Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tatlı düşler

“Geçen gün evde elektirikler kesildi. Ev halkıyla biraz konuştuk, dertleştik. İyi insanlarmış” deme ironisinde bulunabilecek bi’teknolojik nesil ile birlikteyiz. Hani şu kendisi akıllı ama pili gerizekalı telefonlarımız var ya, işte o telefonların esiri bir insanoğlu var artık! E hâl böyle olunca da millet artık sosyalleşme için sokağa çıkmıyor. Özellikle de bebelerimiz avuç içi kadar bir ortama yaşamlar sığdırılmış durumda. Gece-gündüz bir cebelleşmedir gidiyor bu fâni dünyada. İşin içerisine ampulün mucidi girdi ya, Thomas Edison Amca’dan sonra ve önce olmak üzere iki çağı aynı anda yaşıyoruz. Eskiden mumla aydınlatma süreci erken biter ve herkes yataklarına dağılırdı. Ya şimdi? Geceler de gündüz oldu elektrik sayesinde. Birçok talebem gecenin üçündende sanki de gündüzmüş gibi telefonlaşıyor veya direkt iletişime geçiyor. Hâl böyle olunca da birçok bebe veya yetişkin uyku sorunu yaşıyor. Sonuç mu? Tabii ki obezite, depresyon, halsizlik ve diğer fiziksel-zihinsel-duygusal-sosyal sorunlarla boğuşma durumları. Beslenme, yükleme ve dinlenmenin merkezinde uyku var. Uyku süresi ‘en az’ tütün-alkol kullanımı ve diğer çevresel şartlar kadar çok önemli. Daha doğrusu en önemlisi. Güneşin batmasından birkaç saat sonra melatonin adlı büyüme hormonu aktifleşiyor. İşte, bebeler için “uyu da büyü” derler ya, durum aynen bu vaziyette gerçekleşiyor. Ya şişmanlık durumları? Bu sorun da aynen uyku düzeniyle de devam ediyor. Hominine gırtlak ya televizyon, ya da bilgisayar başında doyma hissinden uzak bir şekilde yaşıyoruz. Beyin yemek yerine, teknolojiye odaklanınca da seyreyleyin gümbürtüyü. Yağ depolamaca ve özellikle de şeker ve de unlu gıdalar alınırsa virra ‘açlık şekeri’ yerlerde ve yine yemece forever! Üstüne üslük geç saatlere kadar ışıklar yüzünden uyanık kaldığımızda stresle mücadele hormonu olan kortizol, bizi daha da stres ve çöküntüye sokacaktır. Hele hele psikopat insanlarla bezenmiş bir dizi alışkanlığımız da varsa “uykusuz her gece, bu soğuk kahvede öleceğim” şarkısını dillendiririz. Araya da yorgun ve bitkin nakaratlar iyi gelir. Sorunlar özetle aynen bu yönde. Çözüm mü? Çözüm ise özetle şöyle; ‘Son öğünü en geç saat 20.00’de sonlandırın… Akşam 21.00’den sonra televizyon ve bilgisayarla ilişiğinizi de kesin, kesebilirseniz… En geç saat 22.00’de uymak üzere yatağa girin, girebilirseniz… Dizi film mi? İnternette zaten tekrarı var. En iyisi hiç seyretmeyin ki bağlanmayasınız Hürem Sultan veya Polat’a… Akşam karanlık bastıktan sonra evdeki ışık miktarını azaltın, zaten faturalar can yakmaya devam ediyor… Yatak odanıza ışık sızmasına asla izin vermeyin ki melatonin hormonu maksimum bir şekilde salgılansın. Arkasından da yağ yakan insülin hormonu ve de ‘esas yakıcı leptin hormonu’ aktifleşsin… Yatmaya yakın atıştırmaları lütfen bi’zahnet kesin. Aksi takdirde özellikle kafein ve diğer uyarıcılar sayesinde tavana bakar oflayıp puflarsınız… Kışın ayağınız sıcak, başınız serin olsun; zira yatar pozisyonda ayaklardaki kan dolaşımı minimum seviyede olur ve üşürsünüz… Uyku esnasında rahat ve ısıyı sabitleyici kaliteli pijamalar giyin… Yatak odası ısısı çok yüksek olmasın, az da. 22 santigrat uygundur… Odanızın havası kuru veya çok nemli de olmasın… Sıvı alımını bir an önce kesin ki tuvalete gidişler sayesinde uykunuz bölünmesin… Egzersiz size kaliteli uykuyu getirecektir, bir saat hareket edin… Yetişkinler için ortalama yedi saat, bebeler içinse ortalama dokuz saat uyku tamamdır… Özellikle yastık ve yatağınız kaliteli olsun zira orası kutsal bir yerdir ve uyku bir tören kadar önemlidir’. Sonuç mu? Tatlı düşler…