Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SIZINTILAR ORKESTRASI

Müzisyen arkadaşım Turgay Erzurumlu o geceki o muhteşem koroya bu ismi takmıştı.
Haftalardır kitabım SIZINTI ile ilgili etkinlikler basında yer alıyor. Bu konu ile ilgili olarak uzun uzadıya yeniden yazacak değilim. Ancak Mağusa’da yaptığımız etkinlikte öyle anlar yaşadım ki, dönüp geriye baktığımda emek verdiğim, önem verdiğim değerlerin boş olmadığını gördüm. Her ne kadar uzağıma düşen insanlar ve hayal kırıklıkları olsa da, o gece yaşadığım anlar bir ömre etki edecek güzellikteydi.  İşte çok şey  yazmadan sizinle paylaşmayı istediğim iki fotoğraf karesi var o geceye ait. Kıbrıs’ımın efsane müzisyenlerinden kimler yoktu ki o koroda: Kurultay Akbay, Ersen Akbay, Ayhan Başkal, Fadıl Başkal, Mehmet Gündüz, Aykan Sahir, Varol Çeliker…

Müzisyen dostlarım o gece koşup gelmişler, gitarlarıyla, sesleri, şarkılarıyla bana destek vermişlerdi. Bana yaşattıkları o geceki gurur hayatımın en anlamlı fotoğraflarımdan bir tanesi olarak kalacak yaşamımda her zaman.
  
    

HÜSEYİN UMAY
Hüseyin’i öğrencilik yıllardından tanırım. DAÜ İnşaat Mühendisliği Bölümünün aktif, dinamik, girişken öğrencisiydi. Dersleri normal düzeydeydi. Ancak hocalarının da tahmin ettiği gibi ondaki kişisel cevherlerle atılacağı iş hayatında parlak bir gelecek onu bekliyordu. Çünkü çocuklarımızın yalnız okuldaki notları yeterli değildir hayattaki başarılarına. Hüseyin Umay şimdi pırıl pırıl bir iş insanı. Genç yaşına rağmen şimdiden fark yaratmakta. Toplumsal duyarlılıkları olan vefalı bir yürek ve kültür sanata verdiği destekle de belki de tek.
Hüseyin’i son yıllarda pek çok platformda görmek mümkün. Sosyal hayatın hemen hemen her alanında yardımları, sponsorlukları, katkıları göze çarpıyor. 
Son birkaç yıldır ise ülkemizdeki iş insanlarının alıştığımız duruşlarının yanında ezber bozuyor. Bu genç iş insanı Kıbrıslı şairlerin şiir kitaplarını satın alıp müşterilerine yeni yıl hediyesi olarak veriyor. Bu herkese örnek olacak bir davranıştır. Hem kitap okumaya özendirmek, hem Kıbrıs’ın sanatına katkı yapmak üzere geçtiğimiz yıllarda Nafia Akdeniz, Fatma Akilhoca’nın şiir kitaplarını müşterilerine hediye ettikten sonra bu yıl da Sızıntı armağan edildi yeni yılda. Onun bu çalışmları ile gurur duyuyor ve herkese örnek olmasını diliyorum.
KÜRK MANTOLU MADONNA
Türk edebiyat dünyasının en sevdiğim yazarlarından biri olan Sabahattin Ali'nin unutulmaz eserlerinden biri olan Kürk Mantolu Madonna herkesin mutlaka okuması gereken mükemmel bir kitap. Mağusa’da Bandabuliya’nın tam karşısındaki KHORA’dan alabileceğiniz bu mükemmel kitabı birkaç saat içerisinde okuyup bitireceksiniz. Çünkü elinizden bırakamayacaksınız. Bir içsel yolculuk, okurken duygularınızı darma duman eden bir anlatım, içine yüzlerce şiirler gizlenmiş bir dil ve ustalık… Ne desem ne yazsam az kalır bu kitap için. Okumamışsanız mutlaka okuyun derim.
Aşk her zaman hayatımızın kaçınılmaz bir öğesidir ve bazen öyle bir tutkuya dönüşür ki gözlerimiz başka bir şey görmez ve her şeye rağmen tutkularımızın peşinden gider hayatın içinde bir kuru yaprak gibi sürüklenip dururuz.
Kürk Mantolu Madonna kitabı da aşka olan tutkuyu en mükemmel anlatan roman kitaplarından bir tanesi.
Sıra dışı bir aşk hikayesidir “Kürk Mantolu Madonna”…
Rasim 25 yaşlarındayken çalıştığı işinden kovulur. Birçok yerde iş bakar, ama bulamaz. Ona iş bulması için arkadaşı Hamdi’den rica eder. Çünkü tek çare o’dur. Hamdi de, onu kendi bürosunda işe alır. Maaşı azdır, ama Rasim buna mecbur olduğu için boyun eğer.

İşinin ilk gününde ona tahsis edilen odada Raif adlı bir beyin olduğunu öğrenir. Herkes Raif Bey için “sessiz, hiç konuşmaz, yıllardır buradayım ama onun hiç konuştuğunu görmedim, yaptığı Almanca çeviriler de son derece kötü” gibi yorumlar yapar. Bu Rasim’in kafasını karıştırır ama kulak asmaz. Raif Bey’le tanışırlar. Ama dendiği gibi kendisi iş dışında hiç konuşmaz. Ama Rasim’de, Raif Bey’e karşı bir sempati oluşmuştur. Çizgili suratında birçok yaşanmışlığın olduğunu düşünür.
Arkadaşı Hamdi, Raif Bey’e sürekli çeviriler vermekte, Raif Bey’de kısa sürede tamamlamaktadır. Genelde herkes, Raif Bey’i azarlar, bağırıp çağırırlar ama Raif Bey hep sessiz kalır. Yüzünde hiçbir durumda sevinç, üzüntü veya şaşkınlık oluşmaz. Bu durum karşısında zamanla Rasim’de onun çekilmez biri olduğunu düşünmeye başlar. 

Rasim, Raif Bey’in sürekli çekmeceden çıkarıp gizlice okuduğu bir defter olduğunu görür ve bunu ona sorar. Raif Bey “önemsiz” diyerek onu geçiştirir. Bir gün Raif Bey’in bir çeviri yapması gerekir ama hastalığından dolayı iş yerinde olmadığı için işleri evine Rasim götürür. O zaman, ailesini de tanımış olur ve Raif Bey’in cidden zor bir hayatı olduğuna kanaat getirir.
Bayağı kalabalık bir ailesi vardır ve çok baskıcılardır. Rasim, bunu kapıdan girer girmez anlar. Raif Bey’in üzerinde bir hakimiyet kurmuş gibilerdir. Her işlerini ona yaptırırlar. Ama zavallı Raif Bey’in hiç sesi çıkmaz. O günden sonra Raif Bey ve Rasim, çok iyi anlaşırlar. Beraber alışveriş yaparlar, sohbet ederler, birbirlerine misafir olurlar. Son zamanlarda Raif Bey’in hastalıkları iyice sıklaşmış durumdadır. “Sürekli evden çıkıp gidiyor, hiç kendine dikkat etmiyor, çok ince giyiniyor” diye yakınır kızı. Son hastalığı çok ağırdır Raif Bey’in. Ölüm derecesine gelmiştir. Rasim’i çağırıp o defteri getirmesini ve yakmasını söyler. Ama Rasim merakına yenilip okumaya başlar…
O yıllarda Raif Bey gençliğinde de çok sessiz, arkadaşı olmayan, insanlarla konuşamayan, mülayim bir gençtir. Ama içinde fırtınalar kopmaktadır. “Avrupa’yı merak ediyorum” der defterin her sayfasında. Bir gün eline Avrupa’ya gitme fırsatı geçmiştir. Babası sabuncudur ve Raif’e “Almanya’da işçiler aranıyormuş, oraya git bir sabun fabrikasına gir” der. Raif Bey’de dediğini yapar. Bir pansiyon kiralar ve hayatına burada devam etmeye başlar. Babasının dediği gibi bir sabun fabrikasına girer. İşi rahattır. Sonra bir gün caddede gezerken, bir resim sergisi olduğunu görür. Gayri-ihtiyari içeri girer. Resimleri incelerken çok sıradan olduklarını düşünür. Ta ki, Maria Puder’in Kürk Mantolu Madonna resmine kadar…(devamı kitapta)