Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Solyalı beni şok etti. Az bile kanser olduk…

Tarım Dairesi Müdürü Emine Solyalı, denetimler konusunda farklı bir yaklaşım getirdi olaya…

“Biz bu kadar çok denetim yaptığımız için, ülkeye girişleri, tarladan piyasaya geçişleri engellemeyi başardığımız için, konu bu kadar çok tartışılıyor: Yoksa geçmişteki gibi hiç denetim olmasa, hiç limit üstü ilaç kullanılan sebze- meyveler ortaya çıkmasa, o zaman da kimse sorundan bahsetmeyecek. Sorun yokmuş, zehir yokmuş gibi yaşamaya devam edecek…”
Aman Allah’ım…
“Denetim var diye olaylar ortaya çıkıyor…”
Ya yıllarca yapılmayan denetimler…?
Emine Solyalı, domates olayının ardından, hem düşünmemiz, hem de yapılan çalışmalara “destek vermemiz” gereken bir yazı kaleme aldı.
Aynen paylaşıyorum…
“Hüseyin bey merhaba
Pestisitler konusundaki hassasiyetinizi biliyorum.
Ayni hassasiyet hepimizde vardır.
Bu sadece bizim ülkenin sorunu değildir konvansiyonel tarım yapılan her yerde bu sorun vardır.Organik tarım olmadığı sürece hastalık ve zararlılar için birtakım ilaçlar kullanılması zorunludur yoksa üretimin devamlılığı sağlanamaz.
Beşeri ilaçların da bir yerimizi tedavi ederken başka bir yerimizde de sorunlar yaratabileceğini bildiğimiz halde kullanmak zorundayız.
Yani normal dozda kullanılan beşeri ilaçlar tedavi ederken aşırı dozda zehir haline gelebiliyor.
Tarım ilaçları da böyledir.
Önemli olan bunun yerinde tesbit edilmesi ve sorunun tarlada çözülmesidir.
Bugün tartışılan bu limitlier çok fazla denetim yapmamızdan kaynaklanmaktadır.
Ülkelerin hemen hemen hepsi random yöntemi ile denetim yapar.
Yani geçen günkü domates yoğun bir şekilde herhangi bir AB ülkesine gitmiş olsaydı en fazla 2 örnek alınacaktı, çünkü her belli sayıdaki girişten bir örnek almaktır doğrusu.
Bütün dünya böyle çalışır. Bize bu kadar analizin masrafını kim karşılar diye de sordukları oluyor.
Biz ne yaptık?
Bütün TIR’lardan örnek aldık ve devlet laboratuarı gece yarısına kadar bunları çalışıp sonuçlandırdı. (Laboratuar denetim yapmaz sadece bizim gönderdiğimiz örnekleri çalışır)
Ve sonucu olumlu çıkan içeri girebildi.
İki TIR’da sorun bulunduğu için menşeine iade edildi.
Bu sonuçların bulunması bence sevindirici olmalıdır.
Eğer bu kadar yoğun denetim yapılmasaydı, eskiden olduğu gibi her şeyin mükemmel olduğu sanılırdı.
Ben üzerime bu kadar GELİNMESİNE RAĞMEN YILMADAN her ay daha yüksek oranda denetim yaptırmaya devem ediyorum.
Buna rağmen siz hala zehirli çıkanlar “Rum tarafına satılmış” diye yazabiliyorsanız ben ve ekibimdeki motivasyon sıfırla çarpılır.
Ülkemiz sanıldığı gibi kirli değildir.
Üzüm ürünümüzü riskli gördüğümüz için tüm bağlar ve asmalar denetlendi.
Çocuklar yediği ve soyulmadığı için tüm çilek tarlaları her üretim döneminde en az iki defa denetlendi.
Diğer ürünlerde de durum farklı değildir.
Kirlilik oranımız yüzde 3’ün altında. AB ülkelerinde ise 2013 raporunda yerli ürünlerinde yüzde 2, ithal ürünlerde ise yüzde 5 olduğu rapor edilmiştir.
Aşağıdaki linkte AB ülkelerinde pestisit kontrolları ile ilgili bilgileri bulabilirsiniz. Sayfa 57 de AB ülkelerinin yaptırdığı yıllık analiz sayısı ( 2013 raporu yeni yayınlandı) sayfa 121’den itibaren de AB ülkelerinde yetiştirilen ürünlerdeki kalıntı miktarlarını göreceksiniz.
Örneğin Romanya’da üretilen bir marulda 700 kat , Slovenya’da üretilende 200 kat, Güney Kıbrıs’ta üretilende 5 kat  kabul edilebilir limitin üzerinde pestisit olduğunu göreceksiniz.
MRL = maksimum kabul edilebilir limit.
Yani bunun üzerinde olanlar limit üstü demektir.
Bu sorunun sadece bizde olmadığı  daha iyi anlarsak, 57.sayfadaki diyagramı incelediğinizde  de en çok kontrol yapan ülkelerden biri olduğumuzu göreceksiniz. (Büyüklüğümüzle kıyaslayınca).
Güney komşumuzun yıllık ithal ve yerli ürün denetim toplamı 680 iken bizde yıllık 3 bin üzerinde analiz yapılmaktadır. (AB’nin raporu da ithal ve yerli toplamıdır.)
Keşke diğer gıda maddelerinde bizim yarımız kadar denetim olsa.
İyi çalışmalar.”

NOT: İlgilenenler için Link:
https://www.efsa.europa.eu/sites/default/files/scientific_output/files/main_documents/4038.pdf

Ömer Adal, daha konuşuyorsa, konuşturanlar utansın

İç denetim raporları ile sabit…
Sayıştay Denetim raporu ile sabit…
Polis raporu ile sabit…
46 adet çekte sahte imza ya da uygunsuz ödeme var.
280 bin TL tutarında bir hesapta problem var.
230 bin TL’lik harcamada “sahte imza” iddiası var.
2010 yılından bugüne 5 yıl geçti.
Ejder Aslanbaba’ya Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu’ndan yapılan ödemeyi unutmadık.
Federasyonundan, gençliğe ait paradan, kulüplerimize ait paradan yapılan harcamaları unutmadık.
Bu paralar gençliğe değil, birilerinin cebine gitti.
Demokrat Parti için kullanıldı.
Hepsinde de Ömer Adal’ın parmağı var.
Adil Dededoğlu vakasını unutmadık…
Ne acıdır ki…
Yargılanması gereken Ömer Adal, bugün halen daha konuşuyor.
Suçlama yapıyor.
Polis ve Savcılık olayı ileriye götürmüyor.
Adalet geciktikçe haksızlar haklı pozisyona yükseliyor.
Haliyle de “suçlular” utanacak yerde, haklı gibi konuşmaya başlıyor.
Ömer Adal konuşuyor… Haklı gibi…
Haksız mı?
Konuşturanlar, hesap sormayanlar, sorulacak hesabı engelleyenler utansın…