
UBP Milletvekili Zorlu Töre, Meclis’te yaşanan olayların ardından, CTP Milletvekili Doğuş Derya’ya yapılan saldırıların ardından, ciddi üzüntü yaşadığını söyledi.
Töre, “Facebook sayfamı, sırf bu yüzden kapattım. Siyasi zeminde tartıştığımız bir konuda, benim üzerimden Doğuş Derya’ya yapılan saldırıları doğru bulmuyorum” dedi.
Töre, hayatının hiçbir döneminde, ne Türk askeri için “tecavüzcü” dediğini, ne de herhangi bir Türk kadını için “tecavüze uğradı” ibaresini kullandığını söyledi.
Töre, benim tarafımdan dün kaleme alınan ve “Kadınlarımıza tecavüz ettiler diyor ya Zorlu Töre ağzı dolu dolu” cümlesine de itiraz etti.
“Böyle bir cümlem hiç olmadı, lütfen düzeltiniz” diyen Zorlu Töre şöyle devam etti:
“Ben nezaket çerçevesinde bir üsluba dikkat ederim. Nezaket dışı üslupları da desteklemem mümkün değildir.
Bir Kıbrıslı Türk’ün tecavüze uğradığını hayatımın hiçbir döneminde söylemedim, söylemem de. Bunu nezaket sınırlarının dışında bulurum, vicdanım da bunu söylememe izin vermez.
Sırf bu nezaketsizlik yüzünden, Facebook sayfamı kapattım. Orada yazılanları tasvip etmem doğru değil. Elbette Doğuş Derya’nın söylediklerini de tasvip etmedim. Ancak, benim üzerimden Doğuş Derya’ya yapılan bu saldırıları da doğru bulmadığımı bu nedenle de sayfamı kapattığımı da söylemek istiyorum…”

Ben öderim
Kıb-Tek’in elektrikte indirime gideceğini hepimiz biliyoruz.
Devreye Çevre Bakanı Hakan Dinçyürek girdi…
“Mevcut tarife devam etsin, indirimden kaynaklanan fark ile Teknecik’e filtre takalım” dedi.
Eleştiren çok oldu.
Bir kere, Çevre Bakanı olarak, bugüne kadar kimsenin atmadığı bir adım attı Dinçyürek.
Kıb-Tek’i yönetenlerin yapması gereken, “çözüm bulma” uğraşına katkı yaptı.
“Halk ödesin” demektir bu.
Tepkiler de oldu.
“Ben ödemem” dedi birçok isim.
Ben de diyorum ki, “Ben öderim…”
Neden öderim?
Zira, “siyasiler çözsün” dediğimiz her konunun arapsaçına döndüğü muhakkaktır.
Bu nedenle Teknecik’in uzun yıllar daha “zehir kusacağı” aşikardır.
Varsın bir ay da indirim yapılmasın…
Ben öderim…
Eğer o bölgede yaşayan insanımızın evine kül yağmayacaksa…
Bölgedeki kanser vakalarının azalmasına bir katkı yapacaksa…
Ben öderim…
“Neden halk ödesin, biz enayi miyiz” demem…
Sonra da, o bölgede çocuklarımla piknik yaparken, denize girerken övünürüm:
“Biz halk olarak, bu olayda devletin başaramadığımızı başardık. Kuruş kuruş vergimizle, bir ay daha pahalı elektrik ödeyerek temiz bir çevre için katkı yaptık…”
Yönlüer gerçekten suçlu mu?
Yargı kararlarını eleştirmek haddim değildir.
Ancak, zaman zaman vicdanımın kabul etmediği olaylar olur.
Son karar Kezban Yönlüer ile ilgili.
Kaldırımda iki kişi kavga ediyor.
Biri diğerini dövüyor, kaldırımdan yola atıyor.
Siz o sırada yoldan geçiyorsunuz…
Yola düşen kişinin üzerinden geçiyorsunuz ve yaşamını yitiriyor.
Bir taraf iddia ediyor ki, yola düştüğünde zaten ölmüştü.
Yargı diyor ki, “Araç sürücüsü dikkatli olsaydı, ölüm olmazdı…”
O yoldan ben de, sen de geçebilirdin…
Buraya kadar, Kezban Yönlüer’in bir suçu yok…
Ama sonrasında ortaya atılan iddialar var ki, onu da kabullenemiyorum.
Araç lastiklerinin değiştirilmesi…
Delilleri yok etme…
Ben olsam ne yapardım?
Oradan kaçmazdım…
“Yola atıldığını” anlatırdım.
Adaleti geciktirmezdim.
Suçum varsa da çekerdim.
Allah kimseyi böyle bir olayla yüzleştirmesin…
Ancak, iki türlü de içime sinmeyen bir olay, Kezban Yönlüer’in 1 yıllık hapis cezası ile sonuçlandı.
Ve maalesef bir genç de, bu anormal yapı içerisinde, bugün aramızda yok.
































