17 Aralık’tan beri, Türkiye’de süren siyasi kriz, 30 Mart yerel seçimleriyle birlikte, yerini yeni mücadele şekillerine bırakacak. Ancak, bu yeni süreçte esas belirleyici olacak olan Erdoğan’ın politikaları olacak.
Tayyip Erdoğan’ın, referanduma dönen yerel seçimlerden, oylarını artırarak galip gelmesi, Türkiye ve Kıbrıs’ta önemli değişikliklere yol açacak.
Kıbrıs’ta, AK PARTİ’nin yenilgisini bekleyen çözüm karşıtı güçler, tüm umutlarını CHP’nin güçlenmesine bağlamışlardı. CHP’nin güçlenmesi durumunda, Annan Planı’nın referandum sürecinde olduğu gibi, CHP’nin ve diğer Kızıl Elma’cı grubun desteğiyle, görüşmeleri etkisiz hale getirebileceğini düşünen STATÜKOCU’lar, YEREL SEÇİMLER’den umduklarını bulamadılar.
Türkiye’nin, Kıbrıs’ta statükonun devamından hiçbir çıkarı yoktur. Bölgede ve dünyada etkin bir devlet olmak isteyen Türkiye, Kıbrıs sorununun sona ermesiyle önemli bir avantaj elde edecektir. Bu avantaj, AB’ye gidecek Kıbrıs ve İsrail gazının borularla Türkiye üzerinden AB’ye taşınması avantajıdır.
Türkiye’nin, Kıbrıs adasında bulunan 40 bin civarındaki askerinin yıllık masrafı milyar dolar mertebesindedir. Bu paranın yanı sıra, Kuzey Kıbrıs’taki hükümete verilen memur ve işçi paraları, altyapıya harcanan paralar, bir çözümle birlikte, Türkiye’nin ihtiyacı olan başka alanlara aktarılacaktır.
Geçmiş Statükocuların Kıbrıs macerasının Türkiye’ye maddi maliyetinin yanı sıra, dış politikadaki olumsuz etkisi de dikkate alınmalıdır.
NATO, özellikle Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesinden sonra, Güney-Doğu kanadının daha verimli çalışabilmesi için, Kıbrıs’ın da, bir an önce NATO’ya katılmasını istemektedir. Kıbrıs’ın NATO’ya katılabilmesi için, Türkiye’nin vizesine ihtiyaç vardır. Türkiye, bu vizeyi, Kıbrıs sorununun bitirilmesi koşuluna bağlamıştır.
Türkiye’de Erdoğan’ın kazanmasıyla, Türkiye’nin şimdiye kadar izlediği dış politikanın aynen devam edeceği ortaya çıkmıştır.
Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasında AYAK SÜRÜYEN Kuzey KIBRIS liderliğinin, Ahmet Davutoğlu’nun bizzat adaya gelerek, müdahalesiyle toplumlararası görüşmelere katılmaya zorlandığı unutulmamalıdır.
17 Aralık süreci ve 30 Mart seçimleri öncesi, Türkiye’deki iç karışıklıktan faydalanan Kuzey Kıbrıs Türk liderliğinin, uzlaşılan ortak açıklama metninden hayli uzaklaşıp, konfederasyon politikasına yeniden dönüş yaptığı bilinmektedir.
Konfederasyon politikası, çözümsüzlüğün diğer adıdır.
Türkiye’deki KAOS DÖNEMİ sırasında, Kıbrıs’taki müzakerecilerin, HAFTADA BİR görüşmesi de çözümü devamlı ileriye erteleme politikasının dışa yansımasıdır.
Kıbrıs sorununun, Türkiye’nin de istediği şekilde, bir an önce bitmesi için, haftada bir değil, HER GÜN ve 24 saat görüşülmesine ihtiyaç vardır.
Yıllarca süren görüşmelerde, hemen hemen her konu, ayrıntılı bir şekilde görüşülmüş ve farklılıklar, son DOWNER BELGESİ’nde olduğu gibi tespit edilmişti.
Bu noktadan sonra görüşmecilerin, uzlaşılamayan noktaların üzerinde durması ve yakınlaşmanın sağlanması gerekmektedir.
İki tarafın müzakerecisinin çözemeyeceği noktalar, Türkiye ve Yunanistan’ın katkılarıyla kolaylıkla çözülebilir.
Türkiye, referanduma dönen yeni seçimler sonrası, Erdoğan hükümetinin oylarını arttırarak çıkmasıyla, gerek Kürt sorununda, gerekse, Kıbrıs sorununda, çözüm isteyen aktif politikalarına yeniden dönecektir.
Amerika tarafından da desteklenen bu politikalar, Kıbrıs ve Türkiye’deki tüm iç direnmelere rağmen mutlaka başarıya ulaşacaktır.
Amerika’nın Orta Doğu’yu yeniden düzenleme çalışmalarında, Türkiye ile aktif bir dayanışma içerisinde olduğu dikkate alınınca, Kuzey ve Güney’deki statükocuların, Kıbrıs sorununu çözümünü daha fazla geciktirme şanslarının olmadığını çok çarpıcı bir şekilde göreceğiz.
































