Röportaj

Tarih dahi silemez olanları


 

Ali Atamer: Bizleri sıcacık evlerinize konuk ettiğiniz ve içten karşılamanız için minnettarız. Dilerseniz sevgili Özsergen çiftinin yaşam hikayesine doğup büyüdüğünüz Süleymaniye’yi anlatarak başlayalım.
N.Ö:
Hoş geldiniz.
A.Ö: Eyi ettiniz da geldiniz. Aslen Süleymaniyeliyim. Annem babam da oralıdır. 6 kardeşik. 1946 da doğdum. Küçüğkan işte köy yerinde okula giderdik.
N.Ö: 1947 Süleymaniyeli. Okulu orda bitirdik. Lefke’de ortaokula gittim. Orta 2’de terk ettim. Koğuşlarda galırdık orda. Babam beni okumam için çabaladı ama boşdu benim kafa almazdı bıraktım okulu. Sonra suculuk yaptım. Süleymaniye ve Pirgoya akarsı vardı dere suyu orda yaptım. Daha sonra Vadili köyüne gadar gittim çalıştım. Söylentilere göre Kıbrıs’a korsanlar gelirdi ve korsanların içinde adamın birinin adı Süleyman’dı ve köyü kurdu. Öyle bilinir.
Ali Atamer: Programa daha önceden konuk olan Erenköy doğumlu çiftlerimiz o bölgenin özellikle 63 öncesi hayatın çok zor ve acı dolu yıllar olduğunu anlatırlar. Erenköy bölgesinde yaşamı zor kılan neydi Ayten teyze?
A.Ö:
E başta su. Çok kilometre varıdı te gidelim alalım su. Lengerinan testiyan su daşırdım. Lamba ışığında iş işlerdik. Evler tek oda zorlu bir hayat geçirirdik. Ablamı da nişan ettiler evlendirdiler. Yük benim sırtıma galdı hem çocuklara bakardım hem yemek yapardım.
N.Ö: Herkes tarlasında çalışırdı çobancılık yapardı. Civarda köylerde Pirgoda vardı Rum. Bölgenin merkezi Pirgoydu sonra Yeşilırmak oldu. 64 öncesi ve sorası çok çektik. CMC Maden Ocağı varıdı orda işlemeye da giderlerdi. Erenköy’ün servis aracını topa tuttulardı. ‘63’den önceydi.
A.Ö: 5-10 aileydi köy. Hepsi çobanıdı. Biz Pirgo deresindeydik. Geçimimiz ormancılığdı. Hanrnıpları da vardı. Geçim zordu eskiden harnıp zeytin düşüreceydin. Keçi bekleyceydin. Babamın işi dolayısıyla çok yer gezdik. Kısıtlıydı hayat. Bizim ekranın birazı okudu birazı memur oldu. Tepe yeridir köyümüz. Küçük evler vardı.
Ali Atamer: Köyde harnıp ve zeytin olduğuna göre haliyle bunları öğütüp işlerdiniz değil mi?
A.Ö:
Değirmende yapardık o işi. Harnıpdan pekmez yapardık. Çok varıdı harnıp. İnsanların geliri oyudu.

Ali Atamer: Birbirinizle yardımlaşarak fırın kültürünü yaşattınız bize. Eskiye bağlı kalarak mı yapıldı bu hellimliler pilavunalar?
A.Ö:
Biz biraz daha ileri gittik aslında. Biraz daha geliştirdik değiştirdik. Eskiler ekmeği daha çok yapardı. Daha fakiridi insanlar ama eski usül yaparlardı. Ama eskiden babam anneme yardım etmezdi fırına. Ama biz Nevzat dayınla birbirimize çok yardım ederik. Evde olduğumuz gibi dışarıda da öyleyik.
Ali Atamer: Eskiden insanların kendileri için yaptıkları sosyal bir şeyler var mıydı?
A.Ö:
Polide ve Pirgoda panayır varıdı. İnsanların evlerinde. Çoğu dışarı bile çıkmazdı. “63”ten sonra bazılarımız araba aldı ama durum böyleydi ‘63’de önce.
N:Ö: İdare İngilizdeydi. Ama eyi taraflarını değerlendiremedik. Sonradan anladık kolaylıklarını.
Ali Atamer: Ayten teyzeciğim 50 yıllık mutlu evliliğinizin başlangıç hikayesine gidelim isterseniz.
A.Ö:
Tanışma diye bişey yoktu. İşe giderkana blie çapalar yüzden gavga ederdik. Daha bişey yoktu aramazda. Deli toy bişeydik. Dünürcülükle görücü usülu ile evlendik. Büyükler istedi verdiler.
N.Ö: Öylesi böylesi yok. Amcam der bana böyle bir kız var isteylim sana. Hemenden olur dedim. Başka istikbal yok zaten. Bekar kalacan hayat geçmez. Başka bir kızda olsa ona da evet deycektim.
A.Ö: Annem ne dersa o olurdu. Şansım yoğudu sözüm geçmezdi. Şansımız yoğudu seçelim birini de evlenelim. İpliğinan aldılar parmak ölçümüzü. Sonra gitti Nevzat aldı yüzükleri geldi. Nişan yaptık yemekli. Zeytin zamanıydı ekimde nilşan olduk. Düğüne şansımız olmadı. Olaylar çıkınca yapamadık. Göçmen olmadan evlendik. Gelinliği damatlığı diktirdik ama geyemedik.
Ali Atamer: Dünürcülük ve görücülük örf-adetlere göre mi yapıldı?
A.Ö:
Bizim olmadı öyle bişey. Nişanımız da sadeydi. Kestiler bir da oğlak. Onunda parasını ben verdiydim. Zaten köy küçüğdü.
N.Ö: Hacı bavlolar, zivaniya vardı başka bişey yoğudu. Milletin ilk içkisi gapsulası vardı. Dibelik sade bir düğün oldu.

Ali Atamer: Yeni tanıştığınızda birbiriniz için nasıl duygular beslerdiniz?
N.Ö:
Nişan olduk ertesi gün gittik zeytin toplamaya.
A.Ö: Birer değnek sırtımızda gittik.
N.Ö: Zaten 63 Aralık’ta başladık gidelim nöbete olaylar çıktıydı. Eğlence yeri ne meyhane varıdı gidesin bir eyere. Ele ele tutuşasında gidesin bir tepeciğe yada yamaccığa sohbet edesin yoktu öyle yerler imkanlar.
N.Ö: Nevzatta o zaman çok utangaçtı oturur oturur gaçardı. Derdim gendine ne gonuşman ne söyleyim derdi.
Ali Atamer: 50 yıllık yaşam serüveninde güzel anılar vardır mutlaka.
A.Ö:
Çocuklar oldu da nikahı sonradan gıydık. Aileler bizim çok ihmalcıydı. Tarihde yoktur aklımda değil. Sonradan gittik gıydık nikahımızı.
N.Ö: Halit dayı vardı sonradan kıydı bize nikahımızı.
Ai Atamer: Sizlere savaş yıllarını anlatın desem belki de acı ve zor yıllar bu sayfalara sığmaz. Değil mi Nevzat dayıcığım?
N.Ö:
Erenköy Kıbrıs’ın merkezi bir yerdi teşkilat için. “63”te çıktığında olaylar beton demirlerini kesip mızrak yaptıydık. Silah yok bişey yok. Herkes nöbette gece sabahtan akşama köyünü savundu bu gavura esir olmamak için. Açlık soğukluk çektik. Hatta benim akranların hepsinde bel ağrısı var. Gece nöbetlerinde soğuktan duvarlara yaslanmaktan oldu. Kulübelerde yatırdık. Unutulmaz bu yaşananlar. İstesenda unutaman tarih dahi silemez onları. Gavur her ikindin gurşun atardı köye. Kızılhaç’a bile gurşun sıktılar. Çok çektik. 7 defa göçmen olduk.
A.Ö: Barakalarda yaşadık 2 sene. Oğlumu orda doğurdum barakacıklarda. 2 sene galdık günebakanda. Sonra ev yaptılar Yörük köyde. Tekrar gaçtık gittik oraya. Ondan sonra gaçtık Lefke’ye gittik.
N.Ö: Bıçak kemiğe dayandıydı artık. Ya galacan ya gaçacan. 94 günda esir yatmışlığım var.
A.Ö: Horozun hanaylarında galırdım ben. Bel kolanın yanında çocuklarınan bekledik orda. Babam dedi gel gidelim köye yok dedim bekleycem gelsin Nevzatı. Gurbet gomşularım vardı ganimete giderlerdi. Gel derlerdi bana gidelim sen da bişeyler toplayasın. Yok derdim eşim esirdir çıkayım sokağada Rum öldürsün beni da çocuklar öksüz galsın. 94 gün benda galdım evde. Bilirim şu gelmeycek ama belki gelir gibisinden bekledim. O gün şu geldiler garşıdan gördüm nevzatı yüreğim ferah etti. Çocuk başlayınca baba baba desin askercik aldı verdi Nevzatın gucağına çocuğumu.
Ali Atamer: Nevzat dayı Erenköy’le ilgili bugüne kadar bir sürü şey çizildi yazıldı. Süleymaniyeli biri olarak sözlü tarihimize not düşmek için paylaşmak istediğin yaşanmış gerçek hikayeler vardır mutlaka.
A.Ö:
Birbirimizi karşıdan karşıya vururduk.
N.Ö: Erenköy harbında Rum bütün yükünü buraya verdi. Mağaraları biz gazdık. ‘74’deki savaşta kullandı halk o mağaraları. Erenköy’de çok şehit verildi.
A.Ö: O esnada hiç haberimiz yoğudu harb esnasında. Zaman geçtik sonra söylenirdi bize neler olduğunu. Biz da tehlikedeydik. Rumlar bizi da vururdu. Gene gaçtık Günebakana geldik gene. “74”te biz Ortaköydeydik ama mağaraların içinde galan çok oldu. Kızılay yardm verirdi. Çok az bişeyinan idare ederdik. İstediğimiz alamazdık. Süt alamazdık. Elimizde para yoktu. Mücahitlerda para alamazdı o zaman. Korkardık çok. Herkes birbirine sığınıp ağlardık. Adamlar mevzide. Yapacak bişey yoktu. Anlatılmaz bunlar.
N.Ö: Ne gadar anlatsak boş. Yaşanması lazım. Baba piyade ve sten silahlarımız vardı. O gadar. Rumların herhalde G 3dü. Otomatik silahlar varıdı A4 A6 geldi ama Erenköy harbından sonra geldiydi bu silahlar.
Ali Atamer: Tarihe bir kez daha not düştük. Mübarek ellerinizden öper nice yıllar diliyoruz. Bir yastıkta kocayın. 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı