Köşe Yazarları

Siyasi Yürüyüşümüzdeki Kırılmalar!


Bir süre önce, “Pazar Sohbetimde” “gannavuriyi”(hint keneviri) anlatırken, kendime sordumdu satır aralarında: “Peki sen gannavuri içtin mi?” Sonra yine kendim cevap verdimdi! “Evet. Çok gençtim, merak saikıyla içtim!”

Fakat” diye de ekledim: “Hiçbir şeycikler olmadıydı. Ne hayallere daldım ne abuk sabukluk yaptımdı. Sadece açlıkla birlikte hafif bir baş dönmesi hissettimdi…”

Tabi ki hiçbir içecek, yiyecek öyle bir iki defada alışkanlıklarla tiryakilikler yapmaz. Süreklilik ister ki “bağımlısı olasınız..”

NERDEN aklıma geldi bunu söylemek derseniz anlatayım: Üniversitelileşme dönemlerinde, tutun ki 1960’lar sonrasında TC’ye taşınan genç lise öğrencilerimiz Rusya Polit Bürosuna” göre en kötü komünizmin Türkiye’de olduğu gerçeğine karşın, kendilerini sol fraksiyonun o yıllardaki “izm”sel öğretileri  olan “Marksist Leninist” akımı içinde bulurlar.. Tabi her zehrin bir panzehiri vardır. Sol’un da “milliyetçi Sağ” tabi! (Ya da Sağ’ın panzehiri Sol diyelim!)

YILLARCA polis tarafından kovalanan, Deniz Gezmiş gibi gençlerin idamına kadar varan bu sol akımın eylemleri içinde pişen bizim üniversite gençliğimiz, mezun olup Kıbrıs’a döndükte tabi ki artık dört beş yıl önceki sosyoekonomik ve siyasi görüşlerde değillerdi! Uzun süre kullanıldığı için uyuşturucu gibi bağımlılık yapan “izm”ler silsilesinden “globalizm” yanı sıra “Sosyalizmi,” dolayısıyla “komünizmi” de hayatlarına katarlar! Kendilerine en yakın siyasi partiyi “Akel” olarak seçerler.

BUNLARI çok iyi bilenler o 1967 kuşağı dediğim jenerasyondur. Türkiye üniversitelerinde okurlarken, Sol’u kafalarına şırınga edip sonrası hayatlarının yol haritası yapan gençlerimiz, politikacılarımız… TABİ bir süre sonra “onların” da karşısına, “Mao”cu rakipler çıkar! O günlerin ve şimdilerde politika kulvarlarında koşturan politikacıları; o yıllarda efsane haline gelen “polisli coplu, hatta ölümlü mahpuslu” olaylarını hâlâ tatlı tatlı anlatırlar…

PEKİ neden ben de anlatma gereiğini duydum o yılların gençlik hareketlerini?  “Kıbrıs siyasi sorununun Türk cephesinde kırılma nedeni olduğu için!

Ki karşı cephede Denktaş ve milliyetçiler vardı! Rahmetlik son bağlamda “Türkiye ile asimilasyonun sağlanması” için uğraştıydı! “Sol cephe” ki başı her zaman CTP çekti, işte bugüne kadar devam eden müzakerelerin Akel’le birlikte mihengi oldu! Onlar için büyük başarı, bizim için “kayıp” olan Annan planını referanduma götüren de “CTP-AKEL kurmaylarıdır!” Ki bu kesim ya da “sol” “birleşik Kıbrıs” efkârında konfederal” bile değil hep “federal sistemin” savunucuları oldular… İtiraf etmeseler de bu politikaları nedeniyle çözüm umutları konusunda hep hüsrana uğradılar! Fakat asıl büyük hüsranı “zamanı” müzakerelerle boşuna harcayan KKTC yaşadı! 

 

**********

DEVLET VE KAMU YÖNETİMİ

Tabi ki her bir sorunu dörtlü koalisyona yüklemek, sanki öncesi birikimler yokmuş gibi kangren haline gelmiş sorunların hemen “çözümünü” beklemek belki ucuz muhalefet olabilir ama “insaflı” olmaz..

Mesela bu koalisyon hükümeti hemen şu anda “kamu yönetimini” reformist bir anlayışla geliştirip işlevsel hale soksa da sorun bitmez!

ÇÜNKÜ “kamu yönetimi” yahut “yeniden yapılanma” bugün gerçekleşse de “sorunları” sonlanmaz çünkü toplum durağan değil; bir devinim, büyüme dolayısıyla değişim içindedir. Nitekim geçmiş hükümetler de Merkeziyetçi hantal devletçilik anlayışıyla sorunları çözdük derlerken her gelen hükümet önünde “kamu yönetimine” ilişkin yığınla daha sorun buldu!

ERHÜRMAN hükümeti “reformist” bir kararlılıkla gelse de gerekli olan yasaları yapsa da mürekkepleri kurumadan yine de “yeni değişiklikleri gerektirecek kadar hızlı değişimler olacaktır. 

Mesela biz “cemaat” oluştan geçerek devlet olduk… Fakat devleti yönetirken, siyasi ve sosyoekonomik yönden gelişmeyi sağlayacak “kurumları” bir “kamu yönetimi” bilinciyle organize edemedik!

NİTEKİM ne diyoruz sık sık: “Kurumları kendi içlerinde reorganize ederek işlevsel hale getiren “hükümet” değildir. Bizatihi o kurumların kendileridir! Hükümet denetleyici, yönlendirici, sosyoekonomik ve siyasi yönden planlayıcıdır!”

Mesela Kıb-Tek ya da “telekomünikasyon!” Memleketin en teknik ve uzman çalışanlarına sahiptirler. Fakat beklentilere cevap veremiyor, gelişemiyorlar. Neden? Çünkü bütün sorunların çözümünü devletten bekliyorlar!

Sınıftaki öğretmen, hastanedeki doktor, belediyedeki başkan için de durum farklı değil. Amiyane ifadesiyle hükümet Türkiye’den, tüm “kurumlar” da hükümetten sadece maaşlı himmet beklemektedirler! Oysa asıl işi yapacak olan o devlet memurları, bürokratlardır.

 

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (OKULLARDAKİ PARASAL BAĞIŞ OLAYLARI!)

Geçen gün feyisbukta yazdımdı. Okullarımızda yine o “para söğüşleme modası” başladı. Fakat bu kez işler “gönüllü” hibeleri aştı “resmen ve cebren” oldu!

Nitekim Mağusa’da bir ortaokulumuz daha okullar tatile girmeden öğrenci velilerinden hem üniforma hem de kayıt parası talep ediyor. Üniforma için 450 TL kayıt parası için de 150 TL. Etti mi 600 TL.

Bir devlet okulu “Okul Aile Birliği” kararına sığınmış da olsa velilerden bu kadar astronomik parayı talep etmesi “suç” olmalıdır!

Kaldı ki zorla! “Veli, gösterilen bankaya gidiyor, parayı yatırıyor, dekontunu da okul idaresine verip kayıt ve üniforma hakkı kazanıyor?”

Şimdi Sn. Bakana soralım: Ya veli “ben bu parayı vermezsem” derse ne olacak? Öğrenci kaydını yapamayacak mı okula?

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı