Köşe Yazarları

TATAR İLE KIZILYÜREK, ERDOĞAN İLE ALKIŞLAYANLAR…






Saray müjdesi öncesinde, Cumhurreisimiz Tatar’ın;

“EOKA’cı Rum AKEL Partisinde milletvekilliği görevinde bulunan Niyazi Kızılyürek isimli biri var” söyleminin siyasal jargondaki Türkiye siyasetindeki karşılığının yada tercümesinin;



“Ülkü Ocaklı Kürt HDP partisinde milletvekilliği görevinde bulunmuş Selahattin Demirtaş isimli birisi vardı” demekle aynı şey olduğunu, Cumhurreisimizin bu söyleminin onun Kıbrıs Sorunundaki siyasi tezinin derinliğinin de nişanesi ve ağırlığı olduğunu Türkiye solundan dostlarıma açıklarım.

Niyazi Kızılyürek’e gelince.

Sanırım Kıbrıslı Türkler arasında kuşağımın en entelektüellerinden. Almanca, İngilizce, Fransızca ve Yunancayı akıcı konuşabiliyor. Türkçe kelime haznesi leb-i derya. Yüksek Öğrenimini Almanya’da yapmış. 1974 sonrası yıllarda en kritik dönemde Güney Kıbrıs’ta yaşamış. Siyaset biliminden mezun. Kıbrıs Siyaset Tarihiyle ilgili olarak başta Türkçe olmak üzere farklı dillerde yayınlanmış pek çok kitabı var. İlk kitabı ile yayınladığı en son kitabı arasında 30 küsur yıl geçmiş.

Yalnızca Kıbrıslı Türk ve Elenler arasında değil, Türkiye ve Yunan halkları arasında da kitapları ve teorik bilgisiyle takdir görüyor. Kıbrıslı Türklerin de oy kullandığı Kıbrıs’ın son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, Rumların ve Türklerin oylarıyla parlamentoya girmiş.

Bu olay pek çok Kıbrıslı Elen ve Türk devrimci ve solcunun, Kıbrıs’ta “Çözüm ve Barış için” küçük ama tarihi öneme sahip muazzam bir adımı. Demem o ki Kızılyürek teorisini pratiğine aktarabilen çağdaş solun hem akademisyen, hem entelektüel, hem de militan bir siyasetçisi. Tatar’ın kendi hakkında yaptığı eleştiriye, Tweeter üzerinden verdiği yanıta gelince:

“Hiçbir insan dilini doğru dürüst öğrenmedi. Kırık bir Türkçe, Kırık bir Ingilizce… Ama Kurt dilini iyi öğrendi. Durmadan uluması bundandır…”

KKTC Meclisinde konuşma yapan Erdoğan’ı BOYKOT eden CTP ve TDP için de şöyle nutketmiş Tatar:

“Erdoğan’dan rahatsız olan bu partiler geçtiğimiz günlerde Rum tarafına gidip her fırsatta Türkleri aşağılayan Rum lider Nikos Anastasiadis ile görüştü. O görüşmede Türkleri vahşice katleden EOKA’yı öven ve bize korsan devlet diyen Anastasiadis ile mutlu pozlar verdiler.”

Tatar’ın kendisini Cumhurbaşkanlığı makamına oturtan Erdoğan’a sunacağı sermaye, böyle kuru ajitasyonlardan mı ibaret olacak?

Ne kadar kıt siyasi ve teorik bilgi, o kadar saçma eylem ve söylem!

Kıbrıslı Rum siyasilerle görüştükleri için Kıbrıslı Türk Solunu düşmanlaştıran ve aşağılayan Tatar’a birisi çıkıp da, Denktaş ile Klerides’in, 1967’de Beyrut’ta başlayıp n 2003 yılına kadar devam eden 36 yıllık Kıbrıs müzakerelerinde, birbirlerinin ailelerini kendi ırkçılarının hışmından koruyacak kadar yakın ve dost olduklarını ve her karşılaştıklarında mutlaka dağarcıklarında birbirlerini güldürüp anlatacaklar fıkralar biriktirdiklerini biri anlatsa…

“Bir de siyasette insanları aptal yerine koymanın, özellikle KKTC gibi adayarısı küçük cemaatlerin yaşadığı coğrafyalarda erken fark edildiğini yalnızca Tatar’a değil ama Reis’e de çıkıp bir siyasi danışmanı falan önceden söylese” diye yazacağım…

Mesela Erdoğan’ın Kıbrıslı Türklere “Müjde” olayını ele alalım.

Aylar öncesinde, daha Tatar seçimleri kazanır kazanmaz, Kermiya’da 500 dönümlük arazi üzerinde AKP’nin talimatıyla inşa edilecek Sarayın haberi duyulmuş ve Kıbrıs Türk basınında ve de KKTC meclisinde muhalefetin eleştiri konusu olmuştu.

Erdoğan Kıbrıslı Türklerin bildiği bu konuyu aylar sonra “müjde” diye politik propagandasının önemli bir konusu yaptı?

Hem de yalnızca Türkiye ve Kıbrıslı Türklere değil, Dünya’ya da ilan ederek.

Aylar önce eleştirildiğinden çok daha traji-komik bulundu Erdoğan’ın bu Müjdesi.

Ama Tatar alkışladı. KKTC Meclisindeki parlamenterler de alkışladı…

Demem o ki; ya Erdoğan’ın Kıbrıs’tan sorumlu danışmanları ona yanlış bilgi verdiler, ya da TC Cumhurbaşkanı bizimle dalga geçti…

Alkışlayanalara gelince…

Onlar zaten alkışlamak için oradaydılar…







Başa dön tuşu