Bi’20 Temmuz daha geçti tank, top, tüfek, kürek ve de jet uçaklarıyla bol selfie’li. Kimisi için bi’kutlama, kimisi içinse çözüm sürecinin dibine konulmuş bi’dinamit lokumu algısında bi’hâller olduk . Neyse, daha önce yazmıştık yine yazalım; 1976 yılına gelinmişti. Dönemin ABD Başkanı Gerald Ford, nurlar içinde uyusun rahmetli Bülent Ecevit’i Beyaz Saray’daki önceleri “oval” diye adlandıran ama iyi saatte olsun Bay Clinton tarafından Oral(!) Ofisi’e dönüştürülen mekâna davet etti. Karaoğlan da bu daveti geri çeviremezdi ve çevirmedi de. Tabii ilk durak New York’tu. Ecevit bur’da Türk iş insanlarının vereceği yemeğe katılmak için Waldorf Astoria Hotel’in lobisine girdi. İşte o anda bizim adama birilerinin bi’süprizi vardı. Stavros Psihopedrisdes isimli bir Kıbrıslı Rum “geberrrr (sen geber)” diye bağırarak tabancasını çıkardı ama güvenlik görevlileri sayesinde kefeni yırttı bizim Karaoğlan. Ve sonuçta uluslar üstü bir krizin eşiğinden geri dönüldü. Şimdilerde bu tip abuk sabuk süikast girişimleri var ama ulusal istihbarat bu işleri bertaraf ediyor. Zaman “kazan-kazan” zamanı ya, Kıbrıslı Türklere “Kıbrıs’ta barış engellenemez. Hadi, bir evet’le dünyaya bağlan” dediler ya işkembeden, “Evet” dedik ama yine kapı duvar maalesef. E hade siyaseti geçtik, sporda da ambargo devam ediyor bildik. İki toplumlu spor organizasyonları hep Güney Kıbrıs’ta gerçekleşti. Ha’bire ayaklarına gittik, ha bire maç yapmak için alttan aldık tıpkı Nea Salamina örneğinde olduğu gibi. Olsun! Oldu ama hep gözlerimiz doldu. “Zavallı Türkler uluslararası spor müsabakalarına anca rüyanızda iştirak edebilirsiniz” diyerek bizleri bildik ‘zeytin dalıyla tütsüleyip’ eve geri gönderdiler. Ha bire, havanda futbol topuyla su dövdük ama yine olmadı. Neyse, Bu aralar eski FIFA’lı Jerome Champagne’nin gölgesindeyiz. Ada’daki futbol sorunu/davası ile ilgili herhangi bir gelişme olacağı yakındır diye düşünüyoruz zira bayram değil, seyran değil KOP yetkilileri Kuzey Kıbrıs’ta ha’bire zeytin dallarıyla volta atmaca. Sonuçta da 5 Kasım Zürih Zirvesi gerçekleşti. Tabii kararı ilgili federasyonların genel kurulları verecek. İnşallah bu kez de Güney yine “OXI” demez. Gerçi derlerse de derler ama sonuçta şu anki Kuzey’deki Futbol Sorunu/Davası için sürecek/sürer durum bu zeminde olmayacaktır. E gelecek yüzyılda inşallah kargalar beyaz olmadan bi’çözüme ulaşır mıyız onu da Allah bilir. Kıbrıs’ta spor aracılığıyla çözüm veya barış olur mu, onu da Allah bilir. E bu arada Barış kim? E sadece bi’isim oldu yine bu aralar bildik. Neden mi? E daha dün sabah Solo Türk adlı savaş uçağı ha’bire üzerimize sorti attı ya, işte bu ortamda ney’in barışı ve hangi barış’tan bahsedersiniz. Neyse, Solo Türk jet uçağı gibi yalnızlar rıhtımında terkettiğimiz bi’genç olan sevgili YiğitCAN kardeşim ve değerli antrenörü (toplamda yaşam koçu) Celal Keleş hocamla Hedef Rio pankartı önünde fotoğraf çektiler daha geçen gün! Bizlere “Koş Yiğidim koş be can” başlıklı yazıyı yazdırmalarını hasretle bekliyoruz. Güney kapısını maalesef zorlamadan Kuzey’e kaçar olduk. İnşallah bizim adam da bu açılımdan hakettiği değeri bulur ve de gurur konusunda kapak yapar. Solo bi’Türk olan Yiğitcancık için 2016 Rio’dan umutluyuz. E bizim adam daha çok genç, olmazsa Tokyo 2020 tamamdır kısmetse. Son söz mü? E bu takım şu anda İzmir’de. Ordan da Rio de Janeiro için hazırlık kampına gidecekler. İnşallah orda olurlar, tabii bizde oranın festivalinde oluruz inşallah bi’gün. Rüyamızda…


























