Böyle yaz günlerinde insanların pek yapacak bir şeyi yoktu.
Güvercinlerin bile kanat çırpmaya dermanları kalmazdı.
Tek çare kerpiç duvarlar arasına sığınmak, sündürmelere çarşaflar yayarak uzanmaktı…
…
Bu sıcaklarda savaş bile yapılamazdı.
Osmanlı 1570’de Lefkoşa önlerine geldiğinde tahkimat yapmaya koyulmuştu.
Burçların dört bir yanına yapılan tahkimatlarla, suriçi toplarla dövülecekti.
Ama bir aksilik vardı.
Aylardan temmuzdu ve sıcak insanın beynini misket tüfeklerinden daha fazla yakmaktaydı.
Bu yüzden Lala Paşa’nın askerleri öğle saatlerinde tahkimat işlerini bırakır, gölgeliklere çekilir ve havanın serinlemesini beklerlerdi.
Bu durumu fark eden Venedik komutanları, bir seferinde surların dışına çıkıp saldırı düzenlemeyi göze almışlardı.
Casare Piove adlı Venedik komutanı beraberindeki askerlerle bazı tahkimat yerlerine saldırarak, öğle uykusuna yatan Osmanlı askerilerini gafil avlamıştı…
…
Böyle yaz günlerinde sulu muhallebi yemek ada özelliklerindendir.
Sulu muhallebi yapılmayan ev yoktu.
O cehennem sıcağında sulu muhallebi serinletici olurdu doğrusu.
Sulu muhallebiler yendikten sonra,
Cemaat bahçelere çıkacak, sinemalarda ne var ne yok bakacak, ya da günlerden cuma ise bandoyu seyredecekti.
Lefkoşa’da hareketlenme akşama doğru başlardı…
…
Osmanlı askerleri de akşama doğru hareketlenmişti.
Sıcaklar Osmanlı askerine taktik değiştirmiş olmalıydı.
Lefkoşa’nın alınışı on beş günlük saldırılardan sonra olmuş ve Paşa surlariçine ikindi saatlerinde girmişti.
Serin vakitlerde…
…
Suriçi ahalisi de serin vakitlerde surlar dışına çıkardı.
Önce Efkalipto ağaçlarının uğultusu duyulur, arkasına hisar üstlerinden toz bulutları yükselirdi.
Serin rüzgarlar bir sokaktan girer, bir sokaktan çıkardı.
Güvercinlerle kırlangıçlar da o saatlerde gerinmeye başlar ve gruplar halinde bir damdan bir dama uçmaya başlarlardı.
O sıralarda, çocuklar hisar üstlerinde lingiri oynamaya hazırlanırdı…
…
Osmanlı Lefkoşa’yı kuşattığında herkesi kılıçtan geçirmeye hazırlanıyordu.
Surlariçi Lefkoşa’nın birçok köşesinde bulunan yatırların bir kısmı, kentin alınışı sırasında gövdesini cansız yere bırakan Osmanlı askerlerinin mezarlarına aitti.
Sokaklar büyük çatışmalara sahne olmuştu.
Düşen burçlardan içeri giren askerler sokak sokak insan bedeni biçiyorlardı ki, bu eski Lüzinyan kenti kan gölüne dönmüştü.
Hızını alamayan İslam’ın askerleri mezarları bile tarumar ediyor, kemikleri etrafa saçıyorlardı.
Dahası, Sarayönü’nde Venedik komutanları ile bazı yerli halk teslim olmuş ama yine de 20 bini kılıçtan geçirilmişti…
…
Bu yazıdan iki netice çıkar.
Biri, savaşlar kötüdür.
İkincisi, sulu muhallebi serinleticidir…
































