Köşe Yazarları

Turizmi otelcilik sanıyoruz…


Lefkoşa’da yeni kapıların açılması araç geçişlerine rahatlık getirir. Kıbrıslı Rumların son dönemde bizim piyasaya ilgisi, bunu zorunlu hale getiriyor.

Ama bu planlamalar, yaya geçişlerdeki sefalete çare değil.

Baf kapısından yaya geçiş noktası açılması düşünülse de, gelen turist kafilelerinin Lokmacı’yı tercih etmeye devam edeceği açık. Orada çarşıdan-çarşıya bir bütünlük ve  turisti cezbeden tarihi eserlere yakınlık durumu svar.

O nedenle Lokmacı kapısına özel ilgi gösterilmesi gerekiyor ve yapacak olan biziz. Bunun Rum tarafının keyfiyle de hiç alakası yok.

Dün yine bölgedeydik, yığılmayı gördük ve esnafla konuştuk.

Biz dıştan baktığımızda, güneyden gelen yabancı turistleri sadece tarihi yerleri gezip giderken görüyoruz.

Oysa durum pek de öyle değilmiş. Esnafın dediğine göre, güneyden gelen turist, kuzeye gelen turistten daha üst gelir seviyesindeymiş. Bizim, teşviklerle, şunla bunla ucuza getirdiğimiz “her şey dahil” turist, tur operatörünün verdiğiyle yetinip, onun dışında hiçbir harcama yapmazken, güneyden gelen yabancılar özellikle hediyelik eşyalar için ciddi paralar harcamaktaymışlar. Takır takır euro ödeyerek…

Ta Limasol’a gelen bir geminin yolcuları, kuzeye geçip geziyor. Ne isterse olsun onlar için bir başka ülke. Ona göre de alış veriş yapıyorlar. Biz ne yapıyoruz, onları en az yarım saat güneş altında kuyrukta bekletiyoruz.

Sadece kapı açmak, daha fazla memur koymak da çare değil. Kayıtlı, listeli tur kafileleri için bir başka yöntem bulunamaz mı? Toplu halde işlem yapılır, belki bazı kolaylıklar tanınır. Sonuçta bu insanlar, dünya kadar para ödedikleri otellerine ya da gemilerine geri dönecekler, buuraya kapağı atacak değiller.  Ya da yerlilere işlem yapan kulübeyi ayırmak düşünülemez mi mesela?

Hala bunca eziyete rağmen bu insanlar gelmeye devam ediyor ama, biz bir çuval samanı ikiye bölecek yöntemi bulamıyoruz.

‘Turizm’ dediğinde ağzı dolanlara soralım; bu insanlar turist değil mi?

Niye eziyet çektiriyorsunuz? Bir daha gelmesinler diye mi? Başkalarına tavsiye etmesinler diye mi?

Turizmden sadece otelciyi mi anlamalıyız, bu mudur?

BUGÜNLERİMİZİ ARAMAYALIM DA…

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Elizabeth Spehar, liderlerle görüşüyor.

Bunlar rutin.

Farklı olan, açıklanan başlıklar.

Ne deniyor, “BM Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılması ve güven yaratıcı önlemler”.

Bu ikisini birlikte okuduğumda, aklıma tek bir şey geliyor, o da BM’nin değişen vizyonu, yani “var olan durumu normalleştirme”.

Bu başlıklar, “Kıbrıs sorununu canlı tutma” çabalarıymış.

Benim bildiğim, bundan önce, “çözüm çabaları” canlı tutulurdu. Şimdi onun yerine, güven yaratıcı önlemler öne çıkarılıyor.

Herkesin yerinde kalması, arada sorun çıkmasını engelleyecek bir takım önlemler ve bu durumda BM Barış Gücü’nün adada görevine devam etmesi.

Genel Sekreter’in özel danışmanı Jane Lute’un da yaptığı aslında buydu. Gördüğüm kadarıyla, taraflar adını koymasalar da kapsamlı çözüm perspektifinden uzaklaştılar. Onun yerini, adada iki halkın yan yana sorunsuz yaşamasının yolları aranıyor.

Hem içteki çaresizliğimize, hem etrafımızda olup bitenlere bakıyorum, Kıbrıs Türkü’nün dünya insanı olma hayallerinin en az bir elli yıl daha ertelendiğini görüyorum.

Bununla kalsa iyi, endişem o ki, bugünleri de arayacağız.

Ne yazık…

YERİN KULAĞI VAR

İDEALLER BURAYA KADAR:

Yazımı yazdığım saatlerde HP MYK toplantısı bitmemişti. Sonucunu siz bugün öğrenmiş olacaksınız. Toplantıdan hemen önce, bir HP milletvekili, genel eğilimin “hükümeti bitirmek” yönünde olduğunu basın mensuplarına aktardı. Yapacağımız yorumları karar sonrasına bırakarak, şimdilik sadece; 1. Bu noktadan sonra bu hükümetin icra kabiliyetinin ortadan kalktığını; 2. HP’nin de kurulduğu günkü algısını kendi eliyle yok ettiğini söylemekle yetinelim…

 BAŞKA İŞİNİZ YOK MU SİZİN:

Sadece burası değil, Türkiye’de ekonomik olarak yanıyor. Yarın ne olacağını kimse kestiremiyor, bildiğimiz tek şey, daha iyi olmayacağı. Bu ortamda bile oturup ortak çözüm yolları aramak yerine, hala tinyozlukların peşinde koşuyoruz. O mu hükümet olsun, yoksa bu mu? Böyle bir ortamda o veya bu gelse ne yazar. Hükümeti değiştirince sorunlar bitseydi, çoktan kalkınmıştık. Tarihimiz krizler sırasında değiştirilen hükümetlerle dolu.

ELEŞTİRİLEN HP OLDU:

Arazi konusu, HP’nin elinde patlayacak gibi görünüyor. Hükümete devam etse de, bu yapının kurucularıyla hükümet kursa da… İnsanlar arazinin verilmesini değil, halkın istikrara en çok ihtiyaç duyduğu bugünlerde çıkarılan tantanayı eleştiriyor. Sibel Siber’in, HP’nin de aynı yöntemle kiralama yaptığı açıklaması en başta. Bir diğer eleştiri de, kendi insanlarımızın yatırım yapması için arazi kiralanmasına karşı çıkarken, sahilleri parselleyenlerden hiç bahsedilmemiş olması. Evet, bu konuda HP’den hiçbir itiraz duymadık…

 SADECE SEYREDİYORUZ:

Akdenizde doğal gaz aramaları tam bir arap saçına dönerken, yapılan açıklamalar sıcak bir çatışmanın yaşanabileceği endişesi yaratıyor. Türkiye, “soydaşlarımızın hakları için mücadele ediyoruz” diyor, Rum tarafı Türkiye’nin sondaj çalışmalarını “ikinci işgal” sözleriyle nitelendiriyor. Biz ise yanıbaşımızda yaşanan bu gelişmeleri “taraf” olarak sadece seyrediyoruz. Hem de olası bir çatışmada en çok zarar görecek taraf olduğumuzu bile bile… 

 TEKLİ TARİFE DAHA MANTIKLI:

Kıb-Tek diyor ki, abonelerin yüzde 65’i, 3’lü tarifeye uyum sağlamış. Yani bulaşıklar, çamaşırlar gece yarısı yıkanmış, sabahlara kadar ütü yapılmış. Bana çok inandırıcı gelmedi doğrusu. Yaz tarifesine baktım; en ucuzu, gece 23.00’de başlıyor. Demek ki işler daha da zora girecek. Yeni tarifeye yüzde yüz uymak mümkün değil. Bu durumda, tek tarifeye geçmek çok daha karlı. Aksi takdirde cehennem sıcağında saat 18.00’e kadar ne klima çalıştıracaksınız, ne bir başka iş yapacaksınız. İkisinin ortası, bari kafanız rahat…

BOYKOT DA DENETİMDİR:

Belediyelerin iş yeri denetimleri neler ortaya çıkarıyor. Sağlık karnesi olmayan, hatta kaydı olmayan insanların ellerinden yemekler yiyoruz. Eğer çok meraklı değilsek, en güvenilir marketler bile tarihi geçmiş ürünler satıyor bize. Sadece bir markette, 21 çeşit tarihi geçmiş ürün bulunmuş tek bir denetimde. Yılların denetimsizliğiyle nerelere gelmişiz, neler yiyip, nasıl kazıklanmışız. Bu teşhir işi çok güzel oldu. Amacına ulaşıp, utanmalarını sağlamak da elimizde. Nasıl mı? Boykot ederek…

ZİRVEDEKİLER

Camdan Ev: Bugünlerde hemen her alanda olup bitenleri şöyle bir göz önüne getirdiğimde, ağzımdan düşmeyen bir söz var; “Birine taş atacaksan, evin camdan olmayacak”. Herkesin herkese ahlak öğrettiği böyle zamanlarda, birilerinin de eski defterleri karıştıracağını hesap etmek gerekir değil mi?

DİPTEKİLER

Suçlu Sadece Yollar Mı?:Ana yollarımızın durumu ortada, şikayet etmekte haklı olabiliriz ancak, geçtiğimiz hafta yayınlanan trafik raporuna göre bir haftada 70 kaza yaşanmış. Şimdi bu kazaların tümünü yollara bağlamak biraz haksızlık olur sanırım. Sürat, dikkatsizlik ve en önemlisi elimizden düşürmediğimiz cep telefonlarından vazgeçmediğimiz sürece kazaların önüne geçmemiz imkansız. Kazaları önlemek istiyorsak, yolları bahane etmekten vazgeçip, suçu biraz da kendimizde aramalıyız…




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı