Namık Kemal adaya sürgün edilmiş ve bir müddet Mağusa’da kalmıştı.
Büyük şairin Kıbrıs’la ilgili izlenimleri azdır.
Pek sevmemişti Kıbrıs’ı.
Nasıl sevsindi ki?
Osmanlı taş taş üstüne koymamıştı.
Zaten her yer çöl ve mevsimler kurak geçiyordu üstelik.
Sivrisinekler, sıtma hastalığı ve diğer salgın hastalıklar kol geziyordu Kıbrıs’ın her yanında…
…
O dönemler Mağusa’da çok az insan yaşıyordu.
Bir İngiliz yazar 1878 yılında adaya geldiğinde Mağusa hakkında geniş izlenimlerini yazmıştı.
İnsanlar şeker kamışı ve soğan ekiyorlarmış.
Ama nar ağacı onlar için çok iyi bir geçim kaynağıymış ki Mağusa bölgesinde yetiştirilen narlar diğer bölgelere göre daha güzel, daha kıymetliymiş.
Bir kişinin beş nar ağacı bulunması iyi bir geçim kaynağı nedeni imiş.
Bu yüzden nar üretimi ve ihracatı gelişme göstermiş o dönemler…
…
Sözünü ettiğimiz İngiliz yazar W. Hepworth Dixon’dur.
Mağusa’yı “ortaçağ Pomei”sine benzetmişti.
Yani viran haline gelmiş bir harabe…
…
Osmanlı dünyanın birçok yerinde fetihler yapmıştı ama her dönem değişen dünyayı elinin tersi ile itmişti.
Bu kılıç zoru ile zapt edilen yerler, gün gelmiş akıl yoksunluğundan kaybedilmişti.
Akıl çağına ayak uyduramayan sarıklılar ne yazık ki bugün de hortlamışlardır…
…
Ancak Osmanlı’ya tabi Müslüman ahalinin meziyetleri de vardı kuşkusuz.
İngiliz yazarın dediği gibi erkekler “kendiliğinden asker”di.
İngilizler adaya geldiğinde bu özellik gözlerinden kaçmamıştı.
Bu yüzden zaptiyeler Müslüman erkeklerden oluşturulmuştu çoğunlukla.
Bunlara at ve kılıç verdiniz mi yapamayacakları hüner yoktu!
…
Onlar da düşünemezdi!
Adaya asker olarak gelmiş ama şeker kamışı ve nar yetiştiriyorlardı!
…
Her toplum kendi tarihi içinde bir hayattan bir hayata evrilebilir normaldir.
Bugünün Kıbrıslı Türklere bakıldığında,
Nereden nereye geldiklerine şaşar kalır insan ki bu konu tartışmalıdır ve bu yazı itibarı ile konumuz değildir…
…
Diyeceğim İngiliz’in yaptığı o zaptiyelerin çocukları ve torunları gün gelecek polis olacaklardı Sömürge İdaresine bağlı olarak.
Önceleri onların cesurluklarına ve askeri yeteneklerine güvenen İngiliz İdaresi,
Sonraları bu durumu iki toplumu düşman etmekte kullanacaktı…
…
İngiliz’in ayak basıp da çıktığı her yerde bırakın toplumları, coğrafyalar bile bölünmüştür.
Bu yüzden İngiliz politikalarına “böl ve yönet” denmiştir.
Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye’ye de bu politika uygulanmak istenmiş ancak başarılı olmamıştı.
Şimdi Osmanlı uzantıları ile tekrardan mı deneniyor, bu da tartışmalıdır…
…
Dixon’dan 128 yıl önce (1750) adaya gelen bir başka yazar ise, Mağusa’ya girişteki asma köprüden bahsederken, hendeklerin içinin fetih sırasında ölenlerin kafatasları ile dolu olduğunu belirtir.
1571’den 1750 yılına 189 yıl eder.
Kafataslarının ne zaman kaldırıldığını bilmiyoruz.
Birkaç hayırsever sağa sola çeşme, han ve hamam yapmasa Osmanlı’nın adaya bir şey yapacağı yoktu.
Sömürge anlayışından bin beter idare ediliyordu memleket.
Ortalık kafatası doluydu yüzyıllarca…
…
Günümüzdeki Osmanlı özentilerinin neye özendikleri doğrusu düşündürücüdür…
































