Güven artırıcı önlem denince, insanların aklına mütekabiliyet gelir. Yani; her atılacak adım için karşılık olarak bir şeyler beklemek. Veya her adımı şartlı atmak. Fakat bazen güven tek taraflı atılacak adımlarla da kazanılabilir veya attığınız adım, öyle şeyler içerir ki karşı taraf da mecburi sizin attığınız adıma göre yeniden pozisyon almak zorunda kalır. Örneğin 2003’te kapıların tek taraflı bir kararla açılması, güneyi sersem etmiş ve kısa bir süre içerisinde kendini bu yeni realiteye adapte edebilmek için bazı adımlar atmak zorunda kalmıştı. Demek bu tip “Charm Offensive” denilen yani “sevimlilik ofansiflerinden” çekinmemek gerekir.
Bir de en önemlisi Kıbrıslı Rumlar için yapılacak yüzlerce açılımın, esasında kuzeyin demokratikleşme mücadelesini güçlendirecek bir potansiyele sahip olması demektir. Zamanında sayın Akıncı’nın gerek Belediye Başkanlığı yaptığı sürede, gerekse Başbakan Yardımcılığı dönemindeki gerçekleştirdiği birçok “sevimli saldırı” onun güneyde en Barış sever lider görüntüsüne büyük bir katkı sağlamış ama aynı zamanda, kuzey ve yakınlaşma adına birçok adımın atılmasını sağlamıştı. Örneğin sayın Akıncı’nın yönetimindeki Belediye tiyatrosunun 1980’lerde güneye geçip Antik bir Yunan oyununu oynaması, Kıbrıs Türk tiyatrosunun iki taraftaki şu anki güçlü pozisyonunu getirmiştir. İki toplumlu Kanalizasyon projesinin gerçekleştirilmesi, bize dayanışma yapabileceğimiz birçok alan için örnek teşkil etmektedir.
Yani kısaca söylemek istediğim, güven artırıcı önlemler, veya adımlar hiç bir zaman taviz olarak görülmemesi lazım, aksine bizi biz yapan, özgüvenimizi artıran, görünür kılan adımlardır bunlar. Kıbrıslı Rumların ve Maronitlerin kuzeydeki haklarıyla ilgili yapacağımız her açılım bizi toplum olarak bir o kadar daha güçlendirecektir. Karpaz’daki Rumların miras haklarının düzenlenmesi, 43 yıldır tahakkümümüz altında tuttuğumuz bu insanların bir nebze olsun insani ihtiyaçlarına sahip çıktığımız gösterecektir. Egemenlik uygulaması sadece sınır çizip o sınır içerisinde yasaklar, hakların ihlali ve sınırlama getirme değildir, bunları kullanma gücünü kullanmama anlamına da gelir. Örneğin Maronitlerin köylerinin tamamen yerleşime açılması, hem bizim hoşgörü yapabilme kapasitemizi, hem de irademizi gösterecek bir adımdır mesela. Ambarlarda çürüyen binlerce ikonun kiliseye iade edilmesi gibi hareketler bence zarar değil Kıbrıs Türkü’ne saygı getirir. Onun için müzakerelerin donduğu bu dönemi birbirimizi suçlayarak değil de mevcut karşılıklı güvensizliği ortadan kaldırmak için geçirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Sayın Akıncı ne dersiniz?
































