Köşe Yazarları

TC-KKTC Ticaret ve Ekonomi protokolü






Türkiye Ticaret Bakanı M.Muş ile KKTC Ekonomi bakanı E.Arıklı arasında yapılan görüşmelerden sonra öngörülenlerle ilgili olarak basına yapılan açıklamalara göre, yeni ve somut bir açılımdan ziyade yapılacak çalışmalar üzerinde durulduğu görülmektedir.

TC Ticaret Bakanı’nın özellikle Kıbrıs’ta okuması burada bir süre yaşamasının büyük bir avantajı olduğu kesindir. En azından yaşanan sıkıntıların ve ekonomik ve ticari açıdan piyasaya yansıyan fiyat konularındaki sıkıntıları hissetmiş olması, coğrafyayı ve insanları tanıması açısından da sempati duyması insan tabiatı gereği olduğu cihetle ileri bir avantajdır.



Ancak KKTC’nin sorunlarına çözüm getirmek adına direk önlem alınması konusunda KKTC yetkililerinin ana tıkanıklık noktaları ve esas ticarette sorunlar hususunda, yeterince bilgilendirilmediği veya talep edilmediği her iki tarafın açıklamaları göstermektedir.

Çünkü sorunların halli için sil baştan uzun çalışmalara gerek olmadığı konusunda bir kanaat oluşmadığı anlaşılmaktadır.

KKTC Ekonomi Bakanı’nın beyanat ve Protokol açıklamasından zaten görülüyor. Çünkü en baştan 40-45 yıldır defalarca karma Ekonomik ve Ticaret Protokollerinde tekrarlanan ve bir türlü çözüm bulunmayan Türkiye’ye yönelik dış ticarette Gümrük formalitelerinden arındırılmak, bürokratik engellerin kaldırılmasından tutun da, Türkiye gümrüklerinde bu gün gerek tercihli gümrük muameleleri ve oranları ile AB ülkesi muamelesi bile görmeyen, ve üçüncü ülke muamelesi gören KKTC’nin sorunları sanki şimdi keşfedilmiş gibi baştan ele alınarak çalışmalar yapılacak, ‘gümrük alt yapısı hazırlanacak, ihracat potansiyelini arttırmak için eylem planları öngörülecek, sivil toplum örgütlerinin de ticari ilişkilerin geliştirilmesinde’ daha çok rol üstlenilmesi gibi, daha ziyade soyut kavramlar üzerinde mutabakat sağlandığı yönünde beyanatlar verilmiştir.

Türkiye’nin KKTC için dünyaya açılan bir kapısı olarak deniyor ki bu hakikaten dünyaya direkt açılan Tek kapısıdır ancak bu kapıyı açmak gerekir. Konu buradadır.

Ancak bir çok anlaşmalar ve protokollere rağmen şimdiye kadar bir açıldı bir kapandı ve sanayi  üretimi iflas etti, yok oldu. 80-90 larda 3-5 defa 2-3  yıllık sürelerle açıldı sonra iktidarlar değiştikçe anlaşmalar yürürlükten kaldırıldı değiştirildi sonra yıllardır açılmadı. Tarım da öyle başlangıçta 1980’lerde teşviklerle kurulan seralar bile özellikle salatalıklar ihracat tıkanıklıkları ve yasaklarıyla devam ettirilemedi elde kaldı ve sonunda seralar söküldü.

İhracat kalıcı anlaşmalar ve yasal düzenlemelerle sürekli hale geldiği takdirde olabilir. Yani sürekliliğe ulaşılamadığı gibi, şimdi bu konular yıllardan beri bu kadar tecrübeler geçirildikten sonra bilinen sorunlara ‘çözüm’ odaklı kesin bilinen çarelerin yerine getirilmesi gerekir. Sorunların baştan keşfedilerek daha çalışmalar yapılacaksa kolay netice alınamaz.

Bu konular yıllarca yeterince tartışılıp çeşitli şekillerde sorunlar bellidir. İcraata geçmek gerekir. Komisyon çalışmaları ile ertelemeler ekonomiye bir yön veremez.

Fuarlara katılım sağlanacakmış. 50 senedir zaten çeşitli Fuarlara Türkiye’de ve uluslararası katılım yapılmaktadır ve KKTC’de de Fuarlar yapılıyor. Ancak malın varsa satacaksın. Dolayısıyla kapı ve gümrük birliğinin sağlanması, bürokratik engellerin, vergilerin, fonların kaldırılması birinci adım olacaktır. Halkı sürekliliğine inandırmak gerekir. O zaman üretim artar ve ihracat gerçekleşir. Bu konuda çok tecrübeler yaşandı. Ve o zaman ekonomi ayakları üstünde durabilir..

Dikkatimi çeken bir husus da yurt dışındaki firmalardan KKTC’ye hizmet sunmaları sağlanmalıymış. Zaten halen maalesef öyledir.

Önemli olan KKTC’nin yurt dışındaki firmalara hizmet sunmalarını ve hizmet ihracını sağlamak ve KKTC’ye gelir elde etmektir. KKTC Ekonomi Bakanı’nın bunu önermesi ve kabul ettirmesi gerekir. Yoksa yabancılardan tek taraflı hizmet almak KKTC ekonomisi aleyhinedir, gelir çıkışı olur. Sıkıntılı durum da budur, mal ve hizmet ithalatı var mal ve hizmet ihracatı yok, sürekli para çıkışı ve TL’de darlık esas  sorun.

Bir de KKTC’nin uluslararası rekabet gücü arttırılmasının gereği vurgulandı. Bu zaten bilinen bir kavram da nasıl olacak?. Bu konuda neler yapılacak konusunda hiçbir öngörü, adım veya bu konuda yeni ne icraat, ne tür önlem alınacak maalesef belli değil. Sonuçta Somut bir adım görünmüyor.

Döviz kurlarının yarattığı alım gücüne ve piyasada para darlığına da el atılması ve para birliğinin işleyişinin gerektirdiği TL takviyesi  ekonomiye can suyu verecektir.







Başa dön tuşu