Türkiye’deki gelişmeler bir çığ gibi her tarafı etkileyerek, sonu bilinmeyen bir sürece girdi.
Türkiye’deki siyasal hesaplaşmalar ister istemez Kuzey Kıbrıs’ı da derinden etkilemeye başladı.
Özellikle dövizdeki dalgalanmalar, Kuzey Kıbrıs’ta ekonomiyi ön görülemez bir noktaya çekti.
İnsanlar artık nereye nasıl yatırım yapacaklarını tahlil edemez duruma geldiler.
Özellikle Kuzey Kıbrıs ekonomisinin dayanak noktası olan Üniversiteler, bu süreç böyle devam ederse, batma noktasına gelecek.
Zaten Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelere gelen yabancı öğrenciler, artık daha ucuz , daha elverişli koşullarda ve diplomalarının geçerliliğinin tartışılmadığı Türkiye’deki ÖZEL ÜNİVERSİTELERE YÖNELDİLER.
Kuzey Kıbrıs Üniversiteleri geçmişte sahip oldukları eğitim alanındaki pastanın paylaşımının şimdi ancak yarısını alabiliyorlar.
Bu yetmezmiş gibi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının KKTC den yatay geçişle İstanbul Üniversitesine geçişi kanunsuz sayılarak, diploması geçersiz sayılmak isteniyor.
Girne Amerikan Üniversitesi Kurucu rektörü geçen gün KKTC meclisinde yaptığı konuşmada, Üniversitenin Amerika’daki bir Üniversitenin alt birimi olarak çalıştığını ve bu çalışmaya TC ‘li yetkililer tarafından yönlendirildiğini açıkladı.
Akpınar’a göre verdikleri diplomaların veya yatay geçişlerin YÖK TARAFINDAN da onaylandığını HERKES BİLMEKTEDİR.
Bu açıklamalar, ister istemez, Türkiye’deki siyasi mücadelede taraflarca kullanılacaktır.
Önemli olan KKTC Üniversitelerinin çalışmalarının bir anda GEÇERSİZ OLARAK NİTELENDİRİLMESİDİR.
Bu tür açıklamaların Türkiye’den gelmesi beklenen öğrencilerin sayısını alabildiğine düşüreceği kolaylıkla görülebilir.
İster İKTİDAR isterse MUHALEFET olsun, bu olay karşısında hala gerekli açıklamaları yapamamaktadırlar. Bunun nedeni Türkiye ile olan ilişkilerin TEMEL PRENSİPLER üzerine kurulmaması ve EVET EFENDİM tavrının tarafları manevra yapamaz hale getirmesidir.
Türkiye’deki siyasal mücadeleler artık Kuzey Kıbrıs’a da yansımıştır.
Okullarda BAŞ ÖRTÜ PROBLEMİ tamamıyla Türkiye’deki siyasi kutuplarından birinin politikalarının adaya taşınmasıdır.
Diğer yandan İmamoğlu’nun tutuklanmasının Kuzey Kıbrıs’ta da protesto edilmesinin örgütlenmesi, Türkiye’deki kutuplaşmanın hızla adaya taşınması demektir.
Böyle bir durumda yapılması gereken şey, Kıbrıs sorununun bir an önce bitirilmesine çalışmak ve Türkiye’deki siyasal çatışmaların dışına çıkmaktır.
Türkiye ile dostane ilişkilerin devam ettirilmesi bu çözümsüzlük ortamında mutlaka gerekmektedir. Ancak DOSTANE İLİŞKİLER, her iki tarafın çıkarlarını ve sosyal yapısını dikkate alarak PRENSİPLER TEMELİNDE yürütülmelidir.
Deniz alabildiğine dalgalanmıştır. Deniz kıyısındaysanız, bu dalgalar sizi de mutlaka etkileyecektir.
Türkiye’deki siyasal kapışma, ülke içerisinde ve ÜLKE DIŞINDA her alanda daha da büyüyecektir. Taraflar kılıçlarını çekip, birbirini YOK ETME noktasına hızla sürüklenmektedirler.
Kuzey Kıbrıs’taki nüfus yapısı, Türkiye’deki süreci yakından takip edip, herkesi tavır almaya doğru hızla sürüklemektedir.
Siyasilerin “SİN DA GÜLLE GEÇSİN” tavırlarını artık sürdürmeleri ÇOK ZOR OLACAKTIR.
































