Hayatımızın belli dönemlerinde bir terapiste başvurmak herkesin aklından geçen bir düşüncedir. Gitsem her şeyi anlatsam rahatlayacağım, artık bunları taşımak bana yük ve bu düşüncelerden arınamıyorum, çok ihtiyacım var diye düşünülmesine rağmen bunu eyleme dökmek birçok kişi için oldukça zor olabilmektedir. Terapiste başvurmayı engelleyen en büyük etkenler ise nereden başlayacağım, yargılanır mıyım, anlattıklarımı bir başkasına anlatır mı, ya bir tanıdığımız ortak çıkarsa ve ona anlatırsa, abartıyor muyum, bunu anlatırsam sorunumu küçümser mi, gerçekten ihtiyacım var mı, bunu tek başıma da çözebilirim, terapiye gitmek nasıl değiştirir ki beni, ben yıllardır böyleyim, ağlamak istemiyorum gibi akıldan bunlara benzer birçok düşüncelerin geçmesidir.
Belki de ihtiyacının olduğunu bildiğin halde her şeyi tek başına halletmeye o kadar çok alıştın ki birinden yardım alma fikri bile güvensiz hissettiriyor. Belki de yaşamın boyunca güçlü kalmak zorunda kaldın şimdi tükenmiş olmanı kabul etmek zor, belki yıllarını sevdiğin-sevdiklerine verdin öyle çok güvendin ki şimdi onların yaptığı davranışları kabullenmek zor, belki yıllar önce yaşadığın ve üstünü örttüğünü sandığın tüm yaşanmışlıklarını anlatmak zor. Bu ve buna benzer şeyleri yaşayanlar ve düşüneneler çekincelerinde haksızda sayılmaz aslında. Terapi sürecinin çok ta kolay geçtiği söylenilemez çünkü.
Terapi koltuğu, hayatımız boyunca kendimize yaptığımız tüm ladesleri gördüğümüz yerdir. Düşünce yapımızdan dolayı yaptığımız ve yapılmasına izin verdiğimiz tüm davranışları fark ettiğimiz yerdir. Yaşadığımız her şeyin tek tek, yavaş yavaş, sindire sindire geçtiği yerdir. Bazen geçen yıllarına, yaşanmışlıklarına, korkularına, emek verdiğin insanlara, yorgunluklarına, yalnızlığına, özlediklerine, bazen de kaygı ile baktığın geleceğine ağlarsın. Acılarımızı, hayal kırıklıklarımızı, üzüntülerimizi, çaresizliklerimizi, yas- yaslarımızı görürken hırslarımızı, arzularımızı da fark ettiğimiz yerdir. Her fark ediş kendimize daha çok yakınlaştırır bizi. Belki de ilk kez bu kadar yakından bakarız kendimize. Bu yakınlaşma tanıdık olmadığı için ilk zamanlarda zor gelir. Şöyle gidip ne var ne yoksa anlatıp rahatlayıp çıkayım diye oturduğun terapi koltuğundan dağılarak çıkabilirsin.
Bu yüzdendir ki terapi koltuğunda;
Nereden başlayacağını bilememek normaldir.
Ağlamak normaldir.
Gülmek normaldir.
Bir daha gelmeyeceğim diye düşünmek normaldir.
Neden daha önce gelmedim diye düşünmek normaldir.
Savunmaya geçmek normaldir.
Zaman zaman terapiste öfkeli hissetmek normaldir.
Terapide ve terapiden sonra yorgun hissetmek normaldir.
Terapide zaman çabucak geçmiş gibi hissetmek normaldir.
Bazen ise zaman geçmek nedir bilmiyor gibi hissetmek normaldir.
Tüm bunların normal olduğunu içten içe biliyor ya da normalleştiremiyor olabiliriz. Fakat bir terapist olarak önerim kaygılarınızdan dolayı kendinizi ve önünüzdeki yıllarınızı daha fazla ertelememenizdir. En büyük değişim kendinize yakınlaştığınızda başlar. Kendinize yakınlaştığınızda düşüncelerinizi fark edersiniz ve bu fark ediş neden bu davranışlarda bulunduğunuzu anlayıp duygularınızı daha net tanımanıza yardımcı olur. Bununla birlikte profesyonel teknikler ile yanlış olan düşünce kalıplarınızın değiştiğini bu değişimle birlikte tüm davranış ve duygularınızda dönüştüğünü fark edeceksiniz.
Bu süreç zorlu olsa da keyiflidir. Çünkü yaşıyorum diyebilmek için önce kendimizi tanımamız ve kendimize sahip çıkmamız gereklidir.
Yaşıyorum diyebilmeni çok isterim.
Sevgiler…
































