Köşe Yazarları

Şiirsiz Bir Dünyanın Şiir Çocuklarına Selam Olsun

“böyle işte,

dünyanın derin anlamını
duyar gibi olduğum her seferde,
onun basitliği şaşırttı beni
hep.”

 

Albert Camus

 

Sözcüklerin açtığı ateşli yollardan yana yakıla geçmeye çalışırken yüzümüzdeki buzlu camları kırıyoruz. Arabadan inip ayağını yere değdirmekten korkan biz iletişim fakirleri, hayata apartmanların, işyerlerinin, villaların ve arabaların penceresinden bakıyoruz… O yolları sadece son model arabalarla almakla yol aldığımızı sanıyoruz. Yürümekten, düşünmekten, tökezlemekten habersiz, dış dünya ile, bir başka insan ile olan ilişkilerimizdeki mesafeyi sanallıkla alabileceğimizi sanıyoruz. İnsanın insana sıcaklığının yerini telefonlar, facebook, instagram aldı. Sohbetlerin yerini birlikte izlenen dizilerdeki ucuz senaryolar aldı. Ucuz dizilerdeki kahramanlar oldu idolümüz. Acılarımız senaryoların sunduğu yeni bölümdeki ihanetler, sevincimiz Survivor’daki galibiyetler!

Çocuklar sokaklardan çekildiler. Ağaçlar çocuksuz kaldı. Nenelerimizden, dedelerimizden dinlediğimiz gerçek hikayeleri unutmuşuz, nasihate ve masallara ihtiyacımız kalmadı. Tv, radyo, basın yolu ile her gün pompalanan pek çok haber geliyor kapımıza, biraz sonra unutacağımız.
Ölümler, kazalar, intiharlar bile anlık ve magazinsel. Bir başkasının yaşamı, acısı, hatası, aşkı bile pek çok zaman pornografik imgelerle süslenerek ucuzlatılıyor. Dar kafalar kulaktan dolma yaşamları dayatmaya çalışan ittifaklar kuruyorlar. Köprü kuramadığımız ilişkilerimizi fast bitiriyor, fast başlatıyoruz. Fast sevişip, fast unutuyoruz. “Öyle bir havada gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın” diyenler yok. Kimse bir şilep sızdıramıyor diğerinin gözlerinden. Ahengi yok sözlerimizin.

Sözde şiirler yazıyoruz, özümüzde deniz kokumuz yok. Denizin eski rengi kalmamış, kıyılarında şiir kokulu kadınları yok. Bu karmaşıklığın içinde muhatabı olmayan naylon şiirler yazarak gün kutluyoruz. Oturumlar açıp- kapatıyoruz. Dinletiler gerçekleştiriyoruz. Bu ülkenin şiirine kimin katkı koyduğunu çok konuştu şairler ama, kimin koyamadığını, neden şiirin hala ısıtılıp ısıtılıp masaya sürülen bir noktada olduğunu kimse konuşmadı. Damağımıza yapışan sözlerin yapışkanlığından kimse söz etmedi. Şiirden yoksun olan insanlar arasındaki bu gün şiir günü müdür? Ya yarın ne olacak? Tekrardan şiirsiz siyasetimize, evimize, işyerimize koşmayacak mıyız sürüler halinde?

_______________________________________________________________________________

ŞİİR-SİZİZ, ŞİİR-SİZSİNİZ, ŞİİR-SİZLER!

Bütün meselemiz olmak ya da olmamak değil midir? Var olmak ya da olamamak? Olduramadığımız yaşamlarımızda şiirin nereye sindiğini, gizlendiğini sorgulamamız gereken günlerin içinden yine bir gün işte. Kendi kalemimizle kendi gözümüzü çıkaramaz, ben merkezcilikle dünyayı yüzümüze gözümüze benzetirken gene bir başka gün daha geldi çattı. Peki ama pazarın ortasında kendine yer arayan bir gün mü şiirinki de? Neyse ki ucuzcuların magazinsel yaklaşımlarından fellik fellik kaçabilmektedir şiir de şu anda. Çok ve boş konuşulan kalabalıklardan uzaktadır. Bu yoz düzenin dişleri şiiri yaşam çarkında ezememektedir henüz çok şükür. Kolaycıların yaşamlarına sokabileceği bir şey olmadığından da açık pazarda alıcısı olmamaktadır. Ne kadar acı bir tespit. Aslında derinliğine düşünemeyen, yaşayamayan insanlar tam da bu kadar kirletiyor dünyayı!

Şiirin varlığının değil yokluğunun sorgulanma günüdür bugün. Varlığın aracı değil, amacıdır bizzat. Sesidir. Deleuze’nin dediği gibi “dilin içindeki yabancı dildir.” Biz kendi varoluşumuzu gerçekleştiremez, ülkemize, dilimize, dibimize sahip çıkamazken bu günde şiir kutlaması yapıp onu gecelerde altın tepside mi sunacağız? Kadınlar gününde bir karanfil, sevgililer gününde bir gül, şiir gününde de bir şiir mi vereceğiz sevdiklerimize?! Bu kadar gün enflasyonu yaşanırken şiirsiz bir dünyanın şiirleşebilmesi için tavsiyelerde mi bulunacağız gene? Halbuki şiirin ne olduğunu değil ne olmadığını konuşmalıyız önce. Şiirin neden yaşamlarda yer bulamadığını, bu kadar sevgisiz ve cinnet bir dünyanın mimarları olarak sorgulamalıyız.

_______________________________________________________________________________

Zamana Asılı Mektuplar

Baksana, bunca bilmezlik, bilinmezlik, yaşam beceriksizliği arasında yine bir günü kutlamakta dünya. Acemi borsacı fiyakasıyla yatırdığım ve iflasları oynadığım zamanlardan sonra inimden başımı uzatarak tutunduğum yolun günü. Daha geçen aylarda sevgililer günü, kadınlar günü, vicdan günü derken kocaman pazara henüz yem olamayan bu gün ne kadar anlamsız geliyor bana, bilsen. Yüzümü işportacılardan gizleyerek, bozulan bir doğanın iyileştirme gücünden yarım bir insanlığın ortasında dersini almamış bir çocuk saflığıyla “bu kadar şiirsiz bir dünya”ya nasıl çocuk getirdiğime şaşırıyorum. Ya sen ne düşünüyorsun? Kitaplardaki yaşamlar başka konuştuklarımız başka değil mi? İş sözcükleri kuşanmaya gelince ne kadar da zengin imgelerle donanıyorsak da, sözün bittiği o anlamsızlığın ortasında nasıl olabilirliğimiz hakkında, sen neler diyeceksin ha? Şiirlerdeki aşklar hayatla temas etmiş bir öpücüğün ardından başkalaşabilir mi yoksa? Kırgın, mutlu, yorgun, umutlu “yalnızım, yalnızsınız, yalnızlar” kampına sürülen ayrı dünyanın insanlarının merhabasını verdim sana, hissettin mi? Bu didişmede koskocaman yalnızlık dağlarına çıkmak, uçurum diplerine yuvarlanmak, sel sularında sürüklenmek demek olduğunu bile bile hayatın suyunda yıkanabilmeyi diliyorum. Ana rahminde büyüyen bir cenin gibi şiirin “su”yunda yıkanıp doğmayı düşlüyorum Seçme, seçilme politikaları, propagandalar tüm şiddetiyle artarken, sloganlar, moda laflardan arınarak başka türlü bir dünyayı yaratma gücünün peşimizi bırakmaması için dersimize daha çok mu çalışmalıyız? Kendim kadar yalnız bir kalabalıkta, kendimi doğurur, kendimi yoğurur, kendimi anlatırken en çok incittiğim, en çok özlediğim şeyin şiirleşebilecek bir dünya düşü olduğunu biliyorum. Bu günde dünyanın ne kadar şiirsiz olduğunun acısını duyuyorum. Gitmenin yitmek demek olmadığını öğreneli beri “kendi omuzlarıma tırmanmayı” deniyorum. Kimin kime, kimin neye dönüştüğünden habersiz, üstelik beceriksiz, geri adımlar atmaktan yorgun bir halde kendi kendimi iteleye iteleye harflerimin peşine düşüyorum. Sözcüklerin dibini kazıya kazıya, içime oturan her bir sevdanın gücünü kuşanarak yürüyorum. Tükene tüketile sığındığım limanların martı seslerine kanat çırpmak istiyorum. Şiirsiz bir dünyanın sabahına uyanan bir çocuk olarak bu kadar şiirsiz ve sevgisiz bir düzenin gününü kutlamıyorum. Kelimelerin bittiği, sözlerin yetersiz olduğu bir korkunç yenilginin üzerinden ya ne demeliydim:

 

HELAL ETTİM ŞİİRLERİMİ, GİDEBİLİRİM

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı