Başbakan, kendisini ziyaret eden Yenidüzen ekibine soygun olayı ile ilgili detaylı bilgi verdi.
Polis Genel Müdürlüğü’nün kendisine gönderdiği raporu okudu, polisin zanlılardan son aldığı ifadeleri açıkladı.
Haberi gazetenin manşetinde gördüğümde gazetecilik refleksi olarak “bu kadar da olmaz” dedim kendi kendime.
Başbakan soygun olayı ile ilgili elbette konuşabilir.
Soyulan banka kendine yani başbakanlığa bağlı bir bankadır ve üstelik yeni atadığı yönetim kurulu başkanı da partisinin Güzelyurt ilçe başkanıdır.
Dolayısı ile sorumluluk doğrudan Başbakan’dadır.
Soygun olayı ile toplum vicdanında derin bir yara açılmıştır.
Bir polis yetkilisinin de olaya adının karışması vatandaşta adeta infial yaratmıştır.
Başbakan’ın elbette bunlarla ilgili konuşabilir.
Toplum vicdanını rahatlatacak açıklamalar yapabilir.
Ama yok da bir zanlının verdiği ifadeden pasajlar okuyarak.
Polisin soruşturmasını zan altında bırakacak cümleler kullanarak.
Bu tepki benim sübjektif değerlendirmemi yansıtabilir.
Fakat aynı sübjektif nokta Başbakan’da da var galiba.
Bir türlü atayamadığı polis genel müdürlüğü konusu da başbakanın sübjektif noktasıdır.
Kamu vicdanında Başbakan zor durumdadır.
Atamayı engelleyen Cumhurbaşkanı değil ama bu konuyla ilgili eleştiri okları başbakana yönelmektedir.
Dolayısı ile gazetecinin sorusu karşısında refleks göstermiş ve kendisine sıcağı sıcağına gönderilen raporu ifşa etmiş olabilir.
Umalım ki bu ifşaat soygunun aydınlatılmasına katkıda bulunur diyelim ve esas konuya geçelim.
***
Düşünün ki bir bankanın, üstelik kamu bankasının ve memleketin en büyük bankasının para taşıma aracının yolu kesiliyor.
Soyguncular 3 milyon lirayı alıp sırra kadem basıyorlar.
Ve ortaya çıkıyor ki para taşıma işleminde bir dizi hatalar ve ihmaller vardır.
Bu denli yüksek meblağ, hiçbir koruma bilgisi ve korunma aletleri olmayan 2 sıradan personele yaptırıldı.
Polis koruması istenmedi.
Yönetim Kurulu polis koruması istenmediğini resmi bir şekilde teyit etti.
Komite kurdu, soruşturma başlattı.
Ama gelin görün ki bankanın genel müdürü tam da soygunun olduğu zamanda Avrupa’ya tatile uçtu.
Memleket bu soygunla altüst olurken ve kendisine “istersen tatilini ertele” denirken o tatile gitmekte ısrarcı oldu.
Ve hiçbir irade çıkıp da “efendi otur oturduğun yere bu soygunla ilgilen” diyemedi.
Soygun nedeniyle yaralanan kamu vicdanından ne kadar başbakan sorumlu ise aynı ölçüde bankanın profesyonel bir şekilde görev yapan ve başbakandan daha fazla maaş çeken genel müdürü de sorumludur.
Tarihte ilk defa bu denli dehşetengiz bir banka soygunu karşısında en az polis kadar mesai mefhumu gütmeden çalışacak olanlar ve aslında olayın doğrudan sorumluları olanlar, bir tek şube müdürü ile yardımcısı ve aslında tek suçları amirlerinin emirlerini uygulamak olan 2 çalışanı görevden alıp da tatile çıkanlarla ilgili başbakan ne söyleyecek?
Doğrusu merak ediyorum.
Ve en erken zamanda bir açıklama bekliyorum.
Eminim halkın olduğu gibi Başbakan’ın vicdanı da yara almıştır.
































