Gün geçmiyor ki, dünyanın bir yerinde TERÖR vahşetinin yıkıcı etkisini gözler önüne seren sansasyonel bir eylem duyulmasın.
Özellikle sıkı ilişkilerimizin olduğu Türkiye’de, nerdeyse her gün bu eylemler yaşanmakta , sonrasında verilen demeçlere ve uygulanan politikalara rağmen, TERÖR yıkıcı etkisini göstermeye devam etmektedir.
Geçtiğimiz yıl, Fransa’da Kamyonla halkın arasına dalanların, makineli tüfekle halkı taramayı da sürdürmeleriyle ortalığın kan gölüne döndürüldüğü unutulmadan, Salı günü de Almanya’da benzer bir eylemle sıradan insanların arasına sürülen kamyonun yarattığı acı ölümlerin haberi duyuldu.
Türkiye’de Kayseri’deki eylemden hemen sonra, Ankara’da Rus Büyükelçisi’nin , polis teşkilatı içerisinde yer alan bir suikastçi tarafından öldürülmesi de, TERÖR belasının Türkiye için çok büyük bir tehdit olduğunu yeniden hatırlattı.
TERÖR olayına, sıradan sözlerle yaklaşmak, acitasyon temelinde, kana kan intikam mantığıyla yaklaşmak, bu belayı engellemek yerine aksine ALEVLENDİRİR.
Dünya’daki ve Türkiye’deki TERÖRÜN KAYNAĞI’nı iyice analiz etmeden, bu BELA ile doğru bir şekilde mücadele edilemez.
Kapitalist sistemin yarattığı dengesiz ve eşitsiz gelişime, emperyalist ülkelerin özellikle Orta-Doğu petrolünü ve gazını azgınca talanları, ortaya , bu düzenden acı duyan kitleler yarattı.
Geçmişte bu kitleler, sosyalizmin sınıf mücadelesi temelindeki alternatifiyle, örgütlenerek, daha demokratik bir şekilde mücadele yollarını seçiyorlardı.
Sosyalist olduğunu söyleyen ülkelerde yapılan hatalar ve bürokratik uygulamalar, ordaki sistemleri çökertirken, dünyadaki mücadele platformları, özellikle islami akımların eline geçti.
Amerikan emperyalizminin, Sovyetler Birliği’ni parçalama stratejisi olan, İSLAMİ AKIMLARI DESTEKLEME projesi, şimdi, tüm dünyayı tehdit eden bir terör akımına dönüştü.
Bin Ladin Projesi de, IŞİD de, politik hedefleri olan ve emperyalizm tarafından desteklenen projelerdi.
Ancak, İslam, cahil kitlelere, ŞEHİTLİK gibi bir kavramla, bu dünyada da YAĞMA VE CARİYE verme pratik uygulamasıyla, lümpen proletarya arasında hızla yayılmaya elverişli bir politik akımdır.
Emperyalizmin kullanmaya çalıştığı ve palazlandırdığı islami akım artık her yerde, kendi önderlerini yaratarak, kapitalist sisteme karşı yıkıcı bir mücadele şekline dönüştü.
Türkiye’de de, FETO olayı, Amerikan Emperyalizminin, Sovyetleri yıkmasında kullandığı bir araçtan, İKTİDARI talep eden çok gizli ve güçlü bir örgütlenmeye dönüştü.
TERÖR’ün diğer bir dinamiği, ülkeler içerisindeki ulusal sorunlardan kaynaklanan çelişkilerdir.
Türkiye’de dini terörün yanısıra, Türk-Kürt çatışmasından kaynaklanan bir terör vardır.
Kürt halkıyla olan sorunları DEMOKRATİK YOLDAN çözmek hedeflendiğinde, akan kan da durmakta, zor yoluyla ,Kürtlere istediğini kabul ettirme siyaseti uygulandığında da ortalık kan gölüne dönüşmektedir.
Türkiye’de ,Terörü durdurmanın yolu, dini söylemlerle ülke yönetmeyi sona erdirmek ve laiklik sistemine yeniden dönerek, AYDINLATMACI bir ideolojik yol izlemektir.
Kürt sorununda da , bu sorunu demokratik uzlaşım temelinde çözmek için, SİLAHLA EZMEK YERİNE, projelerle iki ulusun demokratik işbirliğini sağlamaya çalışmaktır.
Bu iki adımın yanısıra, Türkiye’nin tüm komşularıyla olan ilişkilerini yeniden sorunsuz hale getirecek politikalara dönüşünü gerçekleştirtmektir.
TERÖR BELASI, dünya çapında, daha demokratik bir dünya, Türkiye’de ise, daha demokratik bir Türkiye prespektifiyle yapılacak politik mücadelelerle yenilgiye uğratılabilir.
ZOR, bu dönemde TERÖRÜ BESLER.
































