Geçtiğimiz Şubat ayında Güney Kıbrıs’ta işlenen bir cinayetin zanlıları olarak aranan, sonra da KKTC’de silahlarla yakalanan Gürcüler meselesi ciddi bir mesele…
En basit ifadeyle, KKTC’nin evrensel hukuk açısından nasıl bir yer olduğunu göstermek bakımından…
Hafiye olmak gerekmez, gayet organize bir iş olduğu belli.
Cinayet Güney’de işleniyor ama, adamların burada Tatlısu’da tuttukları bir ev var.
Önceki gün mahkemede ortaya çıktı ki, üstlerindeki her türlü kimlik de sahte.
Mahkeme Gürcistan’dan ve Türkiye’den bilgi istemiş. Belki de Gürcü bile değiller.
Keşke şu aşamada Güney Kıbrıs’la işbirliği yapılabilse…
İşin bu kısmı, bu tür kriminallerin KKTC’de rahatça barınabiliyor, sınırlarından sahte kimliklerle girip çıkıyor olmaları konusu ki, bu muhaceret meselesi. Ve biz bu meselenin peşini bırakacak değiliz.

Geçen hafta bu konuda yazdığımız bir yazıdan sonra, birden fazla olayda daha sahte kimlikle giriş yapan, adada kaçak bulunan kişilerin KKTC’de suça karıştıkları yönünde haberler çıktı. Yani örnekler bitmiyor…
İki tanesi farklı terör örgütlerine mensup… Bunun dışında, sınır dışı edilmiş, ama nasıl olmuşsa adaya yeniden girmiş, hırsızlığa çıkmış iki Suriyeli…
Bunların ülkeye girişleri, burada dolaşmaları, tesadüfen yakalanıncaya kadar kalabilmeleri, dünya kadar suça karışmaları, bizim kendimizle ilgili sorunlar.
Sınırlarımızda ve sınırların içinde suç ve suçlu takibi yapmak için illa da Türkiye’yle yeni anlaşmalar yapmayı beklemek şart değil. Bu sizin kendi işiniz. Ülkenizin güvenliği için yapacağınız en basit görev.
Dediğim gibi, onlar kapıdan girenin takibini yapana kadar, biz fikri takip yapmaya devam edeceğiz.
Ancak bu Gürcüler örneğinde en can alıcı nokta, şu anda sanıkların KKTC’de sahte kimlik ve silah bulundurmaktan yargılanıyor olmaları.
Mahkeme bitse, ceza alsalar da bu iki konudan, yani sahte kimlk ve silah bulundurmaktan olacak ve nispeten hafif bir cezayla kurtulacaklar.
Ya güneyde işledikleri iddia edilen cinayet?
Onun mahkemesi olmayacak mı?
Tamamen insani bir konu bu.
Siyasi hassasiyetlerle izah edemezsiniz.
“E, ne yapalım bizim aramızda suçluların iadesi yok” deyip geçiştiremezsiniz.
Adalet evrensel, hukuk evrensel…
Geçmişte yine başka insani konularda Rumların tamamen siyasi davrandıklarını, adaletin yerine gelmesine engel olduklarını biliyoruz. Hatta aralarında cinayet de olan konular var ki, anlaşma sağlanamadığı için zanlılar ceza almadılar.
Bu defa biz kendimiz bu adamları cezalarını çektikten sonra Güney’e teslim etmeliyiz.
En azından, sınır dışı edileceklerinde, kara kapısından sınır dışı edilmeliler. Alsın BM, güneye teslim etsin, işledikleri cinayetin cezasını orada çeksinler…
Sonra biz, İngiltere’de cinayet işleyen birini burada İngiliz polisiyle işbirliğinde yargılayıp, cezasını vermedik mi? Bunların da yargılanmasını sağlamalıyız.
Tam da bu konuda faaliyet gösteren, iki toplumlu bir “Suç ve Suçlara İlişkin Konular Teknik Komitesi” var.
Bu Komite de bu davada bir sınav vermeli ve zanlıların cinayetten yargılanmalarını sağlamalı.
Yargılanmalılar ki, kimse burayı güneyde işleyeceği suçlar için sığınak olarak görmesin.
Çünkü maalesef bu olayda ortaya çıkan görüntü, bu…
YERİN KULAĞI VAR
OLMADI SAYIN BAŞBAKAN:
Ne diyor Başbakan Erhürman, “marketcilerin sorunlarını komutana iletmiştim”. Öyle ya, ülkenin tek derdi marketlerin sorunu. Hani, krizi fırsata çevirip kendi vatandaşını kazıklayan, daha ilk günden kafasına göre fiyat uygulayan marketcilerin sorunlarını analtmış komutana. Hazır gitmişken, keşke biraz da pahalılıktan evine birşey götüremeyen vatandaşın, neden askeri kantinlere gittiklerini de anlatsaydı komutana. Sonra dönüp “raflardaki fiyatların” nedenini sorabilseydi o market sahiplerine. Ama doğru ya, ülkede serbest piyasa ekonomisi var. Tüccar istediğini yapacak, vatandaş da katlanacak.
YAPMA BE HOCA:
Geçmişini düşünerek eğitimde devrim yapacağı konusunda kendisine inanan o kadar çok insan vardı ki, ancak 9 aylık dönemde yaptıklarıyla herkeste hayal kırıklığı yaşattı. Özellikle din dersleri konusunda geri adım atması ise anlaşılır değil. İlk okul çağındaki hayatı yeni öğrenmeye başlayan çocuklara zorunlu din eğitimi uygulamak, bugüne kadarki savunmaları kırdı geçirdi. Laik eğitim diye yola çıktı ama, eminim bir yol kazasına uğradı. Bir koltuk uğruna, tüm inançlarınından vazgeçmek neyin nesi…
YOK ARTIK:
Memleketin sorma gir hanı olduğu her geçen gün daha da tescilleniyor. Muhaceret ve denetim ise yerlerde sürünüyor. Siz adamı sınır dışı ediyorsunuz ama, yapılan bir operasyonda rastgele ele geçiriliyor. Yahu bu ülkede muhaceret, polis ne işe yarar allah aşkına. Sınır dışı ettiğiniz insanlar bu ülkeye nasıl ve hangi yolla giriyor ki, sizin haberiniz olmuyor…
GEMİSİNİ KURTARAN KAPTAN:
Toplum olarak her zaman “biz” değil, “ben” merkezli düşündük. O nedenle de birçok sorunun üstüesinden gelmeyi başaramadık. Son örnek Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Asım İdris’in istifası. Bakan Özyiğit doğru yanlış bilemeyiz ama, “İdris’in istifasının din dersleriyle alakası yok, kendi geleceğiyle ilgili” diyor. İyi de “geleceği”, okulların açılma arifesinde mi geldi aklına. Bütün yaz aklı neredeydi?
DEĞİŞTİRİN O ZAMAN:
Maliye Bakanı Denktaş, Türkiye’de menkul ve gayri menkul alım satımlarının döviz üzerinden değil de TL ile yapılması kararının KKTC’de uygulanmasının, “KKTC yasaları, bireysel akitleri koruma altına aldığından” zor olduğunu açıkladı. İyi de bu yasaları da yapan sizler değil msiniz? Zamanında o yasaları nasıl yaptıysanız, şimdi de değiştirin. Yeter ki istek ve niyet olsun…
İSTİSNALAR KAİDEYİ BOZDU:
Hep deriz ya, “istisnalar kaideyi bozmaz” diye. Bu bizim ülkemizde tam tersine işliyor. Çünkü istisnalar ülkede kaide oldu. Geçmişte cinayet, hırsızlık, taciz gibi konular istisna idi. Bu tür olaylar günlük hayatımızdan çok uzaktı ama şimdi, artık hayatımızın bir parçası oldular ve onlarla yaşamaya da alıştık ne yazık ki. Kısacası istisnalar kaideleri bozdu…
ZİRVEDEKİLER
Ünal Fındık (Yenidüzen): “Bu toplum böyle alıştı. Üretim yapmak için da teşvik aldı. Ürettiğini satmak için da teşvik aldı. Üstelik üretenle üretmeyeni de ayırmadık, adı üretici olan herkese eşit oranda teşvik verdik. Amaç herkesi ve her kesimi memnun etme ve seçim zamanı oy almaktı. Seçim dönemlerinde oy almak için bol keseden dağıttık. Önce Rum’dan kalan ganimeti üleştirdik. Sonra mal paylaşımına geçtik. Hem mal verdik, hem teşvik verdik, hem de kredi adı altında hibe verdik. Böylece her kesim bir biçimde almaya alıştırıldı”…
DİPTEKİLER
Dostlar Alışverişte Görsün: Karpaz’da bir okulun bahçesindeki ağaçların bazı dallarının kesilmesine Yeşil Barış Hareketi tepki göstermiş. Kusura bakmayın ama, hergün yüzlerce harnıp ve zeytin sırf apartman dikilmek için gözlerimizin önünde yok edilirken neredeydiniz? Memlektte inşaatlar yüzünden neredeyse ağaç kalmamış, sesiniz çıkmıyor, okulun bahçesinde budanan bir iki ağaç dalı için verdiğiniz tepkiyi, keşke hergün inşaat uğruna kesilen yüzlerce ağaç için de gösterebilseniz…
































