Köşe Yazarları

Taşhan’la Yok Olan Bir Tarih

Şenay Çelikkaya yazdı






Hepimizin bildiği “Komşu komşu, hu hu oğlun geldi mi?” diye başlayan bir tekerleme vardır. Sonrasında komşunun oğlu gelmiştir ve inci boncuk getirmiştir. Kimlere diye devam eder ve kara kediden sonra bir kovalamaca başlar. Kara kedi ağaca çıkmıştır, ağacı balta kesmiştir, balta suya düşmüştür, suyu inek içmiştir, inek dağa kaçmıştır, dağ ise yanmış bitmiş kül olmuştur. Ulus’taki tarihi Taşhan’dan bahsederken de bu tekerlemeye benzer bir durum ortaya çıkıyor.

-Taşhan nerededir?

-Yıkılıp Sümerbank binası yapılmıştır.

-Sümerbank binası nerededir?

-Üniversiteye çevrilmiştir.

Tarihi değerler ise yanıp bitmiş kül olmuştur.

 

Zafer Anıtı’nın bulunduğu Ulus Meydan’da sol tarafta şuan Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi olan Sümerbank binası vardı. Sümerbank binasından önce Taşhan’dan söz edelim. 1895-1902 yılları arasında, Ankara Valisi Abidin Paşa’nın mektupçusu İsmail Bey tarafından yaptırılmıştır ve o dönem Ulus’un en büyük binasıdır. Taşhan, Ulus’ta bulunan Suluhan’dan sonra yapılmış olmasına rağmen, varlığı korunmamış ve yıkılmıştır.

 

Taşhan’ın tarihine baktığımızda oldukça ilginç bir geçmişi olduğunu görebiliriz. O dönemde Ulus Meydanı “Taşhan Meydanı” olarak anılıyormuş. Önceleri 2 katlı,100 odalı bu han, Ankara’ya gelenlerin hayvanlarıyla konakladığı bir otelmiş. Kurtuluş Savaşı yıllarında ise cepheden gelen yaralıların tedavi edildiği 150-200 yataklı bir hastane olarak kullanılmış. 1920’li yıllarda, özellikle TBMM’nin açılmasıyla, yurtdışından gelen delegelerin çoğu burada konaklamıştır ve 1928 yılına gelindiğinde ise, burası “Taşhan Palas Oteli” (bir diğer ismi “Hotel d’Angora”) olarak faaliyetini sürdürmüştür.

 

Taşhan’dan bahsederken Karpiç Lokantasına da değinmek gerekiyor. Hanın arka bahçesinde Bolşevik ihtilalinden kaçan Rus Juri Karpovich tarafından 1928 yılında kurulan “Karpiç Lokantası” Ankara şehrinin kuruluş yıllarındaki en modern lokantasıymış. Çiçeği burnunda bir başkente, Batılı tarzda yeme içme ve sofra adabı kazandırma misyonunu üstlenen Karpiç Lokantasına girişlerde, kravat zorunluluğu bile varmış. Lokantada Osmanlı mutfağı yerine Fransız ve Rus yemekleri servis ediliyormuş. O dönemde burası otelin resmi ve özel davetlerinin yapıldığı, Ankara’nın tek müzikli lokantasıymış. Devlet adamları ve bürokratların dışında, aydınlar, ünlü şairler ve yazarlar da Karpiç’te kendilerine ayrılan özel masalarda ağırlanmışlar. İnsan gözlerini kapatıp, o yılları hayal edince, gerçekten çok daha merakla doluyor, kimler gelmiş, kimler geçmiştir Karpiç’ten? Duvarlara sinmiş edebi sohbetler, okunan şiirler, tartışılan memleket meseleleri derken hazin sonla karşılaşıyoruz: 1933 yılında Taşhan’ın sahibi borçlarını ödeyememiş, İş Bankası tarafından haciz edilmiş ve icra yoluyla da Sümerbank’a satılmıştır. Karpiç Lokantası, Merkez Bankası yanında yeni yerinde bir müddet hizmet vermiş ama varlığını günümüze dek koruyamamış, sonrasında kapanmıştır.

 

Taşhan’ın hikâyesinin son bulduğu yerde Sümerbank’ın öyküsü başlıyor. Taşhan’ı yıkıp yerine Sümerbank Genel Müdürlük Binası yapmak için kollar sıvanmıştır. Bu tarihi hanın yıkılmasına karşı çıkanlar arasında Ankara’da imar planlamasını yürütmek için seçilen Alman mimar ve şehir plancısı Herman Jansen da vardır. Herman Jansen, Taşhan’ın yıkılmamasını, tarihi bir bina olarak korunmasını savunmuş ama dönemin bürokratlarına söz geçirememiştir. Taşhan’ın yıkılmasına karar verilir ve yerine yeni bir bina yapılması için yarışma açılır. Kaynaklarda ilginç bir ayrıntı dikkat çekicidir. Yarışmaya yerli yabancı birçok proje katılmıştır fakat kazanan mimar Seyfi Arkan’ın projesinin uygulanması bir neden gösterilmeden iptal edilmiştir. Dahası ise bu yarışmaya katılmamış Alman mimar Martin Elsaeser’in projesinin yapılmasına karar verilmiştir. Diğer ilginç ayrıntı ise, o dönem yabancı mimarların projelerinde, Türk Mimar çalıştırma zorunluluğu olmasına rağmen bu projede Türkler yer almamıştır. Sebebi ise belirsizdir.

Sümerbank binası 1937-1938 yılları arasında inşa edilmiştir. Dairesel formda yapılan yapıda, mimar Elsaeser tarafından modern mimari anlayışı uygulanır. Betonarme iskelet sistemi uygulanan yapının öndeki alçak kütlesi dıştan ve girişi “Pembe Ankara taşı” ile kaplanmıştır. İnşaat bittiğinde, o dönem için Ankara’nın en modern binası ortaya çıkar. Tren garından gelen aksın bakış açısını oluşturacak şekilde tasarlanmıştır. Mimari açıdan değerlendirildiğinde çevresiyle uyumlu ve başarılı bir çalışmadır ancak Taşhan gibi tarihi bir binanın yıkılmasıyla inşa edildiği gerçeği hiçbir zaman değişmeyecektir.

Sümerbank 1933 yılında halk tasarrufu ile oluşturulmuş ve ticari nitelikli mal üretmesi için kurulmuştur. Türkiye’nin ise ilk modern tekstil kuruluşudur. 1988 yılında Sümerbank’ın özelleştirilmesiyle, binanın ismi “Sümer Holding” olarak değiştirilmiştir ve bir başka hazin son da Sümer Holding için başlamıştır. 2000 yıllarında ise binanın ön kısmını hazır giyim markası “LCW” kiralar. Uzun yıllar özellikle bölgede çalışanların uğradığı sıradan bir giyim mağazası olarak hizmet verir. Karpiç Lokantasından bir giyim firmasına uzanan yolculuk oldukça tuhaf geliyor insana.

Daha sonra ise Özelleştirme İdaresi tarafından Kültür Bakanlığına devredilen bina, Sümer Holding’in genel merkezinin Atatürk Orman Çiftliğine taşınmasıyla birlikte, bir üniversiteye devredilir. Tıpkı tekerlemede olduğu gibi ağacı balta kesmiştir, balta suya düşmüştür, suyu inek içmiştir misali. Yanan dağ ise yıkılan Taşhan’la yok olan kıymetli kültür mirasıdır.

Üniversite binayı devraldıktan sonra bir reklam afişi asmıştı; “Başkentin merkezinde bir devlet Üniversitesi- Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi” yazılı bu afiş ilgimi çekmiş, eski Sümerbank’ın yeni yüzü nasıl olacak diye merak etmiştim. Kırmızı Ankara Taşıyla kaplanmış binanın cephelerinde bir değişiklik yapılmamıştı, bir devlet üniversitesine çevrilmiş olması da olumsuz gelmiyordu kulağa ancak yine de orada olmayı, korunmayı ve yaşatılmayı “Taşhan” hak ediyordu.

Son zamanlarda KKTC Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın eski ve gösterişsiz olarak nitelendirilmesi ile Taşhan’ın hazin sonu tuhaf bir benzerlik göstermektedir. Hiç dallandırıp budaklandırmadan “Kıssadan Hisse” deyip nokta koyalım burada.

Tarihi binalar, mekânlar, eserler geçmişten günümüze ve günümüzden de geleceğe ışık tutan belgeler niteliğindedir. O ülkenin tarihinden bir yaprak, şehrin kimliğinden bir parçadır. Nesilden nesile aktarılan en değerli kültürel mirastır. Herman Jansen çok haklıydı ve Taşhan asla yıkılmamalıydı, yaşatılmalıydı, bir tarih yok edilmiştir. Tekerlemedeki son söz gibi “yandı bitti kül oldu!”







Başa dön tuşu