Köşe Yazarları

SÖYLEYECEK SÖZÜ OLMAYAN ONA BUNA ÇATAR…






Tatar’ın da yaptığı budur.

Olay Ali Kişmir’in Türkiye’ye sokulmaması olsa da daha vahim olan, kendi ülkesini yönetenlerin tavrıdır.



Tatar’ın açıklamasında en dikkat çeken şey, olaydan zerre kadar rahatsız olmamasıdır…

Ondan sonra da konuyu çarpıtıp, ana muhalefet partisi başkanına saldırma vesilesi yapması.

“Siyasi istismar meselesi yaptılar”…

Kendi mi yazdı, sosyal medyasını idare eden biri mi var bilmem ama “Ben cumhurbaşkanıyım” diyen birinin, bu duruma düşmüş olması sadece üzüntü verici.

Cumhur’un başı… Hangi cumhurun? Demokratik hukuk devletinin halkı olan cumhurun…

O halkın Anayasa’dan kaynaklanan haklarının korunması görevi de cumhurbaşkanının. Bu görevi yerine getirirken taraflı olamaz. Herkese, her düşünceye eşit mesafede durmakla mükelleftir.

Erhürman’a “siyaset yaptın” diyor. Evet, bir parti başkanının bu konuda siyaset yapmak görevi. Ama cumhurbaşkanının değil.  Onun görevi bir vatandaşının başına gelen olayı araştırmak, en azından diplomatik bir çaba göstermek, ne yaptıysa onu anlatmak.

Öyle bir şey yok tabii. Ne gerek var. Kolay olan ne, ucuz şark politikası; konuyu çarpıt, muhaliflerine saldır…

Bu açıklamayı sosyal medya üzerinden yaptı değil mi? Bu lafları sarf ettiğinde neler olacağını da hesap etmiş olmalı. Bir yanda Ali Kişmir’in özgürlüğünü savunanlar, diğer yanda tüm Kıbrıs Türküne ağza alınmayacak hakaretler… İşte buna sebep olmuştur.

Türkiyeli-Kıbrıslı ayırımcılığının körüklenmesinin kimseye faydası olmaz. Öyle bir tehlike varsa da cumhurun başındaki kişi bunu önlemekle görevlidir, kışkırtmakla değil. Et-tırnak falan diye nutuk sallayan kişinin, provokasyon için ortam yaratmaktan kaçınması gerekir değil mi?

Merak ediyorum, ortaya çıkan sonuçtan memnun mudur?

Eskiden olsa, ‘asla’ derdim ama şu anda Ersin Tatar’ı tanımak mümkün değil…

 

UZLAŞMA İÇİN SEÇİM TARİHİ YETMEZ…

Yazıyı yazdığım saatlerde Meclis Danışma Kurulu ikinci toplantısını yaptı. Seçimin 6 Şubat’ta yapılmasında uzlaşsalar da Ersan Saner seçim yasaklarını erteletmeye çalıştı, 2 oturum denemesi, Meclis yine çalışmadı.

“Nisap sorunumuz yoktur” diye atıp tutan Ersan Saner, önce kendi grubunun, sonra da muhalefetin tutumunu devam ettirmesinin sonucunda, Şubat ayında seçime gelmiş bulunuyor.

Neydi o öyle seçimi Nisan’a atmak için Meclis İç Tüzüğünü kevgire çevirmeler falan. Bunu UBP Tüzüğü için de denedi, ilk yenilgisini orada aldı zaten. Sonra UBP grubu seçimin öne alınmasını istedi, ikinci yenilgi. Nisap falan havalar attı, al sana üçüncü yenilgi…

 

Aslında bu noktaya geldiğine göre, bir seçim hükümeti kurulmalıydı. Çünkü ortada bir hükümet zaten yok. Var olanın da seçime kadar son hız partizanlık yapacağı açık, aşikar.

Nitekim, tam ta tahmin ettiğimiz gibi, seçime kadar “yatırımlarını” bir tamam sürdürmenin derdinde.  Seçim ve Halkoylaması Yasa’sı seçim yasaklarını “Milletvekilliği seçimlerinde seçimin başlangıç gününden veya seçim gününün Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten başlayarak yeni Bakanlar Kurulunun göreve başlayacağı tarihe kadar” diye açık ve net belirtiyor. Saner de diyor ki, “bunu öteleyelim”. Ne ayıp, göstere göstere…

Seçim peşkeşlerinin durdurulması önceliklidir.  Memleketi darma duman eden, geleceğini karatan, geri dönülmez tahribatlar yapanların, elini kolunu tutmak, seçim tarihinden daha önemlidir.

Muhalefet, “Seçimden kaçtılar” falan diye demagoji yapılmasına aldırmamalı, elindeki kozu memleket hayrına sonuna kadar kullanmalıdır…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

 

SIKI DURUN: Seçim tarihini belirleme işi de göstermelik olabilir. Eğer Yasa’nın emrettiği şekilde Komite’den geçip, Resmi Gazete’de yayınlanmazsa, UBP Kurultay’ından sonra caymaları ihtimali kuvvetli. Saner bunu daha önce de yaptı çünkü. Muhalefetin sıkı durması gereken bir zaman. Her şey kuralına göre olsun ki, bir daha kimseyi oyuna getiremesin.

 

MUHTAR BİLE OLAMAZKEN:

Kıbrıs Türküne her fırsatta hakaret edenlere, aşağılayanlara ses çıkarmayacak, egemenliğin timsali Meclis’in damına ne idiğü belirsiz bayrak dikenlerle sarmaş dolaş fotoğraf çektireceksin ama kendi vatandaşının sudan gerekçelerle özgürlüğünün kısıtlanması karşısında eleştirenleri de siyasi istismar yapmakla suçlayacaksın. Utanmasa “oh olsun iyi yapmışlar” da diyebilirdi. N’apsın, o da haklı, eli mahkum. Mahalleye Muhtar bile olamayacakken, cumhurun başına atanırsa olacağı budur…

 

MUHACERET AFFINA KARŞILIK NİSABA DESTEK:

Bizim ülkede işler “al gülüm, ver gülüm” sistemiyle çalışıyor. Yeni yasama yılına nisap kriziyle başlayan Saner hükümeti, daha önce, “bu hükümete nisap konusunda destek vermem” diyen Bertan Zaroğlu Havadis gazetesine yaptığı açıklamada, “seçim tarihi ve muhaceret affının geçmesi” şartıyla nisaba destek vereceğini söyledi. Eeee, almadan vermek olmazdı. Hazır Saner’i gurvada kıstırmışken istediğini alacak. Sonra da kendilerine “kasaba politikacısı” dediğimizde kızarlar…

 

GANİMETÇİ VE YALAKALAR:

Bu adada çözüm isteyenler genelde “Rumcu ve hain olarak” suçlanırlar. 1963-74 arası Kıbrıs Türkünün neler çektiğini bilenlerdenim. 1974’de müdahale olmasaydı nelerin olabileceğini de tahmin ediyorum. Ama kazanan, bütün bir halk olmadı. Sadece ganimetçi ve yalakalar kazanmış oldu. Özgürlük savaşını kazandık, adaletli bir düzen kurma savaşını kaybettik. Onun içindir ki bugün, daha çok inadına barış ve çözüm…

 

VATANDAŞTAN ANLAYIŞ BEKLİYORMUŞ:

Ucuzcu Bakan akaryakıta yapılan zamla ilgili olarak, “vatandaşın zamları anlayışla karşılamasını” istemiş. Daha bir yılı doldurmadan, “ülkeyi ucuzlatacağım” sözünden, “vatandaştan anlayış bekler” aşamasına geldik. Kabahat Arıklı’da değil, koltuk uğruna onu o makama getirendedir. Merak etmesinler, bu yaptıklarını “anlayışla” karşılayacağımız güne az kaldı…

 

ÜYELERİN GÖZÜ YÖNETİMİN ÜSTÜNDE:

Parti Tüzüğü’nü değiştirip son furyada üye yaptıklarına oy kullandırmak isteyen Ersan Saner, bunu başaramamıştı. Ama görülüyor ki, o kişilerin arasında aday olanlar varmış. Mağusa’dan sonra Girne’de de ortaya çıktı. Mağusa olayı mahkemeye gitti, Girne’de Kadın Kolları Başkanlığı seçimsiz olacak gibi. Üyelerin çok titiz davrandığı, işin peşini bırakmadığı anlaşılıyor. Bu da parti yönetimine güvenmediklerinin göstergesi. Kurultay sonucu belli gibi…

 

KAMU DÜZENSİZLİĞİ:

Ombudsman Emine Dizdarlı’nın Kat Mülkiyeti ve Kat İrtifakı Yasası’na bağlı olarak Girne’de verdiği örnek, ne kadar baştan savma bir yapımız olduğunun ispatı. Neler yasaktır orası belli, ama iş uzlaşmazlığa gelince, mahkemeden başka başvurulacak bir makam yok. Yasa mı eksik, Tüzük mü eksik, eksik yani. Çok daireli bir apartmanda yaşayan, ortak kullanım alanı olarak belirtilen çatının tüm masraflarını üstlenen biri olarak çektiğimi ben bilirim. Böylesine basit bir konu yıllardır kimsenin önceliği haline gelmiyor. Sonra da kalkarlar, kamu düzeninden falan bahsederler.







Başa dön tuşu