Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türk kamuoyu Kıbrıs’a niye ilgisiz?

Gerçeği yansıtan bu soruyu Tük kamuoyu önderlerinin değiştiğinin farkında olmayanlar soruyor.

Bizim için olduğu kadar Türkiye için de birçok yönden hayati bir önemi olan bu soruya İlk akla gelenleri sıralayarak cevap verelim.

Türkiye’de 1970’li yılların başında doğanlar, devlet ve özel sektörde karar verici ve yönetici konumuna geldiler.

Yeni nesil Kıbrıs konusunu siyasi, askeri ve milli boyutuyla değil, Türk ekonomisine olan ve çözüm olursa olabilecek etkisiyle ele alıp düşünüyor.

60’lı yıllarda yaşananları ve 1974 askeri müdahalesini de ‘’mitolojik’’ tarihi bir olaylar zinciri gibi dinliyorlar. Yaşlarından dolayı hatırlamıyor ve bilmiyorlar.   

      xxx

Türkiye’nin dış siyaset gündemi, etki etmek istediği ülke ve konular açısından AKP iktidarı döneminde ‘’Osmanlı özentisinden’’ dolayı ciddi şekilde cephe genişlemesi yaşadı.

Kıbrıs bu yelpaze içerisinde ayrılabilecek zaman, insan gücü ve ekonomik açıdan diğer önceliklerle yarışmak durumunda kalıyor artık.

Bundan 15 yıl öncesine kadar Türkiye’nin dış politikası esas olarak Yunanistan’la olan sorunlardan ibaretti. Kıbrıs sorunu ve Kıbrıslı Türkler bundan dolayı çok daha öncelikli konuma kendiliğinden oturuyordu.

Türkiye içine kapanık ve dış siyasette söylemi ile statükoyu korumaya çalışan bir dış siyaset yürütüyordu.

Bunun Kıbrıs Türklerine davamızı ve kendimizi anlatmakta getirdiği kolaylık vardı. Gerek devlet yönetimi gerekse basın Kıbrıs olaylarını 1963’den itibaren Kıbrıslı Türklerle birlikte günü gününe yaşadıkları için sorunları anlatmak daha kolaydı.

      xxx

Tarihi bir kişilik olan 1.Cumhurbaşkanımız Denktaş siyasetten çekildikten sonraki boşluğu Türk kamuoyu önünde dolduran bir Kıbrıslı Türk siyasetçi çıkmadı. Desteklersiniz veya desteklemezsiniz ama Denktaş Anadolu’da milli Türk lider olarak anılıyordu. Güçlü ve karizmatik lider kamuoyunu her zaman etkiler.

Ne Talat, ne Eroğlu, ne de gelip giden Başbakanlarımız bu boşluğu dolduramadı. O kadar uzaklaşıldı ki birçoğunun varlığından Türk kamuoyu haberdar dahi olmadı.

      xxx

Bu değişim karşısında ne yapılabilir?

Bunları da sıralayalım.

Kuzeyde tek tük kalmış KİT’leri Türkiye’deki iş çevrelerine parsellemek, otel açmak için teşvik vermek yerine ticaretin her alanında Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli iş adamlarının ortaklığa gitmesini teşvik etmek esas olmalıdır.

Kamu maliyesinin üzerindeki yükü azaltmak için özelleştirmenin altında bu stratejik hedef olmazsa olmaz olarak yer almalıdır.

Bu konuda da İstanbul yerine Anadolu’da yükselişte olan iş çevrelerine odaklanılması bana göre çok daha yerinde olacaktır. Ankara’dan bu tanıştırma ve kaynaştırma rolünü somut organizasyonlarla üstlenmesini talep etmek yerinde olur.

Bağlılığı artırma adına Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli iş adamlarının ortak olacağı yatırım ve pazarlama şirketi de kurulabilir. Profesyonel bir yönetim kadrosuyla Kuzey Kıbrıs’a üretimi yapılan mal ve hizmetlerin öncelikli olarak Türkiye’ye ve bölge ülkelerine pazarlamasını yapacak bir şirket olur bu. TC devletinin ve KKTC’nin de telkiniyle her iki taraftaki geniş bir katılımın küçük bir sermaye katkısıyla kuracağı bu şirket Kuzey Kıbrıs’taki firmaların tümünün pazarlama birimi olarak çalışır hale gelebilir. TC devleti kurumları ile karşılaşılan problemler ve çözümleri tek elden yürümüş olur. Bunu ölçülebilir iş hedefleriyle ve yalnızca liyakata bakılarak seçilecek sözleşmeli bir profesyonel kadronun yapması şarttır.

      xxx

Türk medyasında belli aralıklarla Kıbrıslı gazetecilerin de yer alması için çaba harcanmalıdır.

Türkiye’deki gazete genel yayın yönetmenleri ve sahiplerinden birebir temaslarla bu konuda yardım istenebilir. Belli aralıklarla gerek Kıbrıs sorunu gerekse Kıbrıs Türklerinin ekonomik ve sosyal problemlerinin anlatılması için sayfalarını Kıbrıslı Türk köşe yazarlarımıza açmaları sağlanabilir.

Son olarak da parti liderleri televizyondaki açık oturum ve röportajlarla hem Kıbrıs sorununun geldiği noktayı, hem de Kıbrıs Türkünün ekonomik ve sosyal problemlerini ve yapılması gerekenleri, Türk kamuoyuna da taşımanın arayışı içerisinde olmalıdır.

Çok mu zor bunları düşünüp, planlayıp yapmak?

Kolay değil kabul ediyorum ama anlaşma olsun ya da olmasın bu ve buna benzer aksiyonları almaktan başka da çaremiz yok.

Bu hayati ilişkiyi yönetmek adına bir şey yapılmazsa Türkiye Kıbrıs’ı, Kıbrıs Türk’ü de Türk kamuoyunu kaybettiğini anladığında iş işten geçmiş olacaktır. Tekrarlayayım anlaşma olsa da olmasa da bu risk geçerlidir.

Türk kamuoyu oluşturucularının değişmesinin ötesinde Türk kamuoyu değişti ve değişmeye devam ediyor.

Artık bunu idrak edip inkâr sürecinden çıkmamız lazım.

Konu yalnızca gelip geçici olduğu düşünülen ve bize demediğini bırakmayan Erdoğan ile ilgili değil. Bunun ötesindedir.