Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Su ile çözüm stratejik mecburiyet

Ne demişler ihtilaflı mal ucuza gider.

Bu laf Kıbrıs adası için hep geçerli olmuştur.

Bugün bir kez daha bunun farkında olsak da hiçbir şey yapamıyoruz, çünkü iki taraf da gururlu algılarının esiridir.

Bak ama İngiliz elli küsur yıl önce ‘’algı’’ ile ‘’olgu’’ arasındaki farkı ne kadar güzel ayrıştırıp uygulamaya koydu.

Kitapta yeri var.

Gerekirse mahsustan teslim ol diyor.

İngiliz adanın yönetimini verip Valisini çekerek algıda bir günlüğüne teslim olduydu.

Sonradan da görüldüğü üzere olguda da tüm adayı teslim aldı.

Bu adada yakın geçmişte uygulamaya koyan açısından başarıyla uygulanan çözüm bulma yöntemi mahsustan teslim olmak olmuştur.

Bu yöntem bugün bize uyar mı?

Uyabilir.

Bizim Türkiye’nin de desteğiyle ‘’hayır’’ diyebileceğimizi düşündüklerimize kendi sınırları içinde ve hemen ötesinde başını soktuğu çok daha büyük beladan kurtarmak için Türkiye Kıbrıs’ta ‘’evet’’ derse mecburiyetten uyar.

İster misin Türkiye İngiliz’in yaptığını yapsın.

Önceden vukuatı da var.

Osmanlı başı sıkıştığında adayı İngiliz’e kiralamıştı.

Akıl edip ‘’üs’’ talep etmediydi.

Hep ev sahibi kalacağını düşündü herhalde.

Üs niyetine Allahtan bizi arkada bıraktı.

Biz de gönül koymadan ‘’Türklüğümüzü’’ savunmaya devam ettik. Sonunda da bunun karşılığı olarak ‘’besleme’’ diye geçenlerde bize bir de madalya taktılar.

Türkiye’nin etrafındaki bugünkü konjonktür yine Osmanlı’nın adayı kiraya vermek durumunda kaldığı ortama benzer ve müsait hale geliyor.

Boşuna dememişler ‘’insanlığın tarihi cahilliğin tarihidir.’’ Tarihin tekerrür etmesine sihirli bir döngüymüş gibi şaşırmamak lazım. Ayni kafa ayni sonuçları er ya da geç doğuruyor.

Ortadoğu’da cetvel ile değil bu sefer mezhep bazında renklendirme yaparak tekrardan haritalar çiziliyor.

Bizim yeni Osmanlı heveslilerinin adaya getirdikleri su ve yönetimi konusundaki hassasiyet bundan dolayı mıdır acaba?

Adayı kiraya veren Osmanlı’nın bugünkü torunları bu sefer adada tabiri caizse ‘’işi Osmanlı gibi Allah’a bırakmadan kendi eşeğini sağlam kazığa bağlama’’ derdine bundan dolayı mı düşmüştür?

İşi yalnızca Allaha bırakmak istemiyorlar.

O’nu bordroya alıp sonra da ‘’besleme’’ deme imkanları yok çünkü.

Suyun yönetiminde ısrar bundandır herhalde.

Suyun yönetimi konusundaki ısrar adada çözüm için bu ‘’mahsustan teslim olma’’ yönteminin bir parçası mıdır?

Farkında mısınız Rum’dan da su ve suyun yönetimi konusunda ilk günden sonra pek bir ses çıkmadı.

‘’Kıbrıs’ta geri adım at, Güneydoğuda ülke bütünlüğünü koru’’ dayatması ihtimaline karşı ‘’vananın’’ başında adada suyun yönetimini alıp, yalnızca Kuzey’in garantörü olarak ‘’mahsustan’’ teslim olmak stratejik içerikli bir çıkış yolu haline geldi.

Kötü bir sonuç gibi gözükse de toplamda Türkiye’nin Güneydoğusundaki büyük bir felaketi önlemek, adada azaltılsa da askeri varlığıyla kendi güney sahillerini korumak ve AB yolunda yeni kazanımlar elde etmek adına yapıldığında olmayacak iş değildir.

İngiliz üs alıp mahsustan teslim olduydu.

‘’Neo Osmanlılar’’ da suyun yönetimini alıp, yalnızca Kuzeyin garantörü olarak adada bırakacağı bir avuç askerle çözüm için mahsustan teslim olamaz mı?

Çözümün formülü bu olursa boynunda ‘’besleme madalyasıyla’’, ay sonu maaş dilenciliği yapar duruma düşürülmüş Kıbrıs Türkünün referandumda ne diyeceği şimdi önemsiz gibi duran apayrı bir konudur.

Çözümün parametreleri üzerinde Rum’un Türkiye ile ayni tarafta bizim ise bunun karşısında saf aldığımızı düşünsenize.

Büyük bir stratejik rezillik olur.

Su konusundaki duruş bunun için de dikkat çekicidir.