Tek suçları devlete güvenmek…

6 Ağustos 2015 Perşembe | 12:23

Zamanında ilerisi düşünülmeden alınan kararların ceremesi hiç ödenmeyecek sanmıştık. Oysa galiba o gün geliyor… Son günlerde toplum olarak en çok tartıştığımız ve birçok aileyi huzursuz eden, mülkiyet konusundan bahsediyorum…

Verilecek köy isimleri… 41 yıldır oralarda yaşayan, olası bir göç durumunda ne olacağı belirsiz insanlar. Siyasilerin, “burası sizindir, buraya kök salın, kimse sizi evinizden yerinizden edemez” garantisini verdiği, hatta seçim rüşveti olarak, 1995 yılında DP-CTP hükümetleri döneminde yapılan yasa değişikliği ile KKTC devletinin tasarruf belgesi yerine verdiği tapular… Sanki de sonsuza kadar uluslararası hukukun dışında kalabilecekmişiz gibi…
Siyasilerin yıllardır yaptığı hataların cezasını bugün bütün bir toplum olarak ödemek üzereyiz… 
Geçen sürede belki de birkaç kez el değiştiren arsalar, evler… Sırf seçim kazanmak adına, insanlara dağıtılan tapular ve tapulara güvenerek yapılan yatırımlar…
Toplum huzursuz ve ne olacağını bilmiyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Konuya en çok vakıf olan Cumhurbaşkanı Akıncı,“böyle bir şey yok” diyor demesine ama bu sözlere ne inanan, ne de güvenen var. 2004 Annan Planı referandumunda “evet” diyen birçok kişi, şimdilerde “hayır”a yönelmiş. Hani haksız da sayılmazlar. Hatırlayın o günleri, ne diyorlardı, bir ‘evet’ ile dünyaya bağlanacaktık, AB’nin kapıları sonuna kadar açılacaktı. Hatta göç edeceklerin havuzlu villalarının yerleri bile belliydi… Ne oldu, %65 evet’imizin hayrını göremedik, verilen sözler de Rumların “hayır”ı ile uçup gitti… İşte bunun için, o gün “evet” diyenler, şimdilerde “hayır”a yönelmiş durumdalar…
Güney’de mal bırakıp da karşılığını Kuzey’de alamayanlar, aradan 41 yıl geçmesine rağmen hala iskan sorunu yaşayanlar, malının karşılığını bulamayanlar yanında, Güney’de dikili bir ağacı bile olmayan, hatta göçmen bile olmayanların aldığı evler, arsalar…
Tümünü aynı kefeye koyup, “zaten hakkınız yoktu, ödeyin” diyebilmek kolay. Ama o insanlara devletin güvence verdiğini, tapu dağıttığını göz ardı etmek mümkün mü?
Yıllardır haksız olarak mal edinmiş birçok insanımız var. Ancak, devletin verdiği tapulara güvenerek, bu topraklar üzerine yatırım yapmış, kendine bir gelecek hazırlamış çok daha fazla insanımızın da olduğunu unutmamak lazım. Bu insanların tek suçu, devlete güvenmek mi olacak?.. Bugün KKTC nüfusunun büyük çoğunluğunu Güney’de hiç yaşamamış ikinci bir nesil oluşturmakta. Onlar, devletin verdiği tapulara inanarak birtakım yatırımlar yapanlar… Üçüncü, hatta dördüncü elden aldıkları araziler üzerine, birikimlerini yatırmış, kendilerine bu topraklar üzerinde bir gelecek hazırlamışlardır. Şimdi bu insanlara kim ve ne hakla, her şeyini bırakıp, oraları terk etmesini veya parasını ödediği arazinin üzerine inşa ettiği evini iade etmesini söyleyebilir ki?
74’te haksızca mülk edindirmek ne kadar yanlışsaydı, bugün bu insanlara bedel ödetmek o kadar yanlış. Kısacası bu işten zararlı çıkacak olan bu orta sınıf dediklerimiz olmayacak mı?.. Yıllardır bu sistemden yararlanıp servetine servet katanların tuzu kuru, onlar istedikleri araziyi, parasını bastırıp alacaklar…
Halbuki Güney ne yaptı. Göç eden Türk mallarına yerleştirdiği kendi insanına tapu vermek yerine, kullanma hakkını verdi, hatta kira bile alarak, bu paraları bir fonda topladı. Başka ne yaptı, birçok kıymetli Türk malını kamulaştırarak istimlak etti, hem de değerlerini düşürdü. Örneğin içinden yol geçirdi, park yaptı, bahçe yaptı… Bizdeki gibi insanlara, sorgusuz sualsiz tapu dağıtmadı…
Ve şimdi sözün bittiği yere geldik. Yarım asırdan beridir çözemediğimiz bu sorunu çözmek, bu adada huzur ve güven içerisinde yaşayabileceğimiz bir antlaşma istiyor muyuz? Evet istiyoruz… Bunun için karşılıklı bazı tavizler verilecek mi? Ona da evet. Ancak en azından bu kez adil bir anlaşma olmalı. Bugüne kadar, insanların tek suçu devlete ve devletin verdiği tapulara güvenmek oldu. Bu güvenin bedeli de, yıllardır dişinden tırnağından keserek geleceğe yaptığı yatırımından vazgeçmek olmamalı…

YERİN KULAĞI VAR

TOP KENDİ ELLERİNDE:
Yeni hükümeti diğer hükümetlerden ayıran en büyük özellik, yapılacak icraatlarda tarih vermeleri. Örneğin 6 aylık kısa vadeli bir takvim var… Bunun içinde de öncelik, 3 ay içinde DAÜ ve LAÜ’nün özerkleşmesi. Bu ilk 6 aylık dönem, gelecekteki performanslarının göstergesi olacak. O nedenle başarısız olma şansları yoktur. Bu takvimi uygular ve söz verdikleri icraatları yaparlarsa, hükümete biçilen 6 aylık ömrü, 6 yıla çıkarmaları işten bile olmaz…

NASIL İŞ SAYIN AKİM:
Arşivi karıştırırken, Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim’in 24 Mart 2015 tarihli bir açıklamasına rastladım. Akim, 13 milyon Euro’ya alınan 2 yeni diesel jeneratörle, üretim kapasitesinin artacağını, yakıt tasarrufu sağlanacağını söylüyor ve “Bir ay sonra biz, bu araçlarla ülkemize daha ucuza elektrik üretmeyi başarmış olacağız” diyordu. Hatta hükümete de kinaye yaparak, “Biz bu yola baş koyduğumuzda, birileri bizi hapse koymak için yollara düştü… Bu Kıb-Tek’in iradesidir, başarısıdır” demekteydi… Peki aradan 5 ay geçtikten sonra ne oldu da, “zam, ille de zam” denmeye başladı? İşler nerede ters gitti, o övünmeler nerede kaldı? Yoksa getirilen araçlar gereken tasarrufu sağlamadı mı?

ONLARDA İNDİRİM, BİZDE BİNDİRİM:
Kıb-Tek elektrik fiyatlarına zam yapmak için diretirken, Güney Kıbrıs’ta elektrik fiyatlarında, ağustos ayı itibarıyla yüzde 0,58’lik bir indirime gidileceği açıklandı. Bu nasıl bir iştir anlayamadım. Nasıl oluyor da biz ısrarla zam yapılmazsa kurum batar diye feryat ederken, Güney zam yapmak yerine indirim kararı alabiliyor… Kriter akaryakıt fiyatları değil mi? Bence değil, personel giderleri…

YASAK DEMEKLE OLMADI:
İnşaatlar, 12.00-16.00 saatleri arası çalışma yasağına uymadı. Buna, yasağı bizzat koyan İçişleri ve Çalışma Bakanlığı’nın yaptırdığı bir inşaat da dahil. Yaşadığımız bölgede bizler de duruma şahit olduk. Diğer yandan, bazı inşaat şirketleri işçilerine çalışma saatlerini 17.00-19.00 olarak belirlediklerini duyurmalarına karşın, işçilerin bunu kabul etmediklerini öğrendik. Yine yasak koymak yeterli olamıyor, bakanlık 5-6 denetçiyle bu kararını nasıl uygulayacak, orası meçhul…

KHK İÇİN İLK ADIM ATILDI:
Bakanlar Kurulu’na başkanlık eden Cumhurbaşkanı Akıncı, Başbakan Kalyoncu’ya Kamu Hizmeti Komisyonu’nun “bağımsız”, “tarafsız” ve “çoğulcu demokratik” yapıya kavuşmasını öngören bir yasa tasarısı sundu. Yıllardır adı, her sınav dönemi türlü şaibelere hedef olan Komisyon için ilk adım da atılmış oldu böylece. Artık top hükümette. Reform hükümeti iseniz işte size fırsat…

SAYGI KALMADI:
Son günlerde Girne’deki yol kazı çalışmaları nedeniyle trafikte olanlar resmen “gavur azabı” çekiyor. Bir tarafta tıkanan ve kilometrelerce uzayan kuyruklar, dayanılmaz bir sıcak ve vatandaşa duyulmayan saygı. Örneğin kapatılan bir yol için verilen tali yolların darlığı ve en önemlisi araçları yönlendirecek tek bir uyarı ve ikaz tabelasının olmaması. Tamam bu kazıları yapmak zorundayız ama trafiği yönlendirmek, bu sıcak havalarda ve bilmedikleri yollarda yön gösterici tabela koymak bu kadar mı zor? Ama dedim ya, bu ülkede insana saygı da, sevgi de kalmamış…

ZİRVEDEKİLER
Türkiye-KKTC Su Projesi: Bunca umutsuzluk, bezginlik, bitkinlik yanında, su umut veriyor. Türkiye’den su geçişi, neredeyse bitti bitecek. Gazetemiz Havadis muhabirleri, çalışmaları sürdüren gemiye ilk çıkan basın mensupları oldular. Biz burada hala suyu nasıl idare edeceğimizin kararını veremesek de, dünyada bir ilk olan proje bitmek üzere. Bu bile başlı başına bir umut vesilesi. Ne yazık ki bize sadece sevinmek kalıyor, gururu paylaşamıyoruz bile…

DİPTEKİLER
Devletin Kamburları: Zamma hazırlanan Kıb-Tek’te ortalama maaş 12 bin TL’ymiş. Biz defalarca yazdık, tepki gördük, bu kez söyleyen TC Büyükelçiliği’nin Ekonomi Durum Raporu. Sadece o değil, devletin artık elini çekmesi gereken SÜTEK ve TÜK’de de maaşlar astronomik, 7-8 bin civarında. Neredeyse bir milletvekili maaşı kadar. Hem bu sektörlere sürekli destek, teşvik verilecek, hem de yüksek maaşla personel istihdam edilecek, dostlar alışverişte görsün misali üretim yapılacak. Reform için kaynak gerekiyor değil mi, işte size kaynak, özelleştirin bitsin… Bu devlet “Sovyet devletçiliğini” daha ne kadar sırtlanacak…