Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sübvanseye var, güvenli gıdaya kaynak yok

Sübvanse diye geçiyor Türk Dil Kurumu’nda ama…

Biz sübvansiye deyip duruyoruz…
KKTC’de “hormonlu bu sistemin” kaynağı da aslında bu para…
Üretimin esas karşılığı olmayan, sektörleri ayakta tutmak için uygulanan bir yöntem.
Sübvanse dediğimiz olay da bir ömür sürmez.
Bizde, “üretimin devamı için” harcanıyor sübvanse sistemi.
Oysa biraz da “güvenli gıda için” harcasaydık bu miktarı.
Bugün, ülkeyi ayağa kaldıran sağlıkla ilgili bu skandalları tartışmayacaktık belki de…
Nedir sübvanse: Sübvanse, sübvansiyon ya da destekleme, devletin kişi ya da kurumlara mal, para veya hizmet biçiminde yaptığı karşılıksız yardımları ifade eder.
Bir yazımda aynen şunları yazmıştım:
Sağlık hizmeti alıyoruz devletten, “sübvanseli…”
Maaş alıyoruz kamudan, “sübvanseli…”
Tarımla uğraşıyoruz “sübvanseli…”
Hayvancılıkla uğraşıyoruz “sübvanseli…”
Üniversite eğitimi alıyoruz “sübvanseli…”
İthalat yapıyoruz “sübvanseli…”
İhracat yapıyoruz “sübvanseli…”

Neler sübvanse ediliyor
2014 bütçesinde kabaca sübvanse rakamları belli.
– Devlet, doğrudan gelir desteği adı altında narenciyeye, süt alımlarına, arpa üretimine ve süt ürünlerinin ihracatına toplam 130 milyon TL.
– 2014 yılında turizme ödenecek teşvik 50 milyon TL.
– Belediyelere 2014 yılında ödenecek miktar 169 milyon liradır.
– Devletin televizyonu BRT’ye 45 milyon TL.
– DAÜ 27 milyon lira.
Kamunun gelirinin ortalama 100 milyon TL olduğu ülkede, 150 milyon TL istiyoruz cari giderler için…
Nasıl ödeniyor…
Tabii ki Türkiye tarafından.

“Daha iyi gıda” için ne harcadık?
Bizi ilgilendiren ilk madde…
Narenciye üretimi, süt ürünleri üretimi, ihracatı, tahıl üretimi…
130 milyon TL…
Bu sadece “sübvanse”…
Bir de üretim bedeli olarak kazanılan para var.
Büyük bir sektör…

Denetim sonuçları beni ürküttü
Bugün Lefkoşa Türk Belediyesi ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı kurumların piyasa denetim sağlık raporlarını yayınlıyoruz.
Et ve süt ürünlerinde ciddi problemler var.
Sadece ihracat için söylemiyorum bunu…
Neden ürettiğimizi dünyaya satamıyoruz tartışmaları yapıyoruz ya…
Bir gerekçesi de budur işte…
Herkes Kıbrıs Türkü gibi enayi mi?
Önüne her konulanı yiyecek kadar saf mı?
Gıdada denetim ister, sertifika ister…
Standart arar…
Bizde öyle mi?
Hal Yasası yok…
Gıda Denetim Yasası yok…
Yetki kimse belli değil…
Asıl “şey” gibi önümüze konanı yiyoruz…

Biraz da “güvenli gıda” için para harcanmalı
Hani hep, “daha fazla sübvanse” diyoruz ya…
Türkiye’den hibe…
AB’den hibe…
ABD’den hibe…
Ağıllar kurulsun, seralar büyüsün…
Daha çok kaynak istiyoruz ya…
Sonra da diyoruz ya, “E ama üretirsek kime satacağız…”
Marifet üretmekte değil…
Daha çok üretmekte hiç değil.
Marifet, “kaliteli” üretmekte…
Uluslar arası standartlara uygun üretim yapmakta…
Dünya standartlarında gıda kalitesini yakalamakta…
Yoksa…
Sütünde aflatoksin…
Gıdasında salmonella…
Sonra, “ürettiğimizi kime satacağız..?”
Ancak iç piyasaya satarsınız, o kadar…
Nasıl olsa düzenli denetim yok…

“Güvenli Gıda” için kaynak ayrılmalı
“Çok tekrar” oldu belki.
Olsun…
Bu ülkede “sübvanse” için üretim yapılıyor.
Ne kadar çok üretim, o kadar çok sübvanse…
Gıda güvenliği haliyle hep arkada kaldı.
Yeteri kadar kanser olduk…
Öldük.
Yeter artık…
“Çok üretmede” değil marifet…
Varsın eksik de üretelim…
Ama kaliteli üretelim…
Biz mal satalım diye, dünyayı ayağa kaldırdık…
Önümüzde bir ALNAR örneği var…
Dünya kalitesinde nar…
Uluslar arası üretim kalitesinde nar suyu…
Pazar çok…
Neymiş demek ki?
“Çok üretmek ve çok sübvanse” almaktan…
Daha önemlidir kaliteli üretim…
“Piyasa için verilen hormon” sistemi…
“Hormonlu gıda” olarak bize geri dönüyor…