Köşe Yazarları

Tercihlerin Kaderindir…


‘Karım her zaman zayıf ve alımlı olmuştur.’ , ‘Kocam her zaman kendine bakar.’, ‘Bizim oğlan biraz tembel.’, ‘Kızımız biraz geç anlıyor.’, ‘Babam bizi asla aç bırakmaz.’, ‘Anne değil mi tabi ki yapacak!’, ‘Benim iradem yok.’, ‘ Çok güçsüz bir insan o…’ Gün içinde farkında olarak ya da olmayarak, belki de çoğu iyi niyetli ne kadar çok etiketleme yapıyoruz değil mi? Kiminin amacı motive etmek, kiminin övmek, kiminin onore etmek, kimininse can yakmak… Amacını bir kenara bırakalım, gün içinde kendimizi ne kadar çok etikete yani kalıba maruz bıraktığımıza bakalım derim ben.

Peki okurken nasıl hissettiniz? İçlerinde barındırdıkları derin baskıyı ve şartlı kabulu fark ettiniz mi? İçlerinde olumlu olarak yorumlanabilecek sözler de var olumsuz olarak da ama hepsinin ortak yanı etiketlenen insanın üzerinde oluşturdukları baskı ve esnemeye izin vermeme hali… Özetle etiketler, insanların var olan potansiyellerini ortaya çıkarmaları noktasında duran büyük engellerdir. Nasıl mı? ‘Benim oğlum tembel.’ diye büyütülen bir çocuk bunu kabullenir ve büyük ihtimalle hayatı boyunca bu onun kaderiymiş gibi ‘tembel’ bir şekilde yaşamaya devam eder. ‘Benim kızım her zaman bakımlıdır, zayıftır.’ diye büyütülen bir çocuk bunların olmaması halinde sevilmeyeceğine, kabul görmeyeceğine
inanır. Kendine bir süre sonra kendi olma izni vermez. Belki severek yaptığı bakım bir süre sonra omuzundaki yükü olur, yaşlanmak, kilo almaksa kabusu…

Dünyaya iyi ve kötü taraflarımızla geliriz. Sonrasını ise yetişirken öğrendiklerimiz çerçevesinde yaptığımız seçimlerimiz belirler. Aslında hepimiz iyiyiz de kötüyüz de, öfkeli de sakin de, gururlu da gurursuz da, herşeyi kafaya takan da vurdumduymaz da, utangaç da utanmaz da… Her iki kutba da sahip şekilde geliriz dünyaya. Eğer bu kutuplarımızdan tek bir tarafımızı besler, diğerini görmezden gelirsek sağlıklı olamayız. Kabul görmeyeceğine inandığımız için görmezden geldiğimiz, evcilleştirmediğiniz tarafımız yeri gelir iznimiz olmadan gösterir kendini. Şüphesiz ki kontrolsüz ve evcilleştirilmemiş haliyle. O nedenle ‘Ben buyum’ demek yani kendimi etiketlemek yerine, duruma göre ‘böyle’ veya ‘şöyle’ olmayı tercih edebilirim demeyi öğrenmek uygundur. Bu size bir skala üzerinde sınırsız özgürlük ve kendinizi kontrol edebilme, hayatınızı tercihleriniz doğrultusunda
yönetebilme gücü sunar.

Hep diyorum sağlık eşittir denge diye. Dünyaya sayısız özellikle gelmişken niye bir tanesi ile etiketliyorum ki kendimi? Yeri gelir tembellik yaparım, yeri gelir canımı dişime katar çalışırım, bana iyi gelmiyorsa başladığım işi yarıda da bırakırım, bazı konularda maymun iştahlı olurum, bazı konularda asla taviz vermem, bazen öfkelenip kızarım, bazen sükunetle karşılarım… Yani siz şu ya da bu şeklinde dar kalıplara sığdırılamayacak kadar zenginsiniz. Bu nedenle kendinizi etiketler içine hapsetmeyi değil, kendinize tümüyle sahip çıkıp, yerine göre uygun şekilde davranmayı tercih etmelisiniz. Ancak o zaman potansiyelinizi kullanmış olursunuz. Israrla kendinizi etiketler bir kutuya hapsederseniz gökyüzünü değil karanlığı görürsünüz. Halbuki bu hayat sizin ve, hangi durumda nasıl davranmayı tercih edeceğiniz noktasında özgürsünüz!

Ve sık kullanılan bir etiket; ‘Mağdurum’. Hayat hiçbirimize kıyak geçmiyor. Herkes farklı zorluklarla sınanıyor. Yeri geliyor ard arda, nefes bile almaya fırsat vermiyor zorluklar… Kimsenin sınavı diğerinden kolay değil. Herkesin derdi kendine büyük çünkü. İnsanoğlu bir dertle boğuşmaya başladı mı diğerlerini görmez, kendi ile meşgul olur durur. Haliyle o kiminize göre ufacık olan sorun bile onun hayatının merkezi olur. Mesele ne yaşadığınızda değil bakış açınızda. Eğer ilk şoku atlatıp, harekete geçmez, yani çözüm aramak yerine ısrarla sorunda kalmayı, ağlamayı, pes etmeyi, başkalarını suçlamayı, mağdurum lafına sığınmayı seçerseniz kendinizi bir kısır döngüye hapsedersiniz. Hep diyorum; ağlayalım, korkalım, kaygılanalım, öfkelenelim ama her şeyin bir sınırı olduğu gibi bunun da bir sınırı olsun. Aksi takdirde kendinizi koyduğunuz mağdur rolü o an işinize yarasa da, size ikincil kazançlar sağlasa da gerçek potansiyelinizi kullanmanıza, hayatınızı yaşamanıza engel olacaktır. ‘Ben mağdurum’ demek o an yaşadığınız o olay üzerinde müdahale edebilecek hiçbir gücünüz olmadığını kabul etmeniz demektir. Bu sorumluluktan kaçmaktır. Hayatınızın sorumluluğunu başkasının eline teslim etmektir. Kendinizi etkisiz eleman yerine koymaktır ki bu size sadece yetersiz, çaresiz ve değersiz hissettirecektir. Kendinize dönün.Nerede, neyi yanlış yapıyorsunuz? Doğrusu ne? Kendinize ne katabilirsiniz? Yaşadığınız krizlerin size anlatmaya çalıştığı ne? Bu sorulara cevap arayın.

LÜTFEN ARTIK BAŞKALARINI SUÇLAMAYI BIRAKIN, aynadaki ile yüzleşin. Unutmayın kendilerini başkalarının kurtarmasını bekleyen kişiler yalnızca kölelerdir…. Ve hayatının sorumluluğunu almayan hiç kimse gelişip özgürleşemez…


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı