Köşe Yazarları

TATAR’IN ZİYARETİ VE SEÇİM ÜZERİNE LAFLAMA..


Ben kendimi tanımaya başladığım yıllardan bugünlere dek en az “Kıbrıs” lafı kadarını da “Türkiye” olarak telaffuz ettim. Ki bizim dönemimizde Türkiye’ye “anavatan” denirdi.

Tutun ki Türkiye’ye bağlılık bir ulusal haslet ve yerine getirilmesi gereken bir dini fariza gibiydi. Şöyle ki hem birinci hem ikinci dünya savaşları sonrasında Kıbrıs’ı işsizlikle açlığın kavurduğu yıllarda pek çok Kıbrıs’lı Türk hatta sandallara doluşarak Türkiye’ye göç ettilerdi. Çünkü Kıbrıslı Türkler için tek sığınılacak ülke “anavatan Türkiye”ydi.

Fakat bu “bağlılık” Türkiye ile ilişkilerimizin her zaman iyi ve mükemmel olduğu anlamına da gelmedi! Mesela vakti zamanında bir dönemlerin Türkiye’deki devlet ricali rahmetlik Denktaş’ın canını o kadar çok sıktılardı ki “söylesinler” dediydi Denktaş, “kuş muyuz yoksa deve kuşu muyuz?”

Nitekim Rum yıllarca radyolarında televizyonunda Türkiye’yi işaretleyerek “bekledim de gelmedi” şarkısını çalıp söylerken, biz de “bu Türkiye ne zaman gelecek” diye kahrımızdan çatlardık!                                                     ***

VE Türkiye geldi bizi Rum zulmünden kurtardı.. Çok sevindikti ta ki Kuzey’e nüfusunu kaydırana kadar. Aslında bir başka alternatif de yoktu. Onlarca köy, dönümlerce arazi, dört yüzün üzerinde sanayi tesisi, narenciye bahçeleri, büyük küçük baş hayvanlar sahipsiz ve bakımsız atıl kaldılardı. Kısaca Kuzey’de atıl kalan bu köyleri dolduracak, toprağı sürüp ekecek, tesisleri çalıştıracak, okulları yeniden tedrisata açacak insan unsuruna ihtiyaç vardı.. Bu unsur da Türkiye’de mülkü olmayan fakir fukara ve köylü sınıfından derlendiydi.

Nitekim bu konuda yıllar sonra bir kitabında değerlendirme yapan İlber Ortaylı “keşke dediydi Bulgar göçmeni gönderilseydi..”

Tabi ki bunları yazarken artık Kuzey’in yurttaşları olan Türkiyeli kardeşlerimizle bu adada ayni kaderi ayni tarihi birlikte yaşadığımızı KKTC’nin bizim kadar onların da vatanı olduğunu vurgulamalıyım.. Ben sadece o günkü koşulları kısaca hatırlattım ki bugünkü durumun çok farklı olduğunu da anlatabileyim.                                                    Nitekim 1974 öncesinde Ankara ile ilişkileri Rahmetlik Dr. Küçük ile Rauf Denktaş sürdürürdü. Artık öyle değil. Başbakanlarımızın, Bakanların bir ayakları Ankara’dadır. Şöyle ki daha dün başbakan Sn. Tatar Ankara’da Erdoğan’la görüşmüş KKTC’ye dönmüştü.                                                                                  ***

Peki Sn. Tatar neden Ankara’ya gitti? Açıklamasından anlıyoruz çağrıldığı için. Nitekim Kudret Özersay da çağrılmış ama gitmemiş!                                                              Sn. Tatar Yaptığı açıklamada “Doğu Akdeniz’den Maraş’a ve ötesi sorunlara kadar görüştüklerini” söylerken, “Türkiye’nin demokrasimize karışma niyetleri” olmadığını özellikle vurguladı yada vurgulamak gereğini duydu? Ki ben yıllar yılı o “demokrasiyi” ne zaman telaffuz etsem önüne bir de “cici” kelimesini koyardım. Şöyle ki her yıla sığdırdığı bir seçim ve bir yeni Hükümet kurulması becerisinde!

PEKİ Sn. Tatar Erdoğan’la cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerçekten konuşmadı mı?

Mümkün değil! Konuşulmaması eşyanın tabiatına zıt olur çünkü öteden beri biliyoruz Türkiye KKTC’de kendisiyle uyumlu çalışacak ve kendisine inanırken saygı sevgisini belirtecek siyasilerin iktidarda olmasını ister.

Doğrusu Sn. Tatar bugüne kadar Ankara ile ilişkilerinde bunu ispat etmiş ender başbakanlardan biri oldu. Üstelik Erdoğan Sn. Cumhurbaşkanı Akıncı ile takışırken! Fakat “Tatar, Erdoğan ve koordinatörümüz Fuat Oktay”ı da kapsamına alan bu yakınlık ve samimiyetin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Tatar lehine bir avantaj olacağını söylemek mümkün değildir.. Aksine “inadına” tepkilerde dezavantaj bile olabilir!

…Ben Cumhurbaşkanlığı adaylığına sonradan katılan Serdar Denktaş’a takılıyorum. Yoksa diyorum “çatı adayı mı?” Yoksa DP başkanlığını da bu nedenle mi devrettiydi! Ki olası seçimde “UBP’nin kurucusu “Denktaş” soyadını taşıyan avantajıyla hem Tatar’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığına sıcak bakmayan UBP’lerin hem de DP’nin oylarını alacak. Üstelik Sn. Akıncı’ya gidecek bir kısım oyların da önünü keserek kendine kanalize edebilir..

Ve dikkat: Adaylar çoğaldıkça oylar da bölünüyor. Mesela Sn. Tatar’ı ikinci tura taşıyacak sağ oylar Özersay ve yeni aday Denktaş tarafından bölünürlerken… Sol’un oyları da Akıncı ile Erhürman arasında bölünecek.. Tabi Sn. Akıncı’ya elbette sağdan oy kayacaktır da bunun ikinci turu ne kadar garantileyeceğini bilemeyiz.. Kısaca dengeleri bozan Serdar Denktaş oldu.. Bakalım “neticesi” ne olur?

***

ERHAN Arıklı’yı ve TC kökenli yurttaşların oylarını atlamamak gerek. Kaldı ki seçimin kaderini sil baştan değiştirecek kadar da bir seçmen kitlesi vardır. Tabi gerçekleşmesini, kutuplaşma yaratacağı için hiç istemediğimiz “Türkiyelilik” gibilerinden bir “birliktelik” oluştururlarsa! Ki Arıklı çok önceden sandıktan çıkacak sürpriz olabileceğini söylediydi.

Kaldı ki TC kökenli seçmenler geçmişte de tanığı olduğumuzca seçimin kaderini değiştirecek kadar bu memleketin seçim numaralarını öğrenmişler ki seçime an kala tüm tahminleri alt üst edebilirler..                       İşte burada Sn. Tatar’ın Erdoğan’a ihtiyacı olacaktır!.. İlerleyen günlerde olay daha billurlaşacak göreceğiz…

 



Başa dön tuşu