Köşe Yazarları

TARİHİ DÜŞMANLIKLAR: (KIBRIS’IN DERDİ BELASI!)


Kökeni tarihi düşmanlıklardan kaynaklanan “ırkçılığı” kolay kolay izale edemezsiniz. Çünkü kuşaktan kuşaklara her vesile ile unutulmasın diye yaşatılırlar! Okullardaki ders kitaplarından ibadethanelere,  ulusal günler kutlamalarından meydan nutuklarına kadar! Doğrusu hiç de unutulmazlar! Mesela biz 1974 barış Harekâtını, KKTC’nin kuruluşunu kutlarken, Rum halkı yas tutar, telinde bulunur! Kaldı ki Kıbrıs’ta her iki halkın da kutlayacağı ulusal günlerine nazire  birbirlerinden kaynaklı olaylar nedeniyle lanetleyecekleri pek çok “günleri” de vardır! Çoğu da “Türk-Rum” yahut “Türkiye-Yunanistan” odaklıdır ve beyinlerle  tarihin sayfalarına ya zafer olarak kazınmışlardır  yahut yürekleri sızlatan mağlûbiyetlerin onulmaz acıları olmuşlardır!
RUM TARAFINDAKİ SALDIRI: Tabi ki bir fanatik grubun Türk gençlerine saldırmasını tüm Rum halkına mal etmek mümkün değildir. Nitekim anında ve ilk tepkiler Rum tarafından geldi:  Anastasiadis Twitter’den şu mesajı yaydı:  “Akılsız kişilerin Kıbrıslı Türk vatandaşlarımıza karşı bu davranışları kabul edilemez ve kınamayı hak eder. Derin üzüntümü beyan ederim.” Ve şöyle devam etti:     “Devlet, sözde vatanseverlik gerekçesi ile adanın kalıcı bölünmesini isteyen bireylerin veya grupların bu tür davranışlarına tahammül edemez.”             Öte yandan olayı anında protesto eden Sn. Akıncı “suçluların cezalandırılmalarını” istedi. Dolayısıyle anlıyoruz ki her iki tarafın liderleri vahim olaya karşın “sağduyulu” davranıyorlar!
FAKAT: Bu olaydan bazı rasyonel  sonuçlar çıkarmamız gerekiyor.  Çünkü olay  bugüne kadar savunduğumuz çözüm şeklini doğrulayan niteliktedir.           Kısaca değerlendirmesini  yapmak gerekirse şöyle:  “Olay, henüz iki toplumun  iç  içe yaşayacak barışçı kıvama gelmediğinin”  yeni bir ispatıdır.  Şu veya bu vesile ile her iki tarafın “radikal milliyetçi kesimleri” kafalarından söküp atamadıkları düşmanlıkları karşı taraf insanlarına  saldırıları ile  ortaya koymaktadırlar!    Belli ki daha uzun süre hem Türk hem de Rum halkının  “Birleşik Kıbrıs” efkârını gerçekleştirmeleri için zamana ihtiyaçları vardır…
İKİ BÖLGELİLİK: Müzakerelerde Kuzey’de Türk halkının çoğunluk olarak kalması koşulunda   bir kısım Rum nüfusun  aramıza sokuşturulması gibi bir “planlamadan “ söz ediliyor.  İki halk olarak buna hazır mıyız? Mesela  günü geldiğinde Türk halkı Rum komşularının canlarını sıkmamak için 20 Temmuz’u kutlamaktan mı vazgeçecek?  Yahut Türk halkı 1963 Kanlı Noel’ini  “karanlık yıllarının” başlangıcı olarak telin ederken, Rum tarafı “Noel yortusunu” hangi gönül rahatlığı ile yapabilecek?
KISACA: İki bölgeli,  iki kurucu devlete dayalı çözümü  ısrarla korumakta yarar vardır ve Türk tarafı bu konuda ödün vermemelidir. Nereye kadar? İki halk kafalarındaki düşmanlıklarla “ırkçı” düşünceleri silkip atarken  birbirlerini gerçekten Türk ve Rum  Kıbrıslı insanlar olarak kabul edebilecekleri  zamana kadar…     

    *** 

KIRAMADIĞIMIZ ALIŞKANLIKLAR: (KENDİMİZİ YALNIZLIĞIMIZA HAPSEDİYORUZ.)
Don Kişot gibi değirmenlere saldırmanın alemi yoktur! Kendi içimize kıvırdığımız “Kıbrıslı Türk” varlığımızı  nadide Hollanda lalesi gibi koruyacağım derken, “yalnızlığın”  gayya kuyusuna düştük! Varlık savaşımı böyle verilmez! İş ister, sistem ister, para ister, dirlik düzen ister. Oysa biz gün yirmi dört saat yollarda bağrışıp dururken “kendimizden öte kimselerin aramıza girmesine, yatırım yapmasına, bize yardım elini uzatmasına tahammül edemiyoruz!”
SU MESELESİ: Bunun en son kanıtıdır. Zaman geçiyor,  su etrafında spekülatif haberler üretiliyor, “biz yöneteceğiz”  inadı “amentü” haline getiririliyor! Ve ne oluyor? Bir an önce yararlanmamız gereken “su” bize bakıyor,  biz de artık z”iyaretgâh” yeri oldu, suya bakıyoruz!”  Aktığı falan da yok, çünkü anlaşmazlık sürüyor. Hem de TC Orman ve Su İşleri Bakanı Eroğlu’nun ağzımızın sularını akıtacak “suyun ne büyük nimetimiz olacağına” yönelik  dürtülerine karşın.  Bakın son açıklamasında neler söylüyor:
KKTC Su Temin Projesi ile toplam 7 bin 525 kişiye istihdam sağlanacaktır.
Yıllık net 80 milyon lira gelir elde edilecektir.
Güzelyurt ve Mesarya ovası sulanacak yeni sulu ziraat alanları oluşacaktır.
Arıtma tesisinden çıkan su evlerimizdeki çeşmelerden içme suyu olarak akacaktır.
BUNLAR BİLİNMİYOR MU? Buna karşın hükümet  hâlâ bir karara varmadı! Belediyelerin yönetiminde ısrar mı ediyor, o da bilinmiyor? Peki  ama onca emek ve parasal harcamadan sonra kim hangi hakla KKTC’ye akan sudan, halkın yararlanmasına engel olmaktadır?
ÖTE YANDAN:  Geçen gün Meclis Başkanı Sibel Siber’in kaçıncıdır söylediğinin bir yeni tekrarı vardı. “Tüm kurumlar denetime açık olmalıdırlar”  diyordu.  32  yıllık devlet hâlâ “denetim zafiyetlerinden” yakınıyor. Ki  “kurumlar” da yerli yerlerine oturmadılar! Nitekim  o denetimleri yapacak olan da bir  “Kurum!”
Kısaca hükümetler gelip gitmekte fakat ol alem devam etmektedir. Sorunlar kategorilere ayrılmış,  zamana mekâna, iklime mevsime göre gelip gelip gitmekte, gidip gidip gelmektedirler! Ne derlerdi buna:  Dön baba dönelim hacılara gidelim!               

***  

KISACA TAKILDIĞIM: (MAĞUSA’NIN KALDIRIMLARI  ONARILIYOR VE TRAFİK İŞARETLERİ.
Mağusa belediyesi “nihayet” dedirtecek bir hevesle yerinden kıpırdadı, müjdeler olsun! Habere göre yakın gelecekte “kaldırımların”  onarımlarına başlanacakmış. Hatta bu konuda “kaldırım işgal edenlere” çağrıda bulunulmuş: “Ya siz gönlünüzce kaldırımlar üzerindeki ruhsatsız ve derme çatma yapıları yıkarsınız, yahut biz belirli sürenin sonunda yıkacağız.. Güzel bir karar çünkü Mağusa bu konuda KKTC’nin en derbeder kentine döndü!
Öte yandan ve bu vesile ile İçişleri Bakanına da rica edelim. Hazır Belediye kolları sıvamışken bir el de Bakanlık atsın. En azından üç anayolun kesinlikle asvaltlanması ve kesinlikle trafik işaretlerinin yeniden yerli yerlerine konması gerekiyor. Dört gözle  bekliyoruz tabi…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı