Köşe Yazarları

Sorular sorular…


Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun ziyareti epey ses getirdi.

Türkiye kökenlilerle yaptığı toplantı, yaşadıkları bölgelere “hizmet götürüleceği” sözleri tepkilerin başını çekti.

Geçmişte de çok gördük böylesi ziyaretleri.

Büyükelçiler, Türkiye’den bakanlar, kendi yurttaşlarını ziyaret ettiler.

Ama bir farkla.

Hepsinde de bir şekilde KKTC hükümetinden yetkililer bulundu.

Bu ciddi bir nüans fakıdır.

Ben KKTC yetkililerine “siz katılmayın” dendiğine asla inanmam. Bu talebin bizimkilerden gelmesi gerekirdi.

Çavuşoğlu’nu Maliye Bakanı ile yaptığı görüşmede bile yalnız bırakmayan Kudret Özersay neredeydi acaba? Ya da Başbakan? Var mı bir izahları?

“Özel ziyaretti” demesinler bana.

Türkiye’nin Dışişleri Bakanı’nın bu ülkede yaptığı her ziyaret resmidir, öyle olmalıdır. Hiç olmazsa protokol açısından.

Tepkilerin artmasının sebebi budur bence.

Mağusa’da konsolosluk açılması da ilk kez dile getirilmiyor. Daha önce de duyduk bunu. Demek ki hazırlıkları yapılmış, açılacak duruma gelmiş. Bence bunda itiraz edilecek bir şey yok.

İnsanlar yaz kış sabahın köründe Lefkoşa’ya gelip, kuyruklarda telef olmaktan kurtulurlar.

Hem KKTC’nin de Türkiye’nin dört bir yanında konsolosluğu yok mu?

Rum tarafının bu konudaki tepkisini ise, ciddiye bile almam.

Gelelim müzakerelere…

Sonuç odaklı olsun.

Takvimi olsun.

Siyasi eşitlik somut olarak ortaya konsun. Karar alma mekanizmalarında da Kıbrıs Türkünün söz hakkı olsun. Bu ister “bir oy” denilerek söylensin, isterse Denktaş’ın zamanında telaffuz ettiği “egemen eşitlik” kavramıyla.

Kıbrıs konusunun Türkiye ve KKTC’nin ortak meselesi olduğu gerçeği de göz ardı edilemez.

Bu da bir gerçek.

Hele de doğal gaz, Akdeniz’de hakimiyet iddiaları sonrası, Türkiye’nin Kıbrıs konusuna çok daha başka bakmaya başladığı da açık.

Ancak konu dön dolaş, KKTC tarafının hiç olmazsa KKTC sınırları içinde varlık göstermemesine geliyor.

Türkiye’nin “vaz eden” bir görüntü vermesi, çoğunu rahatsız ediyor.

Evet, garantiler konusunda tabii ki garantörler söz söyleyecek.

Daha öncesinde, Annan Planı’nda, 2017 Cenevre Zirvesi’nde, Crans Montana’da, garantiler ve asker konuları görüşülürken, tüm garantörler oradaydılar. Hatta Türkiye, her iki konuda da esneklik gösterebileceğini açıklamıştı.

Her neyse…

Garanti ve asker konularına direk müdahaleleri tamam.

Ancak bu defa, müzakerelerin zeminin hazırlanması konusunda yer almak istiyor Türkiye.

Rum uzlaşmazlığını deşifre etme amaçlı bir zorlama mı, yoksa liderler formatında devam eden müzakere ve hazırlık süreçlerinde bir değişiklik mi?

Gördüğüm kadarıyla Cumhurbaşkanı Akıncı da, bunun daha önce gündeme geldiğini, kendilerinin de itiraz etmediklerini ifade etti.

Asıl konu budur.

Bugüne kadar herkesin bildiği bir gerçek var. Türk tarafı, lideri kim olursa olsun, müzakereler konusunu Türkiye ile istişare halinde yürütür. Bunu herkes de bilir.

Rum tarafının da aynen yaptığı gibi. Baksanıza Lute adadan ayrılır ayrılmaz Anastasiadis de Mitsodakis’le buluştu.

Öyledir, başka yolu yok. Politikalar birlikte hazırlanıyor.

Ama ya Kıbrıs Türk halkının iradesinden söz edilmemesi?

Böyle olduğunda, tepki doğuracağı bilinmez miydi?

O halde?

Kesin bir ray değişikliği mi, yeni bir manevra, bir taktik mi?

KKTC tarafı bu görüntüden hoşnut mu?

Hükümet kanadının öyle olduğu çok belli de, ya diğerleri?

YERİN KULAĞI VAR

DUT YEMİŞ BÜLBÜLLER:

Çoğunluk şöyle okudu; “Ben Akıncı’ya güvenmiyorum. Bizim işimize gelmeyen bir taviz verir eder. Onun için onu Anastasiadis ile başbaşa bırakacağıma, beşli konferans isteyip durumu kurtarmalıyım”. Eğer öyleyse, bu bizim irademizi ilgilendirir. Ama bakıyorum da bizim sosyal medya dışında sağcısı, solcusu tüm siyasiler ses çıkarmak yerine, dut yemiş bülbüle döndüler…

 SÜRPRİZ İSTİFA:

Millet Mevlüt Çavuşoğlu’nun söylediklerine kilitlenmişken, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş’ın Genel Başkanlıktan istifasıyla resmen şaşkına döndü. Denktaş’ın bu ani istifası haklı olarak bir çok soruyu da beraberinde getirdi. Bana göre uzun bir süredir aklında olan Cumhurbaşkanlığına aday olacak. Zaten sinyallerini vermişti. Sağ kesimde yaşanan adaylık sıkıntısı, UBP içinde toplumun tüm kesimlerinden onay alacak bir ismin henüz telaffuz edilmemesi, Denktaş’ı aday olma konusunda heveslendirdi. Hani haksız da değil. UBP’de yaşanan iç kavgalar, önemli sayıdaki UBP oyunun Serdar Denktaş’a kayabileceğini gösteriyor. Eminim Denktaş’da bu hesapları yapıyordur…

HEP LAFTA KALIYOR:

KKTC’yi ziyaret eden son siyasetçi Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu dahil, bugüne kadar ziyaret eden tüm siyasiler, “KKTC’ye desteğimiz artarak devam edecek” diyorlar da, neredeyse o destek bir türlü hayata geçmeyip, hep lafta kalıyor. Lafla peynir gemisinin yürümeyeceğini de bilseler keşke…

 KAYBEDECEKLERİNİZ DAHA FAZLA OLACAK:

Aslında çok şey istemiyoruz. Tamam, nüfus olarak bizden fazla olabilirler, şikayetimiz yok. Ama siyaseten bu adanın eşit ortağı olduğumuzu, bazı kararlara etkin katılımımızın olmasını kabul edin be efendiler. 74’de de bu açgözlülüğünüz yüzünden başınıza neler geldiğini unutmayın. Yok, “hepsi bizim, biz yöneteceğiz” diye ısrar ederseniz sonunda kaybedecekleriniz, kazanacaklarınızdan çok daha fazla olacak bilin….

 PARAYI VEREN….:

Dünkü Bakanlar Kurulunda sahillerde yapılan yapılaşmalarla ilgili olarak bir karar alınmış. Kararda, “Bazı otellerin sahillerde izin alarak yapamaları gereken iskelelerle ilgili bir değişikliğe gidildi. Bundan böyle iskele ruhsat ücretleri güncellendi”. Yani hükümet diyor ki, sahilleri dolduramak serbest, ancak

karşılığını ödemek kaydıyla…

YA BİZİM ÇOCUKLAR?:

THY Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde okuyan üniversite öğrencilerinin biletlerinde yüzde 15 indirim yapma kararı almış. 15 Eylül’den itibaren yürürlüğe girecek olan uygulamadan  Öğrenciler, KKTC’ye geliş-gidişlerde bu indirimden faydalanacak. İndirim sadece buraya okumak için gelen öğrencilere mahsus. İyi de Türkiye’de okuyan bizim çocuklar ne olacak, onlara indirim yok mu, bizim çocuklar “üvey evlat” mı?

 ZİRVEDEKİLER

Cemal Özyiğit (TDP Genel Başkanı): “Kıbrıslı Türklerin konunun esas taraflarından biri olduğu gerçeği ve toplum liderinin de kendi halkından aldığı yetki doğrultusunda süreci yürütme hakkı olduğunun unutulmaması gerekir. Nasıl ki garantiler konusuna garantörlerle birlikte karar verilecek ve uluslararası anlaşma gereği onların onayı olmadan karar verilemeyecek, müzakere sürecinde de benzer anlayışın hakim olması, yani halkın iradesi doğrultusunda hareket edilmesi en doğrusu olacaktır”…

 DİPTEKİLER

Vay Halimize: Hastanenin su depoları, okulların su depoları… Temizleniyormuş… Haber olmuş. Ne utanç verici. Yani bunca zamandır temizlenmiyor muydu? Böyle rutin, böyle vazgeçilmez, zorunlu bir işin yapılması haber oluyorsa, vay halimize. Hastalar, hasta yakınları, biçare öğrenciler pis depolardan akan suları mı kullanmış bunca zaman? Peki ya diğerleri? Onlar pis akmaya devam mı edecek? Öyle mi anlamalıyız?



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı