapacağı etki ile döviz kur’larının yükselmesi veya duraklaması ve maliyetleri ve enflasyonu  aynı yönde etkileyecektir.

Temennimiz gerek iç gerek dış sermaye birikimi ve içe dönük transferinde döviz talebini düşürecek ortamların gelişmesidir ki döviz kurlarında az hareketlilik olsun.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı