Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tek kalan şey

1968 yılında ikili görüşmeler başladığında mesele ha bitti ha bitiyordu.

Orta yerde devasa sorunlar yoktu.

Toprak konusu, mülk konusu, Maraş konusu, yerinden edilmiş yüz binlerce insan konusu, federal sistem ve buna bağlı olarak bir sürü başlıkta toparlanmış sorunlar yoktu.

Toplasanız bir ceviz içini dolduracak mesele ancak vardı.

Herkes “ne olacak, yarın değilse birkaç gün sonra biter” derdi.

Ahalinin kulağı ahşap radyolardaydı,

Fakat bir türlü mesele güzel bir haberle noktalanmıyordu.

Öte yandan hayat sürüp gidiyor ve geleceğin ne olacağı bilinmiyor,

Bu durumun bugünkü sorunlar yumağına dönüşeceğini kimseler kestiremiyordu…

O zamanlar sokaklar sakindi…

Trafik yoktu…

Yeni yerleşim yerleri yoktu…

Beton yapıların işgali altında değildi hiçbir yer…

Ne Lefkoşa ne de Mağusa surlar içi boşalmıştı…

Herkes ve her yer yerli yerinde sayılırdı…

Lefkoşa’daki Sarayönü Meydanı meydandı…

Sinemalar kapanmamıştı…

Sinema afişleri çarşı ve pazarların giriş ve çıkış yerlerine asılırdı…

Salı günleri kadınlara yine meccaneydi…

Çağlayan bölgesinde Çocuk Bahçesi kalabalıktı…

Yaseminci çocuklar gezerdi ortalıkta…

Bayram yeri de yerli yerindeydi…

Cenazeler Ayasofya’dan kalkar, son yolculuk Girne Kapısından yapılırdı…

Kız Lisesi henüz açıktı…

Siyah önlükleri ile kız öğrenciler Lefkoşa sokaklarında dolanırdı…

Köy otobüsleri Büyük Han ile Lefke Hanına konaklar, akşamın ilerleyen saatlerine kadar yolcularını beklerlerdi…

Bisikletler yolları süsler, herkes birbirine selam verip alırdı…

Kış ve ilk baharlarda Kanlı Dere akar, bazan da taşardı…

Mevsimin uygun vakitlerinde çevresinde piknik yapılırdı….

Yollarda tanıdık insanlar çoğunluktaydı…

Yel değirmenleri dönerdi…

Çoronik, Osman Gezer, Mehmetali’ler, Ahmet Becerikli ve Karanfilli hayattaydı…

Enver’in ve Efe’nin kahvehaneleri açıktı; sandalyeler dışarıya çıkarılır nargileler içilirdi…

Bedevi Pastanesi ile Londra Pastanesi yerindeydi…

Girne Caddesi üzerindeki Mulla Hasan’ın kahvesi tıklım tıklımdı…

Seyyar satıcılar sokaklarda gezer,

Köyden kasabadan gelen satıcılar kapıları çalardı…

Her sabah evlere önce sütçü sonra postacı gelirdi…

Şişecinin, sucunun, masıracının, makas bileyicisinin ve salepçinin çığırtkanlığı kendine özgü melodiler oluştururdu…

Hisar üstlerinde lingiri ile pirili oynanır, uçurtmalar uçurulurdu…

Hayat çoktan değişti.

Mahalleler, sokaklar, parklar, bahçeler, kahvehaneler, pastaneler değişti.

Bildik ne varsa neredeyse hatıralardan silindi.

Yeni kuşaklar birbirini izledi.

Yukarıda saydıklarımızın hepsi yok oldu; yoğa yazıldı.

Ne acıdır ki,

Tek kalan Kıbrıs sorunu oldu…

Kaç kuşağı daha tüketecek kim bilir…