Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sosyal faaliyetlerin verdiği değerler ve toplumsal sorumluluklar…

Bugünkü yazım hem sosyal hem toplumsal bir konu olacak. Arada dinlendirici de bir yazı olsun diye düşündüm.

Geçen hafta, sınıf arkadaşlarımızla 8-9 Kasım tarihlerinde 1963, siyasal bilgiler fakültesi mezunları olarak Gölbaşı Vilayetler Evi’nde, önceden organize eden arkadaşlar sayesinde, sınıfımızdan 68 kişi eşli olarak toplandık. Sosyal amaçlı bu gezilerimiz ve toplantılarımız mezuniyetimizden beri her yıl gerçekleşmektedir. Ancak yıllar geçtikçe ve özellikle emekli yaşına geldikten sonra bir araya gelme, birlikte olma arzusunun artmasından mı, yoksa daha fazla zamanımızın olmasından mı kaynaklanıyor? yoksa, hepimizin yoğun bir iş hayatı geçirmesinden dolayı gezilere yeteri zaman ayıramamanın farkına vardığımızdan mıdır nedir, veya herhalde hayatın arkadaşlıklarla daha güzel yaşanabilir olduğunu fark etmemizden olacak ki, bu gezi ve buluşmaları organize eden arkadaşlarımız, buluşmalarımızı son yıllarda bazen 2-3 defaya çoğalttılar.
Her bir araya geldiğimizde çocukluk ve gençlik arkadaşlıklarının ne kadar daha samimi ve köklü olduğunu, hissediyoruz. Çocukluğun ve gençliğin verdiği saf ve samimi arkadaşlıklar, paylaşımlar, aynı sınıfı aynı dertleri, sıkıntıları, sevinçleri aynı odaları çeşitli şekilde paylaşanların, hiçbir karşılık beklemeden yapılan fedakârlıkların paha biçilmez bir nimet olduğunu şimdi daha iyi anlamamızdan dolayıdır ki, her defasında kafalarımızı ve kendimizi yenilediğimizi hissediyoruz.
İş hayatına atıldıktan sonra hayatın acımasızlıkları artıyor. Hayat öğrencilik gibi değildir. Özellikle de yaptığınız her iş dolayısıyla, ister kamu ister özel sektörde çalışan olun, ister yönetici, ister kendi işinizin patronu olun, ev ve aile mesuliyetlerinden tutun da hayat mücadelesi ve sorumluluğu, iş hayatında karşılaşılan çeşit türlü insanlarla yakın çalışma mecburiyetleri karşısında alınacak dersler, ona göre edinilen tecrübeler ve tavırlar, rekabetten veya çeşitli menfaatlerden dolayı akla gelmeyecek sürprizler içinde geçen bir aktif iş hayatıyla, zamanın nasıl geçtiğini ve yakınların dahi birbirini iş yoğunluğu dolayısıyla nasıl ihmal ettiğini emekli veya yarı emekli olduktan sonra daha iyi anlıyorsunuz. Sosyal birliktelikler bu şekilde daha fazla çoğalır.
İnsanın en güzel dönemlerinden biri olan çocukluk-gençlik-öğrencilik yılları, öğrenmek ve ideallerini gerçekleştirmek isteğiyle, masum bir amacın gerçekleşmesi dönemidir. Geçtikten sonra bunun kıymetini daha çok biliyoruz.
Her yıl yaptığımız toplantı genelde mezuniyet yıldönümleridir. Arada bahar veya yaz aylarında ise bir yerlere gezi programlarıdır. Bu defa toplantı gerekçemiz, fakültenin ders yılı başlangıcı olan 8-10 Kasım tarihlerinde birinci sınıfa başladığımız gün “tanışmamız” vesilesiyle yapılmıştır.
3 günlük kısa zaman diliminde programımıza konan 2-3 saatlik bir süreyi de arkadaşlarımızdan birinin ve eşinin sahip olduğu küçük bir iş yerinden başlayarak halen Türkiye çapında tanınmış, modern makinelerle donanmış fabrikalarını da davetleriyle toplu olarak gezmek olmuştur. Fabrikanın üçüncü katında Guinness Rekorlar Kitabı’na giren 488 adet satranç koleksiyonlarını da ziyaret ettik. Öğle yemeğini fabrikada hep birlikte aldıktan sonra çevreyi de dolaştık. Fabrikaların modernliği, güzel bir iş ortamı, temizliği, çalışanlarına bulundukları ortam içinde geniş bir salonda verilen kaliteli yemek imkânları, temiz kıyafetler, güler yüzler ve çevre düzenine gıpta ettim. Arkadaşlarımı tebrik ettim. OSTİM’de olan arkadaşlarımızın bu fabrikası dolayısıyla bölgeyi de gezdik. Fabrikaların modernliği en son teknolojilerin kullanıldığı izahatları, yaptıkları üretimlerin artış hızları ve artan ihracatları takdir edici idi. Bölgenin temizliğine, her fabrikanın kendi çevre temizliği ve düzenine verdiği özene, yeşillendirmeye, araba park alanlarının genişliği ve çalışma mekânı olarak bölgeye doğrusu hayran oldum.
Bir de bizim sanayi bölgelerini düşündüm. Her fabrika ve işyerinin dışına yığılan çöpler ve kutular, kâğıtlar ve yığılan mezbelelikler. Yani bu görev belediyeler, Sanayi Dairesi görevi olduğu kadar her iş yeri ve fabrikanın da görevidir. Her fabrika etrafını tertemiz bir çevre bilinci ile düzenlese ve artıklar da ilgili görevli resmi kuruluşlarla koordinasyon sağlanarak orada işyeri olanlar ile Sanayi Odası iş birliği ve her türlü desteğinde örnek bölgeler olarak halka yansısa, bu belki her vatandaşa ve yetkililere de çevre düzeni konusunda örnek olur.
Zaten iş bağlantısı olan veya kurmak isteyen yurt dışından gelen işadamları ve müteşebbislere karşı da güven vermesi bakımından bunu iş sahiplerinin, sahiplenmesi gerekir. Şimdiki vaziyeti ile bu çağda medeni ülkelerden gelen müteşebbisler sanırım büyük hayal kırıklığı yaşıyorlar. Dünyaya açılacaksak hep beraber dünya standartlarına ulaşmak gerekir. Her şeyi de yalnız devletten beklememek gerekir. Her vatandaşın benim de bu ülkede, yaşadığım ve kazandığım bu ülkede özel veya tüzel kişi olarak ne katkım olabilir? bilincini idrak etmemiz ve geliştirmemiz lâzım.
Bir de Ankara’da yeni restore edilen Hamamönü bölgesine gittik toplu olarak ve büyükçe bir çay bahçesinde çay içtikten sonra çevreyi gezdik. Ben Ankara’ya sık giden biriyim, bu bölge restorasyondan önce çok eski ve yıkık dökük binalar halinde idi. Altındağ Belediyesi tarafından UNESCO ile işbirliği içinde gerçekleşen proje çerçevesinde eski Osmanlı döneminden kalma konaklar ve eski tarz küçük evler pırıl pırıl aslına uygun bir şekilde restore edilerek, turistlerin ve halkın zevkle dolaşabileceği hatıra eşyaların, ev sanatlarının pazarlandığı ve restoranlarıyla, kafeleriyle, çay bahçeleriyle ailece güzel vakitler geçirilebilecek bir mekân haline getirildi.
Aynı şekilde bizim de Lefkoşa’da, Mağusa’da, Girne’deki dökülmekte olan tarihi mahallelerimiz ve tarihi sokaklarımız temizlenip ve restore edilse ne kadar turist çekecek onu düşündüm. Bu finansman işidir. Ancak, Türkiye’deki birçok belediyelerle işbirliği yapılarak, uluslararası bu konularda yardım kuruluşlarıyla temaslar kurularak belediyelerimizce gerçekleştirilebilir. Devletin de yardımcı olması gerekir. Bu bir hedef ve vizyon işidir. Yeter ki hizmet ön plana geçsin ve partizanlıkla siyasi mülahazalar geri plana itilsin. İyi hizmet veren belli az sayıda belediyelerimiz de var ki halk bunları biliyor tekrar etmemize gerek yok. Ancak genelde partizanlıklar belediyelerin çoğunu çökertti. Halk sokağa çıktığında pişman oluyor. Hani temizlik ve çevre düzeni, hani halkın yararlanacağı temiz yeşil alanlar ve spor tesisleri veya gençleri güzel uğraşlarla meşgul edecek, beceri ve beden ve ruh sağlığını geliştirici meşgaleler sağlayan sosyal tesisler. Resim, müzik, sanat mekânlarının açılması ve halkın boş zamanlarını değerlendirmeye, kültür gelişimini sağlamaya yönelik faaliyetlere ne kadar ihtiyacımız var. Bunlar modern ülkelerde en basit belediye hizmetleridir. İnşallah günün birinde bu hizmetleri gerçekleştirecek belediye Başkan ve ekiplerine sahip oluruz.
10 Kasım dolayısıyla Anıt Kabir’i de yine toplu olarak ziyaret ettik. Bu yıl bambaşka bir hava içinde gerçekleşen anma töreninde Devlet Yetkilileri de tam kadro orada idi. İzdiham denecek kalabalık oldu. Alçak irtifadan uçuşlar gerçekleştirildi. Ata’ya saygı, yıllar geçtikçe eskimeyecek ancak tazelenecek derinlikte idi.