Köşe Yazarları

TC-KKTC hükümetler arası toplantısı,  KKTC bütçe sonuçları ve TCMB’nin zorunlu karşılık kararı


Bir süreden beri beklenen yeni Hükümetin zirve görüşmeleri Perşembe günü TC Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’ın daveti üzerine KKTC Başbakanı Ersin Tatar ve heyetinin Ankara’ya ziyareti ile gerçekleşti.

Basına verildiği üzere önce Cumhurbaşkanı R.T Erdoğan ile KKTC Başbakanı E.Tatar arasında ikili bir görüşme yapıldı. Sonra Heyetler arası toplantı ve görüşmelere geçildi. Görüşmelerden  sonra ise düzenlenen ortak basın toplantısında özetle, her iki tarafın ziyaretten dolayı memnuniyetleri  dile getirilmiş ve açıklamalarından;  TC-KKTC arasındaki işbirliğinin arttırılacağı, gelir desteğinin sürdürüleceği,  turizm, eğitim ve su projesi ile tarımsal gelişime önem verileceği vurgulanırken,  dış politikada da eşgüdüm içinde politikalar sürdürüleceği mesajları verildi.

Özellikle gerek TC Cumhurbaşkanı gerekse KKTC Başbakanı hem Kıbrıs konusunda -esasen vazgeçilmez olan- garantörlüğün önemine dikkat çekerken,  Akdeniz’deki hak ve çıkarların korunacağı ve hidrokarbon konusundaki hak ve çıkarlardan asla taviz verilmeyeceği ve arama faaliyetlerinin devam edeceği vurgulandı. TC Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, Kıbrıs konusunda da Kıbrıs Rum tarafının tek muhatabının KKTC olduğunu, Güney’in AB’ne tek taraflı olarak alınışının yanlışlığı ile Rum tarafına AB’nin çözümsüzlüğe cesaret verdiklerine ve çözümsüzlüğün nedenine, vurgu yaptı.

KKTC Başbakanı E. Tatar, basına ayrıca verdiği bir beyanatta Türkiye’den kaynak akışına birkaç hafta içinde başlanacağını, gerekli ve yarım kalmış yatırımlara başlanacağını ve toplantı ve sonuçlarıyla ilgili memnuniyetini dile getirdi..

Bu yıl, hiçbir Hibe ve kredi transferi yapılmadığı cihetle KKTC bütçesinde halen Genel giderler ile Genel gelirler arasındaki uygulama sonucunda 6 aylık açık 510 milyon TL’ye ulaşmıştır.  Ve Türkiye’nin desteğine ihtiyaç vardır. Her ülke tanınmışlığın verdiği avantajlarla birçok kaynaklardan gerek yatırım gerekse dış kaynak transferi gerçekleştiriyor. Küreselleşen dünyada kendi ülke ekonomik dengelerini korumak kaydıyla doğal bir kalkınma yoludur.

Ancak içe dönük de bakarsak, Yerel Giderler ile Yerel gelirler arasında da 355 milyon TL gibi yüksek bir açık söz konusudur. Yani yatırımlar ve savunma için TC yardımları yanında, Yerel gelirlerin de arttırılması özellikle kayıt dışı ‘kazanç vergilerinin’ incelemeye alınarak kayıt dışı kazançların vergilerinin de, vergi kaçıranların da, kazançlarını gizleyenlerin de vergilerini ödemeleri ve ekonomide genişleyen hacimden, devletin payının alınmasının da gerektiğini gösteriyor.

Çünkü Dolaylı vergiler % 73’leri aşmıştır ve gerek bu kategorideki vergiler, gerekse bu kategorideki halk kitlesi  daha fazla vergi kaldırmamaktadır !.

Esasen dolaylı vergi, Fiyat artışıdır ve enflasyonu körüklediği cihetle bütçeye de gerek mal, gerek hizmet alımlarında, gerekse maaş ve ücretlere HP’yi arttırdığı cihetle bu ödemelere de, ek külfet getiricidir.  2019’da 6 aylık dönemde Kurumlar Vergisi toplamı, toplam Yerel Gelirler içinde %6’nın altındadır !, Gelir vergisi de % 21 olarak gerçekleşti ki bunun çoğunluğu ise, gerek kamu gerekse özelde çalışan maaş ve ücretlilerdir. Geriye kalan Bütçe Gelirlerinin %73’ü Dolaylı vergilerdir.

Bütçe toplam giderleri, 6 ayda 3 milyar TL olarak gerçekleşti ki bunun tümü zaten, (maaş, ücretler, mal alımları ve hizmet bedelleri)   piyasaya düştü. Her ay da devlet harcamalarının her türlüsü,  ya tüketime, ya borca veya biraz belki tasarrufa gider ki bu da finans sektörüdür. Neticede bütçe giderlerinin tümü zaten sürekli ekonomiye ve piyasaya geri dönüyor.. İlaveten özel sektör harcamaları da piyasaya ve ekonomiye geri dönüyor. Burada sadece devlet payını bu kazançlardan alamıyor. Umarız bu konuda da hassasiyet gösterilirse hem kayıt dışılık ve suçlar azalır hem de bütçe denkliği sağlanır.

 

TCMB’nin zorunlu karşılık kararı

Türkiye’de bankalar sistemi içinde kredi hacimlerinin genişletilmesi amacıyla geçen hafta içinde mevduat yasal karşılıkların oranlarını ve yasal karşılıklara (zorunlu karşılık) verdiği faiz oranlarını değiştirdi.

Bu kararla bankaların %10 ilâ %20 arasında kredi büyümesi olan bankalara zorunlu karşılıklarda iki avantaj sağlayacak. Bir tanesi Merkez Bankasının aldığı zorunlu karşılık oranını şimdi % 7 iken % 2’ye düşürecek, ikincisi de Merkez Bankası nezdinde tutulan zorunlu karşılığın faiz oranını % 13’ten %15’e çıkaracak . Kredi hacmini %10-20 oranı arasında arttıramayanlar ise % 7 zorunlu karşılık tutacak ve bu karşılığa TCMB tarafından verilecek faiz oranı da %13’ten  % 5’e düşürülecek.

Kredi hacmini arttıracak olan bankalara iyi bir avantaj getiriliyor. Yapamayacak olanlara ise ek maliyet yüklenmiş olacak. Bu kararla tüm bankaların kredi hacimlerinin arttırılmasına yön verilmek isteniyor.  Devlet bankaları zaten devlet politikasını uygulayacağı cihetle, diğer özel bankaların da bu yönde hareketinin sağlanması amacı vardır.

Bu kararla para arzında artış olacağı ve yatırımlara daha fazla imkân sağlanması düşünülmektedir. Piyasa hareketliliğinin sağlanması bakımından tabiatıyla faydası olacaktır. Şimdilerde Türkiye’de Merkez Bankası yayınlarına göre de kredi hacmi mevduat hacmi üzerinde olduğu cihetle bankaların kredi hacmini genişletmeleri için ek dış finansmana ihtiyaçları olacaktır. Halen mevduatın krediye dönüşüm oranı %100’ün üzerindedir. Geçmiş yıllarda daha yüksek oranlarda idi.  Dünyada genelde gelişmiş ülkelerde gerek AB, gerekse ABD ve diğer gelişmiş ülkelerde faiz oranları çok düşüktür. Dolayısıyla bankaların herhalde dış borçlanma yoluna gitmeleri veya dış sermaye olarak bankalara mevduat artışı sağlamaları gerekecek. Veya Türkiye’deki ekonomik dengelerin ve getirilerin müsait olması durumunda, avantajları dolayısıyla kendiliğinden dış sermaye transferi gerçekleşebildiği oranda kredi hacimlerinde gelişmeler sağlanabilecektir.

KKTC’de ise tam tersi, mevduatın krediye dönüşüm oranı oldukça düşük ve %70’in biraz altındadır.. Yani KKTC’de de bankaların yatırım kredilerine ağırlık vermeleri gerekir. Verilen krediler de halen işletme kredileri ile şahsi ve mesleki borçlarla tüketici borçlarıdır. Yatırım kredileri çok düşüktür.

Merkez Bankalarının dünyada da para politikasını genişletmeye gitmekle para arzının artacağı ve önümüzdeki dönemde altına olan talebin artacağı görüşleri ağırlıktadır. Para arzı fazlalığı kurları etkileyebildiği cihetle bu konuda takibin yapılacağı anlaşılmalıdır. Bu yıl TL istikrarı ve kur açısından düşünürsek,  Türkiye’de büyüme hedefinin ve istihdamın ön plana alındığı, ihracat artışı ve cari açığın da 500 milyon$ kadar fazlalığa geçtiği son yapılan resmi istatistiki yayınlardan görülmekte olduğuna göre bu hız devam ederse döviz kurlarını daha az etkileyebilir. Ayrıca artan Bütçe açığının da azaltılmasının hedef alındığı çeşitli vesilelerle açıklanmaktadır.

Umarız ekonomilerimizde,  gelişme ve istikrar yılı olsun.

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı