Köşe Yazarları

AKAN ŞELALELERDEN HABERSİZ


Tam da bu mevsim açılırdı sinemalar.
Ama havalara güven olmaz ve gündüzün birdenbire toplanan bulutlar yer yeryağmur bırakırdı ki bu akşamın ilerleyen saatlerinde havanın serin olacağına işaretti.
Sinemaya gidenler, havanın sürprizlerine hazırlıklı olmalıydılar…

“Diyalektik materyalizm” i öğrenmeye çalışan gençler, sinemada “Samanyolu” gibi filmleri izlemek durumundaydılar.
“Kızıl Elma” peşinde koşanlar için de durum aynıydı; yarınlar için kurulan hayaller başka, hayatta olup bitenler başkaydı.
Geleceğe dair bütün tahminlerin paramparça olduğu bir coğrafyaydı burası…

“Evde kal” çağrılarından sonra evine sığınan ahalinin bir müddet sonra “pandemi” nin “pandomim” e dönüşeceğinden haberi nasıl olabilirdi ki?
Ya da böyle olacağını nasıl tahmin edebilirdi?
Dünyanın birçok yerinde pandemi gösterileri, pandomim gösterilerine dönüşmedi mi?

65 yaş ve üzerindeki insanları canlı cenaze gibi gören ülkelerin sayısı az
değildir…

Tam da bu mevsim açılırdı sinemalar; afişlerin yerleştirileceği tel kafesler çoktan hazırlanmış olur, sinema içindeki sandalyeler çoktan dizilmiş olur, kantinciler satacakları ürünlerini çoktan tedarik etmiş olurlardı.

Lefkoşa’da Anibal’ın yazlık yerine uzanan karşılıklı kaldırımlara sandalyeler dizilir, ikindi saatlerinde sandalyeler dolmuş olur, yer bulmak güçleşirdi.

Çağlayan yoluna ve Çocuk Bahçesi’ne gitmek isteyenler, çifte sandalyelerde ayak ayaküstüne oturup nargile keyfi yapanların arasından geçmek durumundaydılar.

Surların dışına çıkılmış olurdu.
Yazöncesi günlerde gerçekten de bir pandomim sergilenir gibiydi Lefkoşa sokaklarında…

Her şeyi değiştirmek düşüncesinde olanların Samanyolu ya da buna benzer damardan aşk filmlerini izledikten sonra kafaları karışır mıydı?
Aşk denilen duygu ideolojilerin neresindeydi?
Hem aşık olmak hem dünyanın işçilerini birleştirmek mümkün müydü?
Kızıl Elma’ya uzanan yol Samanyolu’na benzer miydi?

Aşkı ve devrimi yüreğinde en iyi yaşayan şairlerden biri Nazım Hikmet olsa gerek.

Sevdiği kadınları müthiş anlatır: “genç bir kadın uyuyor başka bir karyolada saçları saman sarısı kirpikleri mavi ak boynu uzundu yuvarlaktı yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığı yoktu”

Maxim Gorki (Aleksey Peşkov) Tolstoy’u tanıdığında “Bu ihtiyar adama bir şelaleye bakar gibi bakmaya başladım” diyordu.

Değişimi zorlayan bir birikimin üzerinde yetişmeyen toplumlar, geleceğini el yordamıyla arar durur…

Diyeceğim, o sinema günleri tam da bu mevsimde açılırdı akan şelalelerden habersiz…

Her şeye rağmen,
“iki şey var ancak ölümle unutulur anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü “ (NH).


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı