Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Suyun 99 derecedeki haline geldik mi?

Bilinen o ki, değişimin öncesine dayanan bir ömrü vardır.

Bu da çoğu zaman değişim olduktan sonra anlaşılır.

Değişim ihtiyacı hangi sebeple ne zaman eyleme ve değişimin kendisine dönüşür bilinmez.

Değişimin geliyor olduğunu görememek statükoda çıkarı olan için büyük risktir. Değişimin bilinen bir diğer tarafı da bu bilinmezliğidir.

Değişimin geliyor olduğunu tahmin etmek için genelde siyaset ve ekonomi ile ilgili veriler referans alınır. Siyasette yozlaşma, yolsuzluk ayyuka çıktıkça ve ekonomi kötüye gittikçe değişim bu sefer olacaktır diye umutlanılır. Hayal kırıklıkları da bundan dolayı olur.

Değişim denen şey, seçimden seçime mecliste oluşan ‘’yeni’’ çoğunluğun oluşturduğu yasama gücü de değildir.

Bunun için yalnızca ekonomiye ve siyasete bakmak gelen değişim rüzgârını görememeyi ya da boşa çıkan değişim umudunu de birlikte getirir.

Bunun yerine örneğin toplumdaki bireyselliğe, otoriteye başkaldırı sinyallerine de bakmak lazım. Birbirinden bağımsız gibi gözüken demografik verilerde toplumda değişim iştahı adına ortak bir payda oluşuyor mu diye gözlemlemek lazım.

Kuzeyde daha fazlasını isteyecek ve bir noktadan sonra Türkiye’ye rağmen arkasına dönüp bakmadan ezber bozacak bir toplum ortaya çıkıyor bence.

Değişim denen şey mevcut siyasi kurumlardan gelmezse er ya da geç bunun ‘’piknik ateşini’’ yakmayı bekleyenlerin harekete geçmesiyle gerçekleşir.

Bilinçli ya da bilinçsiz bu ‘’piknik ateşini’’ yakanlar da birilerinin ‘’düğmeye basmasıyla’’ bunu yaptığı ile anılır.

Hâlbuki değişimin odağında halkın değişim ihtiyacı ve bunun için alacağı risk vardır.

Statüko aniden gelişen olaylar karşısında ‘’birileri düğmeye’’ bastı diye hayali adreslere gönderme yaparak bunu açıklamaya çalışır.

Bu iddiada gerçek payı olmakla beraber konu düğmeye başkalarının basmasıyla ilgili değildir. Uzun süre gücü elinde bulundurmanın verdiği kibrin etkisiyle statükonun temsilcilerinin halk ile ilgili ‘’öngörüsüzlüğüyle’’ ilgilidir.

‘’Düğmeye basanlar’’ o ülkede yaşayanlardan çok daha önce bu değişim ihtiyacının geliyor olduğunu görür ve ona göre de pozisyon alır yalnızca.

Değişimin, kaynayan su misali 99 derecedeki haliyle bir derece artışla yarattığı itici güç ve etki çok farklı olur.

Bunu anlamak için geçmiş seçimlerdeki sonuçların ortaya koyduğu ‘’demokrasinin matematiğine’’ değil bugünkü demografinin eğilimlerinin ortaya çıkaracağı matematiğe bakmak lazım.

Özersay da tam bu noktaya çadır kurup yeni bir parti kurmayı amaçlamaktadır.

Kurulu olan partiler, Özersay faktörünün baskısı ve telaşı içinde kadrolarını gençleştirip değiştirmekle birlikte hala daha demokrasinin geçmişteki matematiğine bakıp hesap yapıyorlar. Bu sefer algoritmanın değişme ihtimalini siyasi yelpazenin her iki tarafı da hafife alıyorlar. Değişimin öncesine dayanan ömrünün olduğunu hesap etmiyorlar.

Özersay, ise başarılı olacaksa arkasına aldığı demografinin eğilimlerini ve varmak isteyeceği noktaya seçmenden önce varmayı hedeflemeli. Kuracağı partiyle ‘’başarının resmini’’ önceden, net ve gerçekçi bir şekilde çizebilmeli. Önümüzdeki dönemde toplumsal değişim ve dönüşümdeki siyasi başarıyı getirecek olan esas fark bu olacak.

Ersin Tatar, toplumdaki değişim ihtiyacını UBP adına karşılayabilecek kapasite, özgüven ve vizyona sahip genç bir siyasetçi. Şimdilik UBP deki yarışı ikinci bitirdi. Ersin’in ikinciliği UBP de değişim hareketini bekleyen kesim için hayal kırıklığı oldu. UBP deki bu sonuç, bu sonuca yönelik herhangi bir çaba sarf etmeden Özersay’ın elini güçlendirdi.

Bakalım Özersay arkasına aldığı değişim rüzgârıyla inşa edeceği gemiyi limana yanaştırabilecek mi? Daha da önemlisi bu toplum değişim adına bazı toplumsal davranış ve beklentilerinden vazgeçebilecek mi?

Bundan dolayı Özersay’ın yüklendiği misyon adına hayal kırıklığına uğramama ve uğratmama sorumluluğu vardır. Bu oluşumun başarısız olması değişim adına arkadan gelecek olanların önünü tıkayacak ve yeni bir hamle için ciddi zaman kaybettirecektir.

Bundan dolayı değişimi gerçekleştirme ve kabullenme adına toplum olarak suyun 99 derecedeki ‘’kaynama noktası’’ öncesi haline geldik mi sorusu üzerinde durulması gereken bir sorudur. Söylemde olsa da samimi olarak beklentilerde ve eylemde toplumun bu noktaya geldiğinden emin değilim.

Kıbrıs sorununun çözümü veya tekrar başarısız bir çözüm denemesi ile sonuçlanması sonucunda Kuzeyde nasıl bir tablo ortaya çıkacağının netleşmesini gördükten sonra yeni bir siyasi oluşuma yönelmenin daha yerinde olacağına inanıyorum.