Türkiye Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, 2010’dan beri devam eden ama bir türlü sonlandırılamayan sürece isyan etmiş, diplomatik teamüllerin dışında, “kardeş” ilişkisine yakışmayan bir üslupla Türkiye’den KKTC’ye seslenmişti:
“Beyfendilerin karar vermesini bekliyoruz…”
Kastı, elbette KKTC makamlarıydı.
UBP’nin tek başına hükümet ettiği dönemde bir anlaşma imzalanmış, ancak değişen hükümet farklı bir taleple Türkiye’nin karşısına çıkmıştı.
UBP, 2010’da bir karar verdi zaten.
CTP ise, var olan “uluslar arası anlaşmayı” reddetti.
Türkiye’ni hassasiyetleri…
UBP’nin hassasiyetleri…
CTP’nin hassasiyetleri…
Toplumsal hassasiyetler…
Derken…
Süreç uzadı.
Sekiz aydır baraja su akıyor.
Son 2 aydır da su hemen evlere verilecek şekilde hazır.
Ama sonuç yok.
Bu süreci tartışarak geçirdik.
Su baraja düşünce, evlere de ulaşmayınca ir toplumsal tepki başladı.
Medya konunun üzerine gitti.
Türkiye’de de gündem oldu…
Eroğlu da, “ne bekliyorsunuz?” diye soranlara, “Beyefendileri bekliyoruz” cevabını verdi.
“Beyfendiler” çalışmasını tamamladı
Bu sürede çok sayıda görüşme yapıldı.
Türkiye’nin hassasiyetleri dinlendi.
KKTC anayasası ve yasaları didik didik edildi.
Belediyelerin hassasiyetleri süreçte neredeyse “tıkaç” rolü gördü.
Belediyeler önce BESKİ’de birleşti, ikisi hariç…
Sonra önce uzlaşan 26’si kendi arasında bölündü.
Herkes kendi pozisyonuna göre bir hassasiyet koydu ortaya.
26- 28 Aralık tarihlerinde, teknik heyet buraya geldi.
Orada bir ilerleme kaydedildi.
CTP PM, bu ilerlemeyi masaya yatırdı.
Derken, kriz “beyfendiler karar versin artık” noktasına kadar geldi.
Beyfendiler çalışmalarını tamamladı…
Sıra Ankara’daki beyfendilerde
İki hassasiyet öne çıkmıştı.
600 milyon TL tutarında bir yatırım gerekli…
Bunu kamu değil özel yapsın… Bu Türkiye’nin ve UBP’nin hassasiyeti…
CTP de, “Belediyeler gelir kaybına uğramasın hatta bu işten kazançlı çıksın. Su fiyatı fahiş olmasın, suda yönetim erki devlette olsun…” dedi.
Yeni öneri ise tümünü harmanladı…
Haberimizde de ayrıntılı bir şekilde var.
İhaleyi Merkezi İhale Komisyonu yapacak.
Bunun için bir yıl yeterli.
Üç ayda şartname yazılacak.
9 ayda da ihale süreci tamamlanacak.
Bu sürede DSİ suyun dağıtımını üstlenecek.
Kar amacı gütmeyecek.
Belediyelere suyu devlet adına DSİ ulaştıracak.
Bu bir yıllık sürede DSİ’nin söz verdiği, yükümlülüğündeki yatırımlar bitecek.
Tahsilatı ise belediyeler yapacak ve aldıkları suyun parasını ödeyecekler.
Bu kar amacı gütmeyecek.
DSİ bu sürede tahsilattan düşük bir masraf parası alacak, geri kalan kısım “fon” ile biriktirilecek.
Öngörü 35 milyon metre küp civarında bir suyun belediyelere aktarılması.
Bu da 100 milyon TL gibi bir paranın fonda biriktirilmesi demek.
Bu para da belediyelerin satın aldıkları su oranında, borçlarının ödenmesinde kullanılacak.
Bu arada belediyelerin su yönetiminde bölgesel değil, ülkesel bir rol üstlenmeleri sağlanacak.
Hem kullanım, hem tarım suyunun yönetiminde belediyeler olacak…
Ankara’daki beyfendiler, şimdi KKTC’deki beyfendilerin gönderdiği “İleri istişare maksatlı KKTC Belgesine” yanıt verecek.
BESKİ değil belediyeler
Bir şeye dikkat ettim…
Siyasetçilerin hassasiyeti belediyeler tarafından kurulan özel şirket BESKİ değil, Belediyeler Birliği…
Bu süreç BESKİ açısından da bir son ya da bir başlangıç olabilir.
Açılan ihalede, belediyelerin nasıl işbirliği sağlayacağı ve güçlü bir şekilde sürece dahil olacağı, belediye başkanlarının bileceği iş…
































