Köşe Yazarları

“Tek adam”, çok adam… (tahta cetvel)

Her öğrencinin bir tahta cetveli vardı.

Öğretmenin de.

Öğretmenler tahta cetveli kara tahtanın önünde bir orkestra şefinin edası ile tutarlardı…

Kırtasiyeciden silgi, kalem, defter ve kitap alınacağında tahta cetvel de alınırdı.

Cetveller derslerde kullanıldığı gibi,

Öğretmenler için öğrenciyi sırasında cezalandırma aracıydı.

Öğretmen herhangi bir öğrenciyi cezalandırmak istediğinde öğrencinin avucunu açmasını ister,

Sonra da cetvelin kenarı ile avucuna vururdu.

Ceza büyükse birden çok, küçükse bir defa kafiydi!

O tahta cetveller ne güzeldi!

Toplumsal düzenlerin hukuk zeminde olmadığı düzenlerde “ceza” nasıldı?

Herhalde hayvanlar aleminde olduğu gibiydi.

Yani güçlünün zayıfı cezalandırması.

Bazı görüşlere göre, kadim çağlarda cezalar, suçu araştıran sistemlerin olmamasına bağlanır.

O cezalar ki insanlık dışıydı.

Ateşte yakmalardan tutun daha niceleri.

Dönemin mahkemeleri ya da karar vericilerin verdikleri cezalar pek sorgulanamaz haldeydi.

Tersi olsaydı Sokrates’e verilen ceza için sistem devreye girerdi ki ona “adalet” denir…

Şu sıralar bazı vesileler öne sürülerek Türkiye’de idam cezasının yeniden gündeme getirilmesi ürkütücüdür.

Devlet sadece bir mekanizmadır.

Kurumların bütünü devleti oluştururlar.

Gerek siyasi gerek idari kurumlara gidip gelenler geçicidirler.

Geldikleri gibi giderler.

Bugün karar verici durumunda olanlar, yarın bu durumlarını kaybederler.

Bu yüzden, idam “devlet” denen sisteme kalır ki, devletin vatandaşlarına karşı kin tutması, suça karşılık can alması devletin işi olamaz.

Bugünün karar vericileri yarın olmayacaklarına göre, bir devletin boynuna insanlık dışı yasalar asmanın hiçbir gerekçesi olmaz…

Avucunda tahta cetvelin acısını hisseden bir ilkokul öğrencisinin o ceza anını ömür boyu unutması mümkün değildir.

İnsanlık, eğitim ile cezanın bir arada yürütüldüğü sistemlerden de geçmiştir.

Tahta cetvel dediğiniz ne ki!

O sistemlerin günümüzde “çağdışı” kaldığı bir gerçeklikse, idam gibi insan canına devlet eli ile cinayet işlemenin insanlık dışı bir ceza olduğu da tartışmasız bir gerçekliktir…

Bilindiği gibi “reis” de idam isteyenler arasındadır.

Bir habere göre yakında Kıbrıs’a gelecekmiş.

Aslında “Kıbrıs”a değil, KKTC’ye!

“Tek adam”ın olduğu bir ülkede bakalım bu idam meselesi nereye ulaşacak…

Reis buraya geldiğinde birçok adamın olduğu görülür “inşallah.”

Çünkü burada da cumhurbaşkanı halk tarafından seçilir fakat “tek adam” yoktur.

Burada parlamenter sistem var ve koalisyon hükümetleri medeni ilişkiler içerisinde sürer gider; bazan anlaşamazlar dağılırlar, sonra yeniden bir araya gelirler ve bu böyle devam eder.

Kimse sistemle uğraşmaz, sistemin vidalarını gevşetmez, “tek adam”lığa oynamaz.

Sistem tartışılsa bile ki zaman zaman oluyor, “adam” gibi tartışılır; demokrasi içinde kalınır olabildiğince…

Reisin isabetli bir zamanda geleceği aşikar!

Çünkü sokaklar bir yana,

En azından dört partili koalisyon hükümetinde nasıl “çok adam” la işlerin kavgasız, patırtısız gürültüsüz yürütülebileceğine dair bir fikir edinmek mümkündür.

Ama koskoca Avrupa’dan edinilmediğine göre…

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı