Bir süre önce Yunanistan’ın, Türkiye’nin “istikşafi müzakere” çağrısına anında ve süratle olumlu cevap vermesi doğrusu beklenen bir tepki değildi.
Çünkü bu “barışçı” çağrı mesela Yunanistan’ın Fransa’dan 18 Rafael savaş uçağı alması yanı sıra, Amerika’dan da F 35 savaş uçakları almak istediği çağrısına denk düşüyordu.
Dahası, öncesineki açıklamasıyla da İyon Denizindeki karasularını 12 mile çıkardığını ve “kıta sahanlıklarını yaymaya devam edeceği” duyurusu vardı..
Ajans haberlerine göre Yunanistan satın alınacak uçaklar için 1.9 milyar, silahlara da 400 milyon euro olmak üzere toplamda 2.3 milyar euroya mal alacak bir harcama yapıyordu..
Artı, son zamanlarda adeta Türkiye’ye inat yerli yersiz bazı bölgelerde NAVTEX ilan ediyordu.
Bu arada Amerika ile Girit’in Suda Üssünde ortak askeri tatbikat gerçekleştiriyor, resmen Türkiye’ye meydan okuyordu..
HER ne kadar tüm bu “hezeyana” dönüşen ve silahlanma paranoyası halini alan davranışlar, karanlıkta yürürken korkusunu yenmek için ıslık çalan adamı anımsatıyorsa da sonunda böylesi bir silahlanmanın ürpertici olduğunu kabul etmek zorundayız..
NİTEKİM Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik aldı başını gider bu tahrik edici ve ileride iki ülke arasında tehlikeli olabilecek gelişmelerini önlemek gereğini duyan TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, tırmanışın önünü kesecek sağduyulu bir davranışla geçen haftanın başında Atina’ya yönelik, “istikşafi müzakereleri başlatalım” çağrısında bulunuyordu.
Çağrı olumlu karşılanmış olacak Türkiye ve Yunanistan Büyükelçilerinin de anında devreye girmesiyle, 25 Ocak’ta istikşafi müzakereler için İstanbul’da buluşulması kararına varılıyordu..
Hatta Yunanistan dışişleri Bakanlığı çevreleri Ankara’nın bu çağrısına çok sevindiklerini” de belirtmekten çekinmiyorlardı.
Şöyle ki sanırsınız ki Ankara ile Atina bu kapsamlı müzakerelerin yeniden başlaması” nedeniyle kanat takıp melekler gibi uçacaklar!
PEKİ iki ülke arasındaki kapsamlı müzakerelerin başlaması” gerçekten haber ve yorumlarla servis edildiğince, yapıcı ve sonrası barışçı ilişkileri tesis edecek kadar umut verici midirler?
Sanmıyorum hatta inanmıyorum! Çünkü Yunanistan artık kendi egemenlik alanı saydığı bölgede Türkiye’nin git gide güçlenmesinden sadece askeri yönden kuşku duymuyor! “Ekonomisiyle birlikte büyüyen Türkiye’yi de kıskanıyor! Bu nedenle hem AB’ye hem de BM’lere bir yandan barış yanlısı olduğunu ispat etmeye çalışırken, “Nato üyesi” ülke olarak da Türkiye’yi töhmet altına itecek bir politikayla “silahlanmak zorunda kaldığının” mesajını vermeye çalışıyor!
Fakat sonuçta Türkiye ile silahlanma yarışına giren de kendisi oluyor! TABİ asıl büyük sorunun Kıbrıs olduğu ötesi tüm sorunların Kıbrıs üzerinde patlayıp yayıldığı da bir başka gerçektir. Nitekim beklenmedik bir kararla Türk tarafının Maraş’ı açması “şok” etkisi yaratmıştır. Ki şimdi de Güney’e iadesi için Rum yönetimiyle yeni politikalar tezgâhlanmaktadır..
KISACA sorun daha çok uzun yıllar bu minval üzere sallan yuvarlan mı devam edecek? Yoksa oyunu bozacak olan TC’nin AB ile yeniden kurmaya çalıştığı iyileştirilmiş ilişkiler Rum Yunan ikilisini mi hizaya getirecek? 25 Ocak Türkiye Yunanistan İstikşafi görüşmelerinden sonra bu sorulara daha kesin cevaplar verebileceğiz.. ***
KISACA TAKILDIKLARIM: (KAPATMAKTI BİLDİKLRİ!)
Kimse kimseye “gel hükümete” talip ol demez. Buna karşın tüm siyasi partiler ayni rüyayı görürler: “İktidar olduklarını!”
Bu konuda çok da iddialıdırlar. Gelip geçmiş hiçbir iktidarın başaramadıklarını başararak “görsün analar ne avlatlar doğurur” dedirtmek amaçlarında!
Ne var ki bugüne kadar hangi koalisyon hükümeti iş başı yapmışsa milletin anasını ağlattı hepsi o kadar!
Kader kısmette gün gele Ersan Saner Koalisyon hükümeti de vardı. Memleketin bir yarısının Cumhurbaşkanlığı adaylığına soyunması nedeniyle “başsız” kalan KKTC’nin başı olmak bu kez de tabi Kudret Özersay’ın da katkılarıyla Saner ile Arıklı’ya kaldıydı.
Tabi öncesi koalisyon hükümetlerinde ne idiyse gündem, bu sonuncusunda da o! Yani ne? Daha göreve başlamadan ne zaman erken seçime gideceklerinin tarihini belirmek!
Devleti yönetme derdi değil dertleri! Devletçilik oynamak!
Ki şimdilerde Mart 2020 yılından bu yanadır artık çıraklıktan ustalık dönemine geçmişliklerinin becerilerinde bu kez de “pandemi” ile oynuyorlar!
Yasaklar koyuyor, ertesi sabah beğenmezlerse kaldırıp yerine daha yeni yasaklar koyuyorlar! Hepsi de sokağa çıkma yasakları üzerine kurulu..
Şöyle ki Güney’de çalışanların Kuzey’den gidip gelmelerine hâlâ bir çare bulmadılar! Çünkü bildikleri tek çare, “günleri saatlere bölerek yasaklar koymak!”
Böyle devlet yönetmek çok kolaydır. Kapatırsın milleti evine korursun!
SADECE bu kadar da değil! Söz “koruma ve koruyuculuktan” açılınca asıl büyük olay “devletin bekası” olmakta! Şöyle ki insanlar zaten fanidir. Devlet ise kalıcı.. Bu nedenle önce devletin yüce varlığı korunmalı ki insanlar gitse de devlet yaşamalı!
BRAVO! Yaşatıyorlar! Falan filan saatler arasında insanları kapatıyorlar evlere.. Otelleri eğlence yerlerini de kapatıyorlar ki kapanma tam ola!
Fakat nedense bugüne kadar “devlet dairelerini kapatmak” akıllarına gelmedi. Yerine okulları kapattılar!
Öte yandan değil mi ki “insanlar fani devlet bakidir!” Ki insan dediğin bir hırka bir lokma! Giderken beş altı arşın kaput bezi yeter de artar bile.. Asıl olan “devlet ama!”
İşte yaşasın diye o devlet, “aşından maaşından keserler!” Çok da kolaydır.. Hayat pahalılığı ödeneklerini keserler sağlanan tasarrufla devlete can suyu akıtırlar! Ne için? Eskiden her iki yılda, şimdi her yıl seçim yapmak için!
VESSELAM sadece kapatılmıyoruz. Cebimizdeki paraya da el konuyor! Yaşasın diye devlet, insanların canı çıkartılıyor!
…Ki Osmanlı döneminin son demlerinde Maarif nazırı ne dediydi? Şu okullar da olmasaydı ne güzel idare ederdik Maarifi!
Yavaştan yavaştan silkeleye kapata, yasaklar müeyyideler koya dayata yönetecek devlet de kalmayacak!
***
YOLLARIMIZ MI? Bırakın yapılanlara yenilerinin eklenmelerini. Eskileri de göçtü!
Trafiğimiz mi? Yolu kaldırımı, sinyalizasyonları, çemberleri, aydınlatmaları olmayan yolların, sağlıklı trafiği mi olur?
Olur! Araç Kayıt Dairesi açıkladı: 2020’de 10 bini aşkın araç daha trafiğe çıktı.
Yollar ayni yollar ama hatta beterince yıpranmışlıklarıyla!
Haliyle trafik kazaları zaten arttı artmaya devam edecek! Çare? Yol yapamıyor tedbir alınamıyorsa “Kapatın yolları da!”
































