Köşe Yazarları

TAM BİR KABUS…


“Erdoğan’a verilen dersin bedelini tüm Türkiye ve özellikle Kürtler ödeyecek” şeklinde bir ileti paylaştım sosyal medyada.
Yorumlar muhtelif.
Aslında eksik yazdım.
“Biz Kıbrıslı Türkler de ödeyeceğiz…” diye de eklemeliydim.
Sağ olsunlar, ekleyenler oldu.
Siyaseti at gözlüğü takıp, kendi kısır dünyaları üzerinden değerlendiren bazı akıl-ı evveller “Erdoğancı, AKP’ci” diye yaftalamakta gecikmediler.
Öncelikle onlara yanıt vereyim.
Hayatım, bu soğuk savaş döneminden kalma derin devlet operasyonu olan yaftalama-karalamalara maruz kalarak geçti. Dolayısı ile hiç ama hiç umursamadım.
Anlayacağınız derin devlet zamanından kalma bir efsunum var. Artık etkilenmem.
Ve fikirlere değil de amigoluğa yönelenlere de hiç prim vermem.
Sadece bu hayatta geç de olsa öğrendiğim ve artık çok önemsediğim bir olgu vardır.
Her halkın kendi politikaları ve çıkarları vardır.
Kadim olan da bu politikalar ve çıkarlardır.
Kişilerin siyasi öfkeleri ve tavırları detay bile değildir.
Türkiye’de Pazar günü yapılan seçime de bu gözle bakıyorum.
Ne Erdoğan’ın yaptıklarını üstlenecek kadar geniş ve güçlü omuzlarım var ne de AK Parti’nin yanlışlarını savunacak durumum.
Fakat ortaya çıkan tabloda yanıtlanması gereken sorular vardır.
Kürt halkının ve Kıbrıs Türk halkının çıkarları da bu sorulara verilecek yanıtlardadır.

Türkiye’de Kürt kimliğini reddeden ve onu yok etmeye çalışan politikalar Erdoğan ve AK Parti öncesindeydi.
Bu satırların yazarı, 1983 yılında eğitime başladığı Gazi Üniversitesi’nde Devlet Bahçeli’nin, Mahir Kaynak’ın ve onlara benzer daha nicelerinin öğrencisiydi.
“Aslında Kürt diye bir halk yoktur, dağda gezen Türklerin karda çıkardığı kırt kırt seslerden türemedir Kürt” diye anlatıyorlardı bize.
Onlar Ankara’da bize bunu anlatırken 12 Eylül faşist yönetimi de Güneydoğu’da kırt kırt Kürtleri kesiyordu.
Binlerce köyü boşaltıyordu da gazetelerde tek bir satır haber olmuyordu.
Aynı dönemde, Kıbrıs’ta, 12 Eylül faşist yönetiminin uyguladığı politikalar yürürlükteydi ve faşist gruplar buralarda fink atıyordu.
Her muhalif komünist ve Rumcu diye damgalanıyor ve hayat onlara dar ediliyordu.
Bu tarihten kısa bir anımsatmadır.
Söylemek istediğim de şudur; siz beğenseniz de beğenmeseniz de Kürtleri katleden inkarcı anlayış Erdoğan ve AK Parti ile son buldu. Hiç kimsenin cesaret edemeyeceği bir şekilde Abdullah Öcalan muhatap kabul edildi, görüşmeler yapıldı, yol haritası çizildi ve itiraf edin ki herkesin hayretleri içinde Öcalan’ın çözüm haritası Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı’nın Dolmabahçe ofisinde resmi bir ortamda okundu.
HDP’nin barajı geçmesi ve Meclis’te iki katı milletvekili ile temsil edilmesi iyi bir şey.
Ama zaten HDP Meclis’te temsil ediliyordu.
Ve tüm memnuniyetsizliklere rağmen bir çözüm planı yürürlükteydi.
Bence AK Parti bu çözüm planına sahip çıktığı için de oy kaybetti.
Şimdi Kürt halkı kiminle çözüm uzlaşması yapacak?
Kırt kırt Bahçeli ile mi yoksa oy uğruna ondan farkı kalmayan CHP ile mi?
Bu soruya doğru yanıt vermek gerekir.

Ve gelelim Kıbrıs sorununa.
Kıbrıs Türk halkının çıkarı Kıbrıs sorununun çözümünden geçer.
Mustafa Akıncı’nın seçilmesi de bence büyük bir fırsattır.
Türkiye’nin Kıbrıs sorununu çözmedeki gücünü Rumlar dahil inkar eden yoktur.
AK Parti’nin çözün noktasındaki sicili de temizdir.
Annan Planı ve referandum dönemlerini geçin Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı iş birliği bile takdire değerdir.
Konuya tersten bakarsak; Sosyal Demokrat Mustafa Akıncı Cumhurbaşkanı seçildi ve CHP bir kutlamayı bile esirgedi.
MHP açıklamadı ama muhtemelen “Rumcu ve komünist” seçildi diye yas tuttu.
Şimdi, bunlar HDP’nin desteği ile hükümete gelirlerse ne olacak?
Fetihçi zihniyete geri mi döneceğiz?
Aman Allahım tam bir kabus.
Bu kabusa mantıklı bir yanıt verecek olan beri gelsin…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı