Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tenisin çileği

İngiliz muhafazakarlığının dik’âlâsı; Wimbledon Tenis Turnuvası; tenis’severler bilir; dünyanın en eski ve de en prestijli tenis turnuvası. İngiliz Kraliyet Ailesi himâyelerinde devam eden bi’spor klasiği ve geleneği. 29 Haziran itibariyle başladı. 12 Temmuz’da da son finali oynanacak. Bu yıl 129’ncusu organize ediliyor. Bildik çim zeminli Wimbledon 2015’te toplamda 26.75 milyon İngiliz Sterlini para ödülü dağıtılacakmış. Eskiden erkekler daha çok para koyardı ama artık yok öyle cinsiyet ayrımı. Kadını – erkeği cebe eşdeğerde bi’para koyacak. İngilizlerin Wimbledon semtini gezenler bilir; Church Road adlı bölgede birçok tenis kortu var. İşte o bölgede her yıl tenisin çileği yeniliyor ve de izleniyor. E çilek ne âlâka mı? Turnuvayla özdeşleşen çilek ve şampanya tüketimi geleneği aslında çok eskiye dayanır. Ortaçağ toplumlarında refah, barış ve mükemmelliği simgeleyen çilek, zamanla Wimbledon’ın da simgesi haline gelmiş. Turnuvada yılda yaklaşık 30 ton çilek ve yedi bin litre krema tüketiliyor. Bir kasesi yaklaşık 2,5 sterline satılan çilek ve krema ikilisine, şampanya da eşlik ediyor. Turnuvanın seçkinliğini simgeleyen şampanya satışı, kortların etrafında kurulan stantlardan yapılıyor. Neyse bu çilek işini fazla uzatmayım; Hani şu “top içerde mi, dışarda mı” tartışması var ya, ilk kez bur’da son buldu. Şahin Göz’ün tenisteki dönüm noktası ise 2004’te Capriati’nin şu an ki 1 numara Serena Williams’ı yendiği maç oldu. Williams’ın çizgiye paralel backhand atışı çizgi hakemi tarafından içeride olarak ilan edilmişti. Ancak baş hakem topun dışarıda olduğunu söyleyerek skoru Capriati lehine ‘avantaj’ olarak açıkladı. Şahin Göz sisteminin uygulandığı televizyonda ise topun içeride olduğu görülüyordu. Sistem ayrıca Capriati’nin üst üste yaptığı hataları da açığa çıkardı. İşte, son 10 yıldır bu teknoloji kullanımından dolayı Merkez Kort’un 90 yıllık tarihinde izleyiciler artık yağmur veya güneşten korunaksız şekilde oturuyor. All England Tenis Kulübü elinde Merkez Kort’taki maçlara bileti olan izleyicilerin her türlü havaya hazırlıklı olarak gelmesini öğütlüyor. Artık korta girişte şemsiye, yağmurluk, şapka, güneş kremi gibi malzemeler satılıyor. Bu arada son yıllarda kortlar podyum gibi olmuştu. Özellikle kadın tenisçilerin neredeyse atışlarından çok, rengârenk kıyafetleri dikkat çekiyordu. Ancak artık herkes beyazlar içerisinde. Wimbledon Organizasyon Komitesi her yıl tenis yıldızlarını “kıyafet kurallarına uymazsanız turnuva dışı bırakılacaksınız” diyerek uyarmakta. Yetkililer izleyicilerin gözlerinin toptan kıyafetlere kaymamasını istiyor. Artık Maria Sharapova’nın göğüs dekolteli elbiselerine izin yok. Geçen yıl siyah şortla idman yapan 2014 şampiyonu Petra Kvitova’nın üstünü değiştirmesi istenmişti. Bu yılki diğer bir tartışma konusu ise logolar. Wimbledon yetkilileri televizyonda görülebilmesi için logolarını büyüten spor giyim üreticilerine de uyarıda bulundu ve logo boyutunun 10 santimetrekareyle sınırlı olmasını istedi. Bunun üzerine Adidas tenis otoritelerini mahkemeye verdi ve logosunun turnuvadaki oyuncuların kıyafetleri üzerinde kullanılacağına dair geçici bir karar çıkarttı. Bu yıl bu duruma da izin yok. Wimbledon’da toplam sayısı 570’i bulan hakem ve top toplayıcıları için yine yeni lacivert, yeşil ve toprak rengi giysiler aldırttı. İşte, İngiliz muhafazakarlığının dik’âlâsının yaşandığı Wimbledon’da vaziyetler aynen böyle. Bazıları bu uygulamalardan rahatsız olsa da, kim ne derse desin; ‘tenisin çileği’ hep Wimbledon olacak. Neyse; Oyun, set, maç. Kaçtım…