Köşe Yazarları

SİFONU ÇEKELİM LÜTFEN!


“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”…

Zenginleşiyoruz, diplomalarımız artıyor ama o küçümsediğimiz temizlik işçileri, iyi giyimli ve iyi konuşan hanımlar, beyler, okumuşlar ve de üstelik de eğitilmişler için kağıt hazırlatıp, uyarılar asıyorlar: “İŞİNİZ BİTİNCE LÜTFEN SİFONU ÇEKİNİZ” diye…

Bu da nerden çıktı demeyin. İşimiz gücümüz bitti de tuvaletlerdeki yazılarla mı ilgileneceğiz diye de sorular sormayın. Bunca gelişmişlik ve çağdaşlıkla hala bu yazı ile ikazda bulunulan bir ülkede yaşadığımı hatırlıyorum her gün ben. Ama keşke bu yazı olsa bu çağdaş insanı görüntünün fotoğrafı. Ortak kullanılan yerlerde eğer tuvalet kullanmak zorunda kalınırsa esas o zaman karşı karşıya kalırız pek bir gelişmiş insanlığımızla… Salona çıkıp da düşünür müsünüz bu kadar süslü püslü eğitimli bakımlı metroseksüel insan mı tuvaleti bu halde bırakıp da çıkıyor oralığa?

Uzun süredir genel kullanıma açık tuvaletlerde -bizim iş yerimiz de dahil- gördüğüm bu yazı bana pek çok çağrışımda bulunuyor. Tuvaletlerin içine girildiğinde “Tuvaleti kullandıktan sonra lütfen sifonunu çekiniz” uyarısıyla iç içe yaşamanın nasıl bir şey olduğunu düşünüyorum. Medeniyet konusu tuvaletlerden mı anlaşıp ölçülürdü? Hadi canım siz de… O zaman bu kadar teknolojik bilgi ile yaşarken, Mercedes’ten inip BMW’ya binerken, yüzü, gözü farklı hallere sokup sanal sanal muhabbet ederken peki niye dışkıladıklarımızı, artıklarımızı, pis kokularımızı temizlemeden, ortalarda bırakıyoruz? Yoksa tuvaletin sifonundan o temiz ellerimize yapışan mikroplardan mı korkuyoruz? Eee el yıkama jellerimiz var ya yanımızda. Her türlü pisliğimizi temizleme gücü yok mu onların? Yerken, içerken ortalıklarda gururla entel sohbetler yaparken sonra dönüp de o bilmişliğimizle ardımızdaki pislikleri niye kolayca temizleyemiyoruz? Ee hade jeliniz yok, oralarda bir kireç sökücü, beyazlatıcı, Detol falan gibi dezenfektanlar da mı yok yahu? Kolayca kanalizasyon borularından akıtamıyoruz değil mi artıklarımızı? Kolayca ellerimizi yıkayarak sifonu çekerek de kurtulamıyoruz değil mi pisliklerimizden? Ama hani önce tuvalete girdiğimizde sifona dokunsak, belki de ruhlarımızı da bir parça temizleme dürtüsü da edinebilecek miyiz? Bilmiyorum… Duyar gibiyim, ruh temizliği alışkanlıkla olur mu diye? Eh, değilse de, bir tuz ruhu belki de keskin kokusuyla işe yarayabilir. Belki yaptıklarımızı başkalarına temizletmezsek bir dem daha huzurla kurtulmuş olabiliriz karın ağrılarımızdan, gazlarımızdan, gece yatarken hazmedemediğimiz kaygılardan. Oysa tuvalete bir çamaşır suyu katkılı ilaç dökersek tüm mikropları da kökünden halledebiliriz hani. Bembeyaz, kar gibi bir görüntü olur ki herkes ne kadar temiz bir tuvaletimizin olduğunu öve öve de bitirmeyebilir. Çünkü hijyen denilen şey doğal olması gerekirken övünülecek bir şov haline de dönebilir kolaylıkla. Oda parfümleri, güzel kokan sabunlar, aksesuarlarla donatabiliriz en kötü kokan odaları. Ahhh, peki ya biz zavallılar? Kafamızdan aşağıya boşaltsak temizlik malzemelerini bir dem ruh temizliği de gerçekleşebilir mi?


“Tuvaletin sifonunu çekme” ihtiyacı duymayan insanlar arasında, suya sabuna dokunamayan insanlara el yıkama jelleri, mendilleri satıyor eczaneler. Hala “Etrafa çöp atmayın”, “Buraya çöp dökmek yasaktır” yazıları hayatımızda. Bunlarla iç içe yaşıyoruz. Çevreye, doğaya, insana bu kadar saygısız insanlar arasında medenileşiyor ve ilerliyoruz! Gelişiyor ve geriniyoruz. Villa yapıp tatile çıkıyoruz. Özel okulda okuyup diploma alıyoruz. Arabesk dinleyip seks yapıyoruz. Hayvanlar kadar bile saygılı değiliz emanet aldığımız bu dünyaya. Her türlü kirliliğimizi savuruyoruz utanmadan, yüzümüz kızarmadan. Zenginleşiyoruz, diplomalarımız artıyor ama o küçümsediğimiz temizlik işçileri, iyi giyimli ve iyi konuşan hanımlar, beyler, okumuşlar ve de üstelik de eğitilmişler için kağıt hazırlatıp, uyarılar asıyorlar: “İŞİNİZ BİTİNCE LÜTFEN SİFONU ÇEKİNİZ” diye…

Bu yazıyı yazarken internette bir e-mail daveti düştü posta kutuma. Bu bir tiyatro oyununun davetiydi. Hacettepe Tiyatro Topluluğu sahneledikleri “Tuvaletler” isimli oyunun tanıtımında şöyle diyordu: Olan biten her şeyin bir nedeni olduğunu mu düşünüyorsunuz? Peki ya burada, tuvalette, olan bitenlerin ne gibi bir nedeni olabilir? Herkes buraya tuvaletini yapmak için gelmez, yani bazıları gelirler ve amaçları sadece tuvaletlerini yapmak değildir. Alt tarafı “tuvalet” deyip geçmeyin… Bakın orada bir şeyler yazıyor… Hayatı birkaç rastlantıdan ibaret görüp boş vermek mi, yoksa durmadan doğruların peşinden koşmak mı? Ya da doğrunun mutlak göreceliğini unutup bunu bir saplantıya ve paranoyaya dönüştürmek mi? En doğrusu hangisi? Anlamadın mı?… Boş ver, bir gün nasıl olsa anlarsın…

 

Elektronik postamı okurken düşündüm, mesela bu sanal bataklıkta istemediğimiz, beğenmediğimiz bir sözü silme ve çöp kutusuna sonsuza kadar gönderme elimizde. Bir insanı engellemek de mümkün, ne güzel. Mesela orada da virüsler gönderiliyor, hesaplarınızı istila ediyorlar. İnsanlar kadar tehlikeli olmasalar da insanlarca yaratıldıkları için yine aynı amaca hizmet ediyorlar. Ben, bizim toplumun kullandığı anlayışla, sanal dünyayı kocaman bir tuvalete benzetiyorum. Kendimi de bundan ayırmayarak. İçine bırakılan, etrafa saçılan pislikler o kadar fazla ki bir dağ başına çıkıp tüm iletişim araçlarından koparak gerçek ve sadelikle yaşamak istiyorum. Tüm önerileri, sembolleri kaldırarak doğa ananın kucağına yatmak istiyorum. Tüm bu kirlenmiş, kocaman bir tuvalete dönen alemin korkutucu, ürkütücü yalanından çekip gitmek ve cılkı çıkmış dünyanın sifonunu çekmek istiyorum.

Beslendiği her güzelliği bir dışkı gibi ortalarda bırakan insanların dünyası bu. Kokutan, açıkta bırakan, sineklere yem eden insanların dünyası… Sahip olduğu, salgıladığı, duyduğu, gördüğü, hissettiği her değerli şeyi bir orta malı gibi kirleterek kaybedenler kimler? Düş kirliliği, duygu kirliliği, vicdan kirliliği, ne çok.. Tuvaletlerden, lavabolardan akıtıp gidemeyecek kadar yapışıp kalan ne çok şey var üzerimizde.

***
Banyoya girdiğinde

Aynayı es geç

Ve sifonu çektiğinde

Arkana bakma

diyen C. Bukowski’nin inadına arkama ve de aynaya bakmaya çalışıyorum. Es geçtiğim bütün hallerimi görmek için, es geçtiğim bütün laflarımı, kusurlarımı, hatalarımı tek tek inceleyebilmek için bakıyorum.

Atalım mı kirli duygularımızı bir çöp tenekesine: Toparlayalım mı çöplerimizi etrafımızdan? Oturup klozete yaşamlarımızın pisliklerini çıkaralım mı? Özür dilerim biraz “pis” bir yazı oldu bu galiba. Hepimiz biliyoruz ki insanın görünürde olduğu gibi, görünmeyeninde de yaşamsal pek çok davranışı vardır. Bunlar gerçektir ve aslında görünenin aksine insanı insan yapan da bu özellikleridir. Bilgisi, görgüsü, algısı, derinliği, yaşama nasıl baktığı, yazısı, edebiyatı, heykeli, balesi, dansı, tiyatrosu, -aslında ne çok şeyi- yaşamın görünmeyen arka sokağındaki hareketleridir. Görünen yüz güzel, temiz olabilir ama görünmeyen kesitte ne çok mide bulandırıcı şey saklayabilir.

 

Bir gün, gözümüzde büyüttüğümüz birinin ardından tuvalete girdiğimizde dışkıları ve artıklarıyla karşılaşınca anlarız… O gün, mide bulantısıyla kalakalınca… Beslendiği güzellikleri bir artık gibi ortalarda bıraktığı gün anlarız, dünyanın neden bu hale geldiğini. Ve ne yazık, insanoğlunun ruhunu, beynini, aklını temizlemek için yoktur ne bir yıkama jeli, ne de bir dezenfektan. Kendi pisliklerimizi, kendi lavabolarımızdan akıtmaktan başka. Ve her şeye rağmen inatla, güzel kalmış bir kokunun peşinde, tenimizden, içimizden, doğadan yayılan ıtır kokularına sarılarak muhtaç olduğumuz kudretin doğa ananın kucağında olduğunu anlayarak… Ve bir sabah, evet bir sabah yeniden, esirgeyen ve bağışlayan temiz bir güne uyanabilme umudunu saklı tutarak…

****************************************************************

Oksitlenmiş Ruh

-Oksitlenmiş bir ruhun lekesini
Hangi ilaç temizler?-

Bir bedendeki boşluğa çıkıp geldin
O boşluğa
Ruhumu dürdüm, büktüm, sakladım

Şarjı oldun zayıflığımın
Yoruldukça
Sen oldum

Üzerine yağmur yağan bir densiz akşamda
İçimde firar kıpırtıları duydum
-Kaçtın-
O boşlukta
Oksitlenmiş bir ruhun
Lekesi kaldı

B.B.

 

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı