Su konusu da aslında belli.
“Bu su yönetimi nasıl olacak?” sorusu var ya…
O net…
“Suyun yönetimini Kıbrıslı Türkler yapacak…”
Bu net.
Başbakan sensin…
Bakanlık sende…
Daire Müdürü sende…
Özerk Su Kurumu yönetimini sen atayacaksın…
Belediyeler de sende…
Ne kalıyor geriye?
600 milyon TL civarında “su alt yapı yatırımı…
Yeni hatlar çekilecek…
Halen binlerce eve hat çekilememiş…
Pompa istasyonları yapılacak…
Yeni depolama alanları yapılacak. Belki yeni arıtma sistemleri kurulacak…
Tüm bunlar için “kaynak” sende yok.
Başbakanlıkta yok…
İlgili bakanlıkta yok…
Dairede yok…
Özerk Su Kurumu bütçesinde de yok…
Bu kaynak “kullanıcıda”…
Yani vatandaşta…
Geriye ne kalıyor?
Bu yatırımları hızlı bir şekilde yaparak, “kullanıcıya” sorunsuz bir sistem sunmak.
İşte, “yatırımı özel sektörün yapması” da bu noktada önemli.
Son derece önemli.
Zira, “KKTC kamusu ya da belediyesi” bu yatırımı yapacaksa, en “az 15 yıl” bir süre gerekiyor.
Makul akıl, ekonomik akıl, çağdaş akıl diyor ki, “Özel sektör gelecek, bu yatırımı yapacak, kaynağından tahsilatını yapacak…”
KKTC’li yatırımcılar yapsın
Bu gündeme geldi mi, feveran da başlıyor…
– Peşkeş çekilecek…
– Türkiye’den AK Parti bir şirket işaret edecek, o yapacak…
– Şirket Erdoğan’ın damadına ait…
Sorun, maalesef böyle algılanıyor ve dedikodular da bu tartışma etrafında şekilleniyor.
KKTC bir devlet mi?
Ya da bu yapıyı yöneten bir siyasi irade var mı?
İşte o siyasi yapı karar verecek…
Su yönetimi başka bir şeydir…
Su alt yapı yatırımı başka…
Suyun yönetimini KKTC otoritesi yapacak…
Suyun alt yapı yatırımını ise özel girişimciler…
Kuralları siyasi otorite belirleyecek…
Süreci siyasi otorite belirleyecek…
Yön verecek…
Tüketiciden yana bir tavır belirleyecek…
Yerel yönetimleri dışlamayacak bir tavır takınacak…
İsterse KKTC otoritesi der ki, “yatırımın tamamı yerli sermaye olacak…”
Öyle olur…
KKTC’deki sermaye grupları bir araya gelir…
Yatırımı yapar…
Tahsilatı yapar…
25 yıl sonra da yapıyı belediyelere ya da Özerk Su Kurumu’na devreder…
Olayı, “Türkiye hükümeti kendi yandaşına peşkeş çekecek” noktasına getirir ve bunun üzerinden endi,şe yaratırsak…
O zaman bu yatırıma da…
Bu toplumun beklentilerine de yazık ederiz.
Maalesef konu rasyonel tartışılmıyor.
“İdeolojik” tartışmalara kurban ediliyor.
Toplumun ihtiyaçları, bazılarının “ideolojik ihtiraslarından” daha önemlidir.
Aslolan, siyasetçilerin “yönetmek için yetki aldığı” halkının çıkarları ile, uluslar arası camianın çıkarlarını uyumlaştırmaktır.
Bu Türkiye ya da başka bir devlet de olabilir.
Kaygılarınız varsa, bunu yasal düzenlemelerle ortadan kaldırırsınız ama, halkınızın beklentilerini kendi “ideolojik duruşunuza” kurban etmezsiniz.
***
Teslimiyetçilik değildir…
Su geldi mi?
Geldi…
Baraja aktı mı?
Aktı…
KKTC’de çoğunluk bu suyu kullanmak istiyor mu?
İstiyor…
E…
Daha ne?
Neyi bekliyorsunuz…
İşin zor kısmı da bu değil miydi?
Suyun deniz altından getirilmesi…
Getirildi işte…
Geldikten sonra, rasyonel davranmamak yeni sonuçlar doğuracaktır…
“Suyun kullanımı için gerekli tedbirleri almak ve bu yasal düzenlemeleri yaparken de yerli kaygıları gidermek” teslimiyetçilik değildir.
Otorite bu siyaset değil mi…?
O zaman, rasyonel durum üzerinden, halkının endişelerini de giderecek adımı gecikmeden atmalıdır…
Hem de hemen…
***
Hükümet krizi tas gibi ortada
Su yönetimi konusunda, KKTC_ TC uzlaşısı çıkmazsa, hükümet krizi de daha belirgin bir şekjilde ortaya çıkacak.
UBP, Türkiye gibi düşünüyor: Yatırım yapacak kaynak belediyelerde yok. BESK bu işin altından kalkamaz… Özel bir girişimci ile bu sorun çözülmeli…
CTP ise bu konuda ayrı bir görüşe sahip: Su konusunda özel bir girişimi kabul etmiyoruz… Belediyeleri dışlayan bir yapıyı kabullenmek olası değil…
İki görüş arasında bir orta yol bulunabilir mi?
Evet…
O zaman bu vakit kaybı neden?
***
Sana niye versin?
Türkiye, su projesine “asrın projesi” imini verdi.
Bunun da ada genelinde “tıkır tıkır” işlemesini istiyor.
Bu nedenle, her aşamada işin içerisinde.
Hatta bu “KKTC içişlerine müdahaleye” kadar varıyor…
Yazımın ilk cümlesi neydi:
“Su konusu çözülmeden ekonomik program konuşmayız…”
Türkiye, kendi tecrübelerinden de yola çıkarak, “o modelin” kurulmasında ısrarlı…
“Devlet bu işi yapamaz” diyor…
Dün Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu da söyledi…
“Biz Türkiye’de su alt yapısı ile kamunun kaynağını kullanmıyoruz…”
Kendisi bu modeli geride bırakan Türkiye, neden bunun için KKTC’ye katkı yapsın…
Yapmaz…
Yapmayacak…
Bu beklenti içerisinde olmak, bizim açımızdan doğru gibi görünse de, Türkiye de bu noktaya gelmeyerek kendi tavrını ortaya koyuyor.
Nitekim de dün, “ekonomi” hiç gündeme gelmedi.
Suyla geldi Davutoğlu ve ekibi…
Suyu tartıştı…
Ve gitti.
Hükümetin önünde en önemli konu, “su yönetimi” değil, “yatırımın” hangi modelle yapılacağı…
2013- 2015 protokolünde su konusu yer aldı ama çözülmedi…
“Su konusu netleşmeden 2016- 2018’i konuşmayız” tavrı da teknik olarak böyle açıklanıyor…
Kendi belediyelerine “su alt yapısı” için “devlet modelini” uygulamayan Türkiye, burada neden bu uygulamaya girsin…?
































