Köşe Yazarları

St. Petersburg’da bir hafta


St. Petersburglular çoğunlukla sessiz, sakin ve asık suratlı insanlardır. Ama zekâ pırıltısı taşıyan esprilere bayılırlar. Bir gezi gemisine bindiğiniz zaman sizi şu slogan karşılar: “St. Petersburg’da 500 köprü var ama sizin sadece bir başınız var. Başınızı köprülerden sakınınız.”

En azından bizim bindiğimiz gemi bizi bu sloganla karşıladı. Kanallarda ve Neva nehri üzerinde iki saatlik bir gezinti yaptık. Kentte gemi gezintisi pek revaçta. Kanallardaki köprülerden birinin üzerinde durup etrafı seyrederseniz köprünün altından her beş-on dakikada bir geminin geçtiğini farkedersiniz.

Biz elbette İngilizce rehberi olan seferi seçtik. Böylesi günde bir defa olurmuş ve 100 Ruble (10 TL) daha pahalıymış. Bizim rehber, köprü uzmanı çıktı. Altından geçtiğimiz her köprü için bilgiler verdi: Kim yaptırdı? Hangi mimar veya mühendis yaptı? Kullanılan malzeme taş mı, demir mi, çelik mi? Kadın birtakım bilgiler ezberlemiş, pek de rafine edilmemiş İngilizce’siyle takır tukur onları aktarıyor.

İki-üç yüzyıl kültür merkezi olmuş bir kentle ilgili dişe dokunan üç şey söyledi. Biri, kenti kuran Piyotr (Petro) ile ilgiliydi. “Admiralti” dedikleri yerde yani Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın bulunduğu yerde bir zamanlar tersane varmış. Çar Petro boş zamanlarında tersaneye gider ve Hollanda’daki tersanelerde öğrendiği marifetlerini orada gösterirdi. Yani, anlayacağınız, adam orada gemi inşa ederdi.

 

Önünden geşerken bize Aleksandır Puşkin’in içinde öldüğü 11 odalı evi gösterdi. Puşkin çoğu Rus aydınına göre, Rusyanın yetiştirdiği en büyük şairdir. Ayrıca Rus edebiyatının temellerini atan kişidir.

 

Daha lisede öğrenci iken şiirleri edebiyat dergilerinde yayımlanmaya başlamıştı. Demokrasi yanlısı özgürlükçüler arasında yer aldığı için liseden mezun olduktan kısa bir süre sonra sürgüne göderildi. Altı yıl sürgünde kaldı. Yazıları sansür edilmek koşuluyla çar Nikolay tarafından affedildi.

 

29 yaşındayken Moskova’nın en güzel kızı olarak bilinen 16 yaşındaki Natalia ile tanıştı. 1831 yılında kendisi 32, Natalia 18 yaşında iken evlendiler. 1935 yılında Natalia ile Dantes olarak bilinen Fransız asıllı bir subay arasında aşk ilişkisi olduğu dedikoduları yayılmaya başladı.

 

Sosyete partilerine katılmaktan zevk alan ve elbise ve takı konularında müsrif olan karısına para yetiştirmek için Puşkin geceli gündüzlü çalışmak zorundaydı. Natalia ise hamile zamanlarında bile partilere iştirak etmekten geri kalmıyordu. Zaten evli kaldıkları altı yıl içinde dört çocuk doğurmuştu. Bu nedenle şair büyük bir ev kiralamak zorunda kalmıştı.

 

Bu arada Dantes, Natalia’nın kızkardeşi ile evlendi ama dedikodular dinmedi. Düğün, aslında ikisi arasındaki ilişkiyi örtmek için yapılmıştı. En sonunda Puşkin, Dantes’i düelloya davet eder. Düelloda Puşkin karnından ağır bir şekilde, Dantes ise kolundan hafifçe yaralanır. Şair birkaç gün sonra 38 yaşında ölür.

 

Natalia ile ilgili dedikodular Puşkin öldükten sonra da devam etti. Bu defa da Çar Nikolay’ın metresi olduğu iddia edildi. 1844 yılında çarın çok yakını olan bir generalle evlendi de Petersburg sosyetesi dedikodu yapmak için başka şahıslar aramak zorunda kaldı.

 

Neva nehrinin bir yerinde “Burada liman vardı. Avrora Kışlık Saray’a ilk top atışlarını buradan yapmıştı” dedi. Nazım Hikmet “Bugün” kelimesini top sesine benzeterek Ekim Devrimi’nin ilk anlarını şöyle anlatır:

Yumuşak ve derin
sesiyle Lenin:
“Dün erkendi, yarın geç
vakit tamam, bugün” dedi..
Yağlı çarklılarla yağlı işçiler:
“Bugün!” dedi.
Ölümü açlıktan öldüren siper:
“Bugün!” dedi.
Ağır
çelik
kara
toplarıyla AVRORA:
“BUGÜN!” dedi,
“BUGÜN!” dedi..

 

 

St. Petersburg’da dikkatimi en çok semboller çekti. Semboller bir toplumun düşüncelerini ve  özlemlerini yansıtır. Hediyelik eşyalar üzerindeki sembollerin neyi yansıttığını kestiremedim.

 

Hediyelik eşya satan her mağazada, hatta her el arabasında aynı tip fincanlar görmek mümkün. Bunların üzerinde de bazı insanların fotoğrafları işlenmiştir. İlk göze çarpan resim, herkesin tahmin edeceği gibi Vladimir Putin’inkidir. İkincisi Lenin’inkidir. Üçüncüsünü tahmin etmek nerdeyse imkânsızdır. En azından benim aklımın köşesinden bile geçmezdi. O da Stalin’inkidir. Petersburglular bunu sırf turistler için mi yapıyor? Öyleyse Stalin, turistler tarafından aranıyor demektir. Yoksa bunu yapanlar Stalin’i mi özlüyor? Kestiremedim.

 

Aynı şekilde şapkaları ve Rusların ünlü kürk kalpaklarını da her yerde görmek mümkün. Burada kullanılan semboller farklı. Biri Rus imparatorluğunun da kullandığı Bizans’ın çift başlı kartalı, öteki de Sarı yıldız içinde kırmızı bir orak çekiç.

 

Sembollerden benim çıkardığım sonuç şu: Ruslar Çarlık Rusyası ile Sovyet Rusyası arasında gidip geliyorlar.

 

 

 

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı