Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sokak, Temsil ve Meşruiyet: Birikmiş İtiraz Ne Söylüyor?

mahmut kanber

Kuzey Kıbrıs’ta bugün yaşananları anlamak için yüzeyde görünen tartışmaların ötesine geçmek gerekiyor. Çünkü karşımızda olan şey, ani gelişen bir kriz ya da tek bir başlık altında açıklanabilecek bir sorun değildir. Aksine, uzun süredir biriken, derinleşen ve artık görünür hale gelen çok katmanlı bir toplumsal itiraz söz konusudur.

Bu itirazın en açık ifadesi sokaktadır. Ancak sokakta dile gelen bu enerji henüz siyasal alanda karşılığını tam olarak bulabilmiş değildir. Bu nedenle içinde bulunduğumuz durum yalnızca bir tepki değil; aynı zamanda bir yeniden kurma arayışıdır. İnsanlar yalnızca yaşadıkları ekonomik sıkıntıları dile getirmiyor, aynı zamanda bu düzenin kendilerini ne ölçüde temsil ettiğini sorguluyor.

Bugün Kuzey Kıbrıs toplumunda yükselen itirazın temelinde yalnızca hayat pahalılığı yoktur. Ekonomik zorluklar bu tablonun önemli bir parçasıdır; ancak asıl mesele, bireyin kendisini siyasal sistemin dışında hissetmesidir. Siyaset ile toplum arasındaki bağ zayıflamış, temsil ilişkisi aşınmış ve güven duygusu ciddi biçimde sarsılmıştır.

Bu nedenle ortaya çıkan sorun yalnızca bir yönetim krizi değildir. Bu doğrudan bir meşruiyet meselesidir. Toplum artık yalnızca geçinmek istemiyor; anlaşılmak, görülmek ve yönetime dahil olmak istiyor.

Toplumsal muhalefetin bugünkü durumuna bakıldığında, en önemli gerçeklik şudur. Bu muhalefet zayıf değildir. Aksine güçlüdür ve itirazını açık biçimde ortaya koymaktadır. Sendikalar, sivil toplum yapıları, meslek örgütleri ve bireysel çıkışlar üzerinden toplum farklı alanlarda tepkisini göstermektedir. Bu itirazın varlığı tartışma konusu değildir. Tartışılması gereken şey, bu itirazın nasıl siyasal bir programa dönüşeceğidir.

Dolayısıyla mesele, toplumsal muhalefetin eksikliği değil; onun siyasal temsil ve yön üretme kapasitesiyle buluşamamasıdır. İşte bu noktada kurumsal muhalefetin rolü belirleyici hale gelir.

Kurumsal muhalefet, yalnızca eleştiren bir yapı olarak kalamaz. Aksine, toplumsal muhalefetin ürettiği bu enerjiyi okuyabilen, anlamlandırabilen ve onu siyasal dile dönüştürebilen öncü bir rol üstlenmek zorundadır. Yeni siyasal dil kendiliğinden oluşmaz; kurulur. Ve bu kurma sorumluluğu doğrudan kurumsal muhalefete aittir.

Bu dil, yukarıdan dayatılan değil; toplumun içinden çıkan, farklılıkları bir araya getiren ve güven üreten bir dil olmak zorundadır. Ancak bu şekilde toplumsal itiraz, parçalı bir tepki olmaktan çıkıp kurucu bir güce dönüşebilmesidir.

Bugün Kuzey Kıbrıs’ta en kritik eşik, toplumsal muhalefet ile kurumsal muhalefet arasındaki ilişkinin etkili  ve ülke gerçekliğine  uygun kurulmasıdır. Toplum itirazını ortaya koymuştur. Bu itiraz nettir. Bu itiraz meşrudur. Şimdi bu itirazın siyasal karşılığını üretme sorumluluğu vardır.

Bu sorumluluk yerine getirilmediği sürece, ortaya çıkan enerji ya dağılır ya da etkisizleşir. Ancak doğru bir siyasal hat kurulduğunda, bu enerji dönüşümün temel dinamiği haline gelebilir.

Ancak burada çok önemli bir gerçekliğin altını çizmek gerekir. Bu itiraz ve bu değişim arayışı kimseye bir “gül bahçesi” vaat etmemektedir. Tam tersine, önümüzdeki süreç zor, sancılı ve çelişkili bir dönüşüm süreci olacaktır.

Toplumun bu gerçeği bilmesi ve bu bilinçle hareket etmesi gerekir. Kolay çözümler yoktur. Kısa yollar yoktur. Hazır reçeteler yoktur. Bu nedenle ortaya çıkacak yeni siyasal irade, popülist söylemlerle değil; gerçekçi, uygulanabilir ve aşamalı politikalarla hareket etmek zorundadır.

Yeni siyaset yalnızca eleştiri üzerinden kurulamaz. Somut bir program ortaya koymak zorundadır. Bu program kısa vadede toplumu rahatlatacak, orta vadede yapısal dönüşümü başlatacak, uzun vadede ise sürdürülebilir bir düzen kuracak politikaları içermelidir.

Ve en önemlisi, bu sürecin temelinde liyakat olmalıdır.

Çünkü bugün gelinen noktada yaşanan sorunların önemli bir bölümü, liyakatten uzak, taraflı ve kısa vadeli siyasal tercihlerden beslenmiştir.

Kuzey Kıbrıs’ın bugün geldiği durum tesadüf değildir. Bu durum, siyasal taraftarlığın, kısa vadeli çıkarların ve parçalı kararların yıllar içinde birikerek oluşturduğu bir sonuçtur. Bugün yaşanan ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunlar; geçmişte yapılan tercihlerin toplamıdır.

Bu nedenle çözüm de ancak bu geçmişle yüzleşerek üretilebilir. Geçmiş yok sayılarak gelecek kurulamaz. Ancak geçmiş doğru okunursa, gelecek yeniden inşa edilebilir.

Sonuç olarak sokakta dile gelen itiraz oldukça açıktır. Bu düzen işlemiyor ve değişmesi gerekiyor. Ancak bu değişim kendiliğinden olmayacaktır. Bu değişim; doğru siyasal dil ile, kurumsal öncülük ile, toplumsal katılım ile ve gerçekçi politikalarla mümkün olacaktır.

Ve belki de en net cümle şudur.

Bugün bulunduğumuz yer, dün yapılan siyasal tercihlerin sonucudur.
Yarın nerede olacağımız ise bugün kurulacak siyasal iradeye bağlıdır.