Siyasette boşluk nereye kadar sürer?

2 Eylül 2018 Pazar | 11:04
Cenk Uzunoğlu

Herhangi bir devlet, parti veya kurum için en kötü şey ilerisi için umut vadeden kişi ve ekiplerin olmadığı algısının vatandaş veya kurum çalışanlarına sirayet etmesidir.

Kıbrıs Türkü en karanlık dönemlerinde iktidar ve muhalefet görevi görecek lider ve ekipleri yedeklemeyi başarmıştır.

Geçmişe dönüp bunları sıralamayacağız. Bu yazının konusu değil. Bugüne ve ileriye bakarak yorum yapacağız.

Son dönemde siyasette umut olmak adına ön plana çıkan Özersay ve Erhürman çok kısa bir zamanda en tepe noktalara ulaşmışlardır. Bu iki lider Kıbrıs Türkünün uzun vadede adadaki siyasi yaşamının geleceğini de temsil edebilecek kumaştadırlar.

Toplum gelecek vadeden bu genç iki lidere göreceli olarak çok kısa zamanda fırsat verip yükseltmiştir. Bir yerde kendi siyasi geleceğine de yatırım yapmıştır toplum.

Gel gelelim geldikleri mevkilerden dolayı havaya girmeseler, hak, hukuk ve halktan yana söylemlerini değiştirmeseler de işin icraat ve sonuç tarafında umut olmaktan çıkmışlardır.

Siyasette hızla tırmandıkları noktadan ayni hızda aşağıya doğru inmektedirler.

İşin trajik tarafı siyasi yelpazeye baktığınızda son iktidar dönemlerinde imza attıkları skandallarla illallah ettiren UBP’den başka da görünürde alternatif yoktur.

Siyaset boşluk tanımaz denir ama iddiam odur ki UBP’de liderlik yarışını tekrar Özgürgün kazanırsa bu toplum ilk defa siyasette boşluğa düşecektir.

Bu tespitime bakiye kalan tek istisna şu aralar pek gündemde olmayan siyaset dışında durmayı tercih eden Sibel Siber’dir.

Meclis Başkanlığı döneminde ve kısa süren Başbakanlığı döneminde söylemlerin ötesinde etrafındakileri de yapabileceklerimize odaklanma disiplini onu partiler üstü, gerçekçi ve icraatçı bir ekip lideri konumunda tutmaktadır.

Gerçekçi olmak gerekirse Siber’in de siyasi bir hareket kurmadan alternatif olması mümkün değildir. Bu hem çok zordur hem de toplum en azından şu an yeni bir siyasi hareketi hazmedecek konumda değildir. Toplum bu hakkını Özersay ve HP adına kullanmıştır.

Anlayacağınız sürüklendiğimiz süreç toplumun çaresizliği ve siyasetin çözüm olmaktan uzaklaşması ile kıyaslamak adına Türkiye’nin 12 Eylül 1980 darbesine sürüklenme sürecine benzemektedir.

Allah sonumuzu hayır eylesin ama etrafımızdan başlayarak dünyada olan deliliklere de bakarak , Ankara’dan atanacak valinin toplumun hatırı sayılır kesimleri tarafından ilk günden alkışlanacak bir çözüm olarak, önümüze gelmesine düne göre çok daha yakınız.

Ödenemeyecek maaş ve ek mesailer ile art arda sıralanacak olan ödenemeyen ticari alacak ve banka kredileri kadar yakınız.

***

Bir olasılık olarak nereye sürükleniyor olduğumuzu yaşananlara biraz daha yukarıdan ve farklı bir pencereden bakın.

Bizim için çıkış yollarından biri adada siyasi çözümdür.

Rum’un çözüm olarak kafasındaki ortadadır.

Kıbrıs sorununa çözüm için her iki tarafta da denenmeyen lider kombinasyonu kalmadı.

Çözüm umut olmaktan çıkmıştır. Sonuç ortadadır.

 

***

Diğer çıkış yolu kendi ekonomik düzenimizi kendi kendimize yetecek şekilde kurmaktır.

Bunun vereceği güç ve özgüvenle de Kıbrıs Türkünün sosyal hayatını, yaşam tarzını koruyabilmek adına zaman zaman Türkiye’den bunlara yönelik gelecek olan telkinlere ve taleplere karşı siyaseten diklenmeden dik durabilmektir.

Burada da sonuç ortadadır ve en iyi çözüm çözümsüzlüktür de umut olmaktan çıkmıştır.

KKTC’de devlet yönetiminde denenmeyen siyasi parti ve lider kalmamıştır.

İçine girilen ekonomik kriz ortamında toplumun yöneleceği iki alternatif kalıyor o zaman. Ben üçüncü bir alternatif görmüyorum.

Olmaz olmaz demeyin ama bunlardan biri Rum’a teslim olmak ki bu olacak bir alternatif değildir.

Diğeri de ortaya çıkan ekonomik krizin sarsıcı etkisiyle şoka girecek olan toplumun bir kesimi birinci alternatife yönelmeden Ankara’dan gelecek olan valiyi karşılamak için hazırlıklara başlamaktır.

Tesviyenin yeterli olmadığı yerde tasfiye kaçınılmaz olur.

Doğanın kanunudur.

Ben söylemiyorum siyasetin doğasında vardır.