Köşe Yazarları

Sosyalist bir takım yaratmak








 




Nazım BURGUL (Multidisiplin)



Chelsea’nın eski teknik direktörü İtalyan Carlo Ancelotti bi’sohbette; “Oyuncularıma tüm tecrübelerimi aktardım çünkü elimde harika bir oyuncu grubu vardı. İngilizler takımın sembol isimleriydi; Joe Cole, Ashley Cole, Lampard, Terry… Hepsi de üst düzey profesyonellerdi. Saha dışı için bir şey söyleyemem ama saha içinde Fransız ya da İtalyanlardan çok daha ötede profesyonellerdi. Mesela Fransızların çalışması için arkadan biraz itmelisiniz. Aynı şey İtalyanlar için de geçerli. Hele hele onları çok daha fazla dürtmeniz gerekir. İngiliz oyuncular mı? Onları durdurabilene aşkolsun! İşte, bu doğal mücadelenin, yani bu İngiliz oyuncuların sahip oldukları bu isteğin yanında olup bir şeyler öğrenirseniz büyük bir oyuncu olursunuz” demiş. Mâlum, antrenman esnasında ne ekerseniz, maçta da onu biçersiniz vesselâm. Bizim memlekette nedendir bilinmez süper(!) lig’de dahil haftada dört antrenman yapılır. Ve bu antrenmanlar içerisinde de bol bol öncesi ve de sonrası teknik adamlar veya yöneticiler tarafından gabaklar kesilir. Sonuçta oyuncu sizi dinler mi? Kuvvetle ihtimâl ilk 15 dakika hatırınız vardır dinler. Arkasına mı? Arkasında beden orda ama ruh Allah bilir nerelerde uçar vaziyetleri. Sonrasında antrenmanın ısınma bölümü, esas ve de soğuma bölümü. E sonrasında n’apılır? Günün anlam ve önemini belirten son gabaklar kesilir. Hele hele soğuma dönemine de bi’çift kale(!) çakıldı mı alın size facianın daniskası. Çift kale hangi evrede olmalı? Tabii ki de esas devrede olmalı bildik. Neyse, Sheffield’in efsane teknik direktörü İngiliz Howard Wilkinson da antrenman davranışlarıyla ilgili şu saptamayı yapmıştı: “Antrenmanlarda duran top çalışmayı sevmeyen bir oyuncum vardı. Ne zaman bu sürece girsek yüzü asılırdı. Bir sabah topun üzerine adını yazıp ‘al bu senin topun. Şimdi git ve ne istersen yap, biz de kendi işimize bakalım’ dedim. Fazla sert olmadan ona net bir mesaj vermeye çalıştım. Şöyle ki; bu yaptığın tüm takım arkadaşlarına zarar veriyor. İki yolun var. Ya bizle devam edeceksin ya da yalnız” demiş İngiliz. Hoca haklı! ‘Maç standardında antrenman yapmak’ diye bi’şey var. İşte burda maç içi tüm varyasyonları, en az maç eforu dahilinde gerçekleştirebilmeyi hedeflemek lâzım. E bunun için n’apmalı? Tabii ki de bunun için her antrenmana yüksek dozajda zihinsel hazırlık yapmak lâzım ki antrenman içi tüm temel motorik özellikler en yüksek performansta çalışabilsin. Mâlumunuz üzre antrenman içi çalışma hırsı, başarı dürtüsüne bağlıdır. Bu da hedefler üzerinden başarının bir yolculuk olduğunu bilendedir. Sonuçta örneğin 150 adet antrenman yapan ile 100 adet antrenman yapan arasında tabii ki de fark var! Aynı ortamda yarışmaları bi’defa mümkün değil. ‘Teknik adamların oyunu okuma mokuma işlerini geçiniz’. Karşıdaki güçlü taraf sizin yarı alanınız çöker ve de raconu keser. Bu yüzden çok çalışmakta fayda var sayın seyirciler. Yazımızın son bölümünü de Beşiktaş’ın sevilen teknik direktörü Slaven Bilic’le bitirelim; “Takım olarak oynuyoruz. Zaten buradaki felsefe güç halkındır. Oyunculara bunu anlatmaya çalışıyorum. Takımda zenginler ve fakirler yok, sınıflar da yok. Sınıfları ortadan kaldırarak gücü halka vermeye çalışıyoruz. O bakımdan sosyalist bir takım yaratıyorum diyebilirim” demişti bi’açıklamasında. Bizim adamın anahtar felsefesi mi? Tabii ki de ‘adalet ve sevgi’. Hade iyi seyirler…









Başa dön tuşu